Ocak Hatıralarım (33)

Abone Ol

Türk Ocakları İlk Olağan Genel Kurulunu Yapıyor.

Kurulduğu günden itibaren çok yoğun faaliyetlere sahne olan Ocağımız Yozgat Kültür hayatında önemli bir boşluğu doldurmuş ve kendisine de önemli bir yer edinmişti.

Ocak faaliyetlerinin yoğunluğu ve Türk Milletinin meseleleri ile ilgilenen insanlarımız için Ocağımız bir cazibe merkezi olmuştu. Tabi bu durum, Yozgat üzerinde gelecek hesapları yapanları elbet tedirgin ediyordu. Fakat biz hiçbir şeye aldırmadan faaliyetlerimize devam ettik.

Açılışından itibaren 2 yılını dolduran Ocağımız için genel kurul zamanı gelmişti. Bu amaçla; 6 Temmuz 1991 2. Olağan genel kurulumuz yapıldı ve kendi aramızda yaptığımız çeşitli istişareler sonucu Ocakta aktif olarak faaliyet gösteren Kenan Eroğlu Başkan olmasına karar verildi.

Konu: Ocak 2. Olağan kongresinde yaptığım konuşma.

Tarih: 6 Temmuz 1991

Yer: Ocak konferans salonu.

Konuşmacı: Kenan Eroğlu

“Saygıdeğer Misafirlerimiz

Çok uzun bir kuruluş ve çalışma safhasından geçerek, bu güne gelerek 2. Olağan kongresini yapan Ocağımızın Milletimize hizmet yolunda daha nice kongrelere ulaşmasını diliyor.

Hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Tefekkür ve Milli düşünceye önem verilmeyen bir ortamda, bazı milli konuların Milliyetçilerin ilgi sahasına girmesi gerektiğine inandığım bazı milli meseleleri bir kere daha gözden geçirmek istiyorum.

Milliyetçi aydınlar, Türk dünyasını, Türklük meselelerini bir bütün olarak her yönüyle ele alarak ilgilenmek ve araştırma amacında olmalıdır. Fakat hemen belirtelim ki Milliyetçiler çalışmalarını ilmi metodlarla yapmalıdır.

Siyasi iddia ve ihtiraslardan uzak kalarak, fikri-kültürel bir yol tuttuktan sonra ilgi ve alaka yönünü siyasi ölçülerle sınırlandırarak, kültür Milliyetçiliği meselesini aksatacak bir yola girilemez. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dışında da türlü boy adları taşımakla beraber dünya çapında isim yapmış bilginlerce Türk olarak kabul edilen ve Türkçenin birer lehçesini konuşan birçok topluluk vardır.

Türk Milliyetçileri, Türklükle ilgili meselelerde bu toplulukların hepsini göz önünde bulundurarak, hepsine aynı değeri vererek hareket etmekle ilmi düşüncenin de icaplarını yerine getirmiş olurlar.

Mesela: Bir dil bilgini için, hangi ülke ve bölgede ve hangi siyasi sınırlar içerisinde konuşulursa konuşulsun Türkçenin bütün ağızları eşit derecede değerlidir.

Bu durum Türk sanatı, Türk tarihi ve Türk kültürü ile ilgili bütün konular için aynıdır.

Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması sonucu, Trakya’da, Kıbrıs’ta, Suriye’de, Irak’ta vs. yerlerde kalan Türk topluluklarının meselelerini Türkiye sınırları dışında oldukları için ilgimiz dışında bırakmak Milliyetçinin düşünce tarzı olamaz.

İlim hakikati araştırır. İlmi düşünce bizi hakikatleri bulmaya yardım eder. Siyasi sınırlarımız dışında bulunan bu toplulukların varlığı ve Türklüğü gerçeğin ta kendisidir. İran, Suriye, Irak, Kafkasya, Kırım, Türkistan, Sibirya, Bulgaristan ve dünyanın her yerinde yaşayan Türklük içinde aynı şeyi söyleyebiliriz. Bu ülkelerdeki Türklüğün meseleleri ile ilgilenmek Milliyetçiliğimizin bir gereğidir.

Fakat Milliyetçi aydınlar, ilim ve milli meselelerdeki görüşlerimizi bir arada kaynaştırarak yürütmek, birini diğerine yardımcı kılmak mecburiyetindedirler. Nitekim bizzat millet ve milliyetçilik problemi sosyolojinin bir konusu ve dalını teşkil etmektedir.

