Şaka maka korona…

Abone Ol

Vardır elbet devletimizin bir bildiği.
Böyle düşünüyor, hayır diliyoruz. Lakin sürece baktığımızda yaşadığımız şehir Yozgat dahil Türkiye’nin tamamında ciddi anlamda artan covid-19 vakalarına karşı laylaylom geçiyor günlerimiz.
Yozgat Şehir Hastanesi yeniden pandemi hastanesi oldu olacak.
Poliklinik hizmetleri askıya alınmaya, ameliyat olan hastalar durumlarına göre erken taburcu edilmeye başladı. Pandemi testi bekleyenlerin sayısında yüzde 300 artış var.
İl Sağlık Müdürü Fatih Şahin, artan vakalarına rağmen pandemi hastane olmayı gerektirecek bir durum olmadığını açıkladı ama bir gerçek var ki vaka sayısı dünün katbekat üstünden.
Süreç çocuklarımızı da bu girdabın içine düşürmeye başladı. Aşılama çalışmalarına rağmen, kural tanımazlık, anormal ölçüde normalleşme süreci darmadağın etti.
Tedbir, denetim, mesafe, maske, hijyen, toplu hallerde bulunmama gibi kurallar yok gibi. Daha önce de konuştuk maske var (gibi). Varlığı ve yokluğu çok fazla bir önem arz etmiyor diğer kurallara riayet edilmediği için.
Vardır elbet devletimizin bir bildiği.
Ekonomik gerecekler mi, sürü politikası ile yürütülen yeni bir sistem mi, vatandaşın ortaya koyduğu bir reflekse karşı kontrollü şekilde süreci yürütme mi?
İnanın içinde bulunduğumuz sürece bir isim koymakta zorlanıyorum.
Yakın çevremizden, mesleğimiz gereği Yozgat genelinden gelen haberler hiç de iç açıcı değil.
Sağlık Bakanlığın açıkladığı veriler tüm çıplaklığı ile ortada aslına bakarsanız. Ancak televizyon ekranında gördüğünüz, sosyal medya ve gazetelerden haberdar olduğunuz vaka durumlarını yanı başınızda yaşadığınızda hakikatle yüzleşiyorsunuz.
Ve o yüzleşme duygu dünyanızda hiç de olumlu bir tesir göstermiyor.
Peki…
Ne olacak?
Böyle mi devam edecek, bir yandan aşılama, bir yandan yerli aşı umudu, bir yandan hayatın ve ekonominin gerçekleri.
Ve yaklaşan Ramazan ayı.
Dünyamızda müstesna bir yere sahip olan böylesine mübarek bir zaman dilimini maalesef korona virüs gölgesinde ikinci kez yaşayacağız.
Hem sağlık hem de ekonomik gerçekler üzerinden konuşunda komşunun komşu külüne muhtaç olduğu zaman dilimi.
Paylaşma ayında gerçek paylaşmayı yaşamak istemez miyiz?
Geçen yıl Ramazan ayında gösterişli sofralarda tok ağırlama fırsatı (!) bulamadık.
Eğri oturup doğru konuşalım, Ramazan aylarında maalesef şatavatlı israf sofralarında eş, dost gönüllemekten öteye gitmiyoruz. Tok’un Aç halinden anlama zaman diliminde zaten tok olan karınları doyurmak yerine pandemi sürecinde ekonomik buhran yaşayan ancak sesi çıkmayan o kadar fazla insan var ki!
Hiçbir şey düşünmeden, iç dünyamızda muhasebe etmeden bir tabak çorbayı paylaşmanın tam zamanı değil mi?
O halde Allah’ın verdiği sağlığa buyurun bu Ramazan ayında daha çok şükredip, ekