Ocak Hatırlarım (31)

Abone Ol

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun

Konferans

Konu: “Dil Birliği ve Lehçelerimiz”

Konuşmacı: Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun

Tarih: 15 Aralık 1990

Yer: Büyük Sinema salonu

15 Aralık 1990 Tarihinde, Prof. Dr. Sn. Ahmet Bican Ercilasun tarafından, Büyük Sinema salonunda “Dil Birliği ve Lehçelerimiz” konulu konferans yapılmıştır.

Ahmet Bican Ercilasun hocamız geniş bir açıklama yaparak Dil birliğinin öneminden, Türk lehçelerinden örnekler vererek anlatmıştı. Türklerin yaşadığı geniş coğrafyalarda konuşulan Türkçe’nin ağız farkları, lehçe farkları üzerinde ısrarla durmuş ve açıklamalarda bulunmuştur. Türk Dünyasının nesrinde olurlarsa olsunlar bütün Türk’lerin çok küçük lehçe farklılıklarıyla aynı dili yani Türkçe’yi konuştuklarını belirtmişti.

***

Konuşma Metni

Konu: 21. Yüzyıla Girerken Türkiye

Hazırlayan: Kenan Eroğlu

Tarih: 22 Aralık 1990

Yer: Türk Ocakları konferans salonu

“Dünyamız 21. Yüzyıla süratle girmektedir.

20. Yüzyılın son 10 yılına çok büyük ve baş döndürücü, hızlı değişme ve gelişmeleri yaşayarak girdiğimiz malumdur.

Dünyadaki bu gelişme ve değişmelerin belli başlıları şöyle özetlenebilir.

-İnsan hakları ve hukuk alanındaki gelişmeler.

-İlim ve teknoloji alanındaki gelişmeler.

-Ekonomik alandaki gelişmeler

Komünizmin, iktisadi ve sosyal bir doktrin olarak başarısızlığa uğraması, son yıllarda karşılaşılan bu büyük gelişme ve değişmenin tabii bir sonucudur.

İlim ve teknoloji alanında, özellikle Amerika Birleşik Devletlerinin sağladığı üstünlük, dünya düzenini yeni gelişmelere gebe hale getirmiştir.

Japonya ile Birleşik Almanya’nın ekonomik ve ticaret alanında başardıkları akla durgunluk veren üstünlük büyük uyanışlara yol açmıştır.

Bir zamanlar eski “İpek Yolu”nun gözden düşmesi ve yenidünyanın keşfi ile dünyanın siyasi sosyal-ekonomik faaliyetlerinin ağırlığı Atlantik Okyanusu çevresinde yoğunlaşmışsa,

Günümüzün ilmi-sosyal-siyasi-ekonomik gelişmeleri de bu gün Büyük Okyanus ve çevresi yeni ve büyük bir önem kazanmaya başlamıştır.

20. Yüzyıl emperyalizmin iflasının başladığı bir yüzyıldır. O günün emperyalist devletleri; Avusturya-Macaristan, Alman, İngiliz, Fransız İmparatorlukları, Rus Çarlığı ve bunların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu arka arkaya çöküp gitmişlerdir. Geriye can çekişen iki süfli İmparatorluk kalmıştır. Bunlardan birisi Çin, diğeri ise Sovyet İmparatorluğudur.

Yine bu yüzyılda; İnsan idrakinde çok güzel yükselişler olmuştur.

İnsan emeğinin değeri ve kutsallığı anlaşılmaya başlanmıştır.

Gerek kişiler ve gerekse toplum için kendi alın teri ve emeğiyle yaşamanın en insanca ve en şerefli bir hayat tarzı olduğu, kendini bilen ve gerçek insanlık vasfını kazanmış herkes tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır.

Başkalarının hakkını çalmak, başka insanları ve toplumları köle olarak yaşatmak, sömürmek, bunu yapanlar için çok alçaltıcı bir davranış olarak kabul edilmiştir.

Bu bakımdan, günümüzde yıkılmamakta direnen sömürgecilerin imparatorluklarını süratle tasfiye etmeleri bütün insanlığa karşı yerine getirmeye mecbur oldukları bir borçtur.

Nitekim Sovyet Rusya’da, Rus oldukları halde Saharov gibi, General Griereko gibi, Soljenitsin gibi yüksek düşünceli ilim, sanat ve siyaset adamları bile Rus Milletinin esir ettiği toplumların bir an önce serbest bırakılmaları ve Sovyet İmparatorluğunun sona erdirilmesini isteyen çabalarını uzun müddetten beri yürütmektedirler.

Diğer yandan, Sovyet Rusya’da başlatılan; “Yeniden Yapılanma” ve “Yumuşama-Açıklık” politikaları ile dünyanın bu 70 yıllık imparatorluğunun ciddi meselelerle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Peyklerden vazgeçme, bunların Sovyet ekonomisine getirdiği yükten kurtulma ve buradan doğacak maddi güç ve imkânları kendi kalkınmasına harcama politikası şu anda birliğin temel politikası haline gelmiştir.

Bu halin tabii bir sonucu olarak zayıflayan merkezi otoritenin zaafından istifade ederek, bu imparatorluk bünyesinde bulunan Türk kardeşlerimizi de bir insanlık, hak arama ve hürriyet mücadelesine başlatmış bulunmaktadır.

Dünya siyasetinde gözlenen ve baş döndürücü ve akıllara durgunluk veren gelişme ve değişmeler, insan hakları ve hukuk, ilim, teknoloji, kalkınma ve ekonomi alanlarındaki büyük hareketlenmeler karşısında Türkiye ne yapmaktadır.

Türkiye bu gelişme ve değişmelerin neresindedir?

Ya da nerelerde takılıp kalmıştır?