Kültür hayatımızın dil, tarih, sanat, sosyal hayat ve hatta siyaset gibi hangi yönünü ele alırsak alalım, bu konularla ilgili ilmi araştırma ve inceleme metodlarına göre hareket etmeliyiz. İlmi metodlara dayanmayan, ilmi araştırmalarla elde edilen sonuçlara itibar edilmeden milliyetçilik yapılacağına inanmak güç görünüyor.

Milliyetçiler; Türklükle ilgili konuları ve bu konuları ele almak bakımından bir kısım özellikler taşımalıdır.

Kültür problemleri temel teşkil etmek üzere Türk dünyası bütün olarak ele alınmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti birinci planda olmak üzere Türklüğün bu günkü hayatına ve geleceğine tesir eden her şey üzerinde durulmalıdır.

Bir misal vermek gerekirse: Türk tarihi araştırılmalıdır. Fakat Türk tarihinin bilhassa yeni ve Türk dünyasının bu günkü hayatına tesir eden en yeni tarih araştırılmalıdır. Bu arada Osmanlı medeniyeti de göz ardı edilmemelidir.

Türk dünyasının tarihteki ve bu günkü etnik durumu, göçler, karışmalar, nüfus istatistikleri, Türk dünyasının yakın mazisi, bu günü ve geleceği bakımından oynayacağı roller bilinmelidir.

Dil meselesi üzerinde durulmalı, bilhassa Türk lehçeleri arasında son yıllarda meydana gelen ayrılıklar üzerinde önemle durulmalıdır.

Türk folklor araştırmaları dahi sadece Anadolu’ya inhisar edilmemelidir.

Türk dili meselesi, Bütün lehçeleri, yazı dili ve edebiyatımızı da içine alan “Türk kültür birliği” meselesi olarak ele alınmalıdır.

Sosyal problemler üzerinde durulmalıdır. Türk Milleti tarihte çeşitli dinlere girmiş ve birçok sosyal meselelerle karşılaşmıştır. Bu yüzden Türk kültürü, devlet ve maddi hayatlarında birtakım değişiklikler olmuş, fakat Türklük millet olarak varlığını sürdürmüştür. Bilhassa son 50-60 yıl içinde karşılaşılan sosyal meseleler, daha da giriftleşmiştir. Gerek sosyal nizamın kurulmasında ve gerekse yabancı ideolojilere karşı milletimizi savunmak için bu gibi meseleleri de incelemek ve bilmek zorundayız.

Bu kısa izahların ışığı altında Milliyetçilerin neleri göz önünde bulundurması gerektiği üzerinde biraz duralım.

Kültür: Bilindiği gibi kültür, hars karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bu gün ise şu manaya gelmektedir. “Gelenek, sanat ve diğer manevi kuvvetlerin geliştirilmesiyle, kişilerin olgunlaştırılması, çalışmalarının neticesi, icraatlarının ortaya koyduğu varlıklar hedefli ve planlı yaşayış tarzı, içimizdeki ve çevremizdeki dünyanın olgunlaşması.” Kişilerin dünya ve Yaratan hakkındaki düşüncelerine, hayattan bekledikleri maksat ve ülkülerinin durumuna göre kültür bir değer kazanır. Ve şuurlu hale gelir.

İdeal bir şekilde kültürün değerlendirilmesi ancak ilimle ülkünün yan yana yürümesiyle, yani yüksek bir bilgiye sahip olan kimselerin aynı zamanda Ülkü yönünden de mücehhez olmalarıyla mümkündür. Kısaca “Ülkü sahibi kültürlü insan.”

Millet topluluğu bu bakımdan ele aldığımız zaman görürüz ki; O milletin özelliklerini, hayatının gayesini iyice kavrayamayan ve bu yönlerden şuurlu bilgiye yani Ülküye sahip olmayan zümrelerin iş başına gelmesi halinde Milli Ülkü ile kültür aykırılaşır. Kültür buhranı baş gösterir. Millet ve devletin hayatı tehlikeye düşer. Kısaca “Ülküsüz medeni insan, Ülküsüz aydın.”

Hayatta kültürle milli ülkünün ahenkli bir şekilde birbirlerini tamamlaması ve yan yana yürümesi ideal düşünce olmakla beraber, bu yolda sapmalara, yeni kültür buhranlarıyla karşılaşılmaktadır.