Yukarıdan beri izaha çalıştığımız, gerek Sovyetlerde meydana gelen gelişmeler ve gerekse diğer bütün ilgili ülkelerde yaşanan ve çağımızın bir gerçeği olarak en önemli mesele haline gelen “Dış Türk’ler konusu hakkında Türkiye Cumhuriyeti devleti ne düşünmektedir?

Türk siyasetçileri, Türk aydınları, Türkiye’yi yönetenler ne düşünmektedirler?

Dünyadaki ve Türk dünyasındaki bu değişme ve gelişmelere karşı hazırlıklı mıdırlar?

21. Yüzyılda kurulacağını zannettiğimiz Dünyanın yeni düzeninde, şeref ve haysiyetiyle yer almış insanları müreffeh, huzurlu, devleti kuvvetli bir ülke halinde Dünya tarihinde ve siyasetinde yer almanın şartlarını gerçekleştirmeyi düşünmekte midir?

Maalesef;

Bütün bu sorulara müsbet cevaplar veremiyoruz.

Peki, çare nedir?

Bize göre çare tek.

Türk Milletinin Türk insanının; Aydınıyla halkıyla, siyasetçisiyle, yöneticisiyle, çiftçisiyle, işçisiyle birlik beraberlik içinde olması lazımdır.

İşin öneminin kavranması, gelişme ve değişmelere yetişecek ve Türkiye Cumhuriyetinin durumunu ilk planda dünyanın süperleriyle aynı seviyeye getirecek uzun bir mukavemet koşusuna başlamak.

Bunu başlatmadan, bunu düşünmeden, bunu istemeden, bunun planını yapmadan ve gerekirse bu yolda uzun ve eziyetli bir kalkınma seferberliği yolunu yürümeyi kabullenmeden Türkiye, içinde bulunduğu durumdan asla kurtulamaz.

Ve Türkiye;

Vurdumduymazlığın, nemelazımcılığın, şahsi faydacılığın yerine.

Milliyetçiliği, maneviyatçılığı, Ülkücülüğü, feragat ve fedakârlığı koymadan hiçbir şekilde; İyiye, güzele, kalkınmışlığa, refaha talip olamaz.

Türkiye Cumhuriyetinin içinde bulunduğu durumdan memnun değilsek, milletimizi kalkındırmak, mutlu ve müreffeh etmek istiyorsak bu şartları yerine getirmek mecburiyetindeyiz.

Biz Milliyetçiler olarak.

Türkiye’yi;

İman ve ahlakta en yükseğe çıkmış,

Eğitimin en yüksek seviyeye getirmiş..

Modern ilim ve tekniği, gelişmiş modern teknoloji üreten bir toplum haline getirmenin şart olduğuna inanıyoruz.

Bunu yaparken.

Görevleri, sorumlulukları, yükümlülükleri ve nimetleri adalet esasına göre paylaştıran bir toplum yapısının kurulmasını hedefliyoruz.

Ekonomik gelişme ve kalkınmanın tek ve en önemli şartı üretimi artırmaktır.

Otomasyona dayanan, standart, kitlevi ve hızlı üretim ekonomik kalkınmanın temel şartıdır.

Bunu temin için;

Ülkenin,

Hammadde, insan gücü, yer altı ve yer üstü, enerji gibi kaynakları seferber edilmelidir.

Dün olduğu gibi bu gün de Türkiye’yi yönetenler, yönetmeye talip olanlar, bu meseleler üzerine kafa yormuş ve bunun heyecanını içinde hissetmiş, bu heyecanı milleti ile paylaşacak yollar aramış değillerdir.

Hesaplar daima küçük yapılmış.

Kısa vadeli yapılmış, günlük yapılmıştır.

Türk devletinin ve Milletinin hakkı olan büyük olma da tutulmamıştır.

Bunun için biz Türk Milliyetçileri olarak diyoruz ki;

Taklitçilikte,

Batı kaynaklı olmada,

Zamcı, devalüasyoncu,

Enflasyonist ekonomik tedbirlerde,

Hesapsız ve hep aleyhte neticeler veren ithalat ve ihracat politikalarında,

İç ve dış borçlanmada,

Lüks ve israfa dayalı savurganlıkta,

Adam kayırmada.

Devletin en önemli kuruluşları olması gereken KİT’leri irrasyonel bir biçimde yönetmede,

Türk Milliyetçilerinin dışında bütün siyasi ve fikri hareketler, siyasi partiler hep bir birinin aynıdır.

Esasen birbirinin devamıdır.

Türkiye’de sadece, evet sadece bizler;

Türk Milliyetçileri.

Türk Milleti için, taklitçi olmayan, batının çürümeye yüz tutmuş sistemlerinden değil.

Türk İslam inanç ve düşüncesinden hareketle, yüzde yüz yerli ve yüzde yüz milli görüş, fikir ve sistemlerin Türkiye’nin kurtuluş ve kalkınma hareketinin reçetesi olacağını iddia ediyoruz.

Türk Milletini ve Türk insanını en kısa zamanda, en kısa yoldan çağlar üzerinden aşırarak “Bilgi Toplumu”na,”Uzay Çağı”na kavuşturacak.

Aynı zamanda ahlak ve maneviyatta da en yükseğe çıkartacak görüş ve fikir Türk Milliyetçiliğidir.

Bunu isteyen ve bunu dileyen herkesi,

Nemelazımcı, vurdumduymaz, menfaatçi, faydacı ve maddeci, köşe dönücü zihniyetten sıyrılarak.

Türk Milliyetçilerinin çatısı, bayrağı altında toplanmaya, toparlanmaya ve Yüce Ülkü’lere doğru koşmaya davet ediyorum.”