Çoğu zaman tahsil, yanlış olarak kültür ile eş sayılmaktadır. Hâlbuki Ülküsüz aydınlar yanında Ülkü sahibi cahillerle de sık sık karşılaşmak mümkündür.

Bu yanlış anlama yüzünden bazen öyle durumlar ortaya çıkar ki Milli Ülkü göz önüne alınmadan aydından her türlü fedakârlık beklenir. Seçkin insan olmakta, medeni olmaktan başka bir meziyet aranmaz. Ama zamanla halkın özelliklerinden uzak bu aydınların hataları ortaya çıkar. Milletten kopuklukları anlaşılır.

Milli bir topluluğun geleceğini emniyet altına almak için, kültür buhranının meselelerini de milliyetçi aydın bilmek ve incelemek zorundadır. Biraz önce sözünü ettiğimiz Ülkülü-aydın, Ülküsüz-aydın tabakasının yanında, bir de az tahsilli veya tahsilsiz fakat milli kültürün canlı bir müzesi gibi olan halk tabakası vardır ki işlenmemiş bir şekilde ve belli bir seviyede ülkü sahibidirler.

Yabancı kültürlere karşı mücadele, kültür buhranına karşı mücadelede Milliyetçi aydınlar nelere sahiptirler, neleri eksiktir, halkın nelere muhtaç veya nelere sahip olduğunu da bilmek zorundadırlar.

Biz de; Aydınların en büyük hatası halkta bulunan milli şuuru kavrayamayıp kendi bilgi ve kültürlerine fazlaca güvenmeleridir.

Aydın olmak, öğretimle elde edilen bir özelliktir. Öğretim ise kitaplar, dersler, uygulamalar ve laboratuarlardan elde edilir. Aydınların genellikle kültür adına sahip oldukları kıymetler bunlardır. Ve genellikle milli kültürden uzaktır.

Tahsilsiz halk tabakaları bu gibi öğretimle elde edilecek bilgilerden belki mahrumdur ama cemiyetin tarihi değerlerini, geleneklerini ve adetlerini benimsemişlerdir. Milli hayatın din, ahlak, hukuk, iktisat, dil ve sanat kaynaklarına daha yatkındırlar.

Bizim milletimizin dünya görüşü bu kaynaklarda gizlidir. Kullandığı sözler, kurduğu cümleler, söylediği meseller, naklettiği hikayeler ve ortaya koyduğu hikmetler ile fikrini orta yere koyar. Aydınlar düşünüşündeki tarzı, duyuşundaki üslubu ele alarak, şiirini, müziğini dinleyerek, oyunlarını seyrederek, inanış ve ahlak prensiplerine nüfuz edebilirler.

Milletimizin giyinişinde, evinin döşenişinde, mobilyaların sadeliğindeki güzelliği, masallarını, fıkralarını, menkıbelerini, eski töre ve törenlerden kalma adetleri öğrenmek, halkın kitaplarını okumak, onun kutladığı bayramları kutlamak, canlandırmak Milliyetçinin Ülkücünün görevidir.

Esasında Milliyetçiyim diyen aydın insan şunu bilmelidir.

Kültürün temeli millettedir.

Milletimizle kaynaşmak için iki yol vardır. Milletten kültürü almak için millete gitmek.

Millete medeniyetin nimetlerini götürmek için millete gitmek gerekir.

Biz ise millete gitmek, millete ulaşmak yerine hayal âlemimizde meydana getirdiğimiz bir milliyetçilik peşinde koşuyoruz. Bundan dolayıdır ki, Milletin istediğimiz, özlediğimiz desteğini tam manasıyla alamıyoruz.

Milletin meselesiyle uğraşamadığımız müddetçe durum böyle olacaktır.

Beni dinlemek lütfunda bulunduğunuz için hepinize teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.”

Genel kurul sonucunda yönetime seçilen arkadaşlar 7 Temmuz 1991 Tarihinde toplanarak görev taksimi yapmıştır.

Buna göre Yönetim Kurulu aşağıdaki şekilde oluşmuştur.:

Kenan Eroğlu… Başkan

Ünal Karadavut… Kâtip

Ahmet Kayalı… Muhasip

Ahmet Ateş … Üye

Orhan Savaş … Üye

Kazım Arslan … Üye

(Not: Yukarıdaki konuşmanın hazırlanmasında Prof. Dr. Erol Güngör’ün fikir ve kitaplarından faydalanılmıştır.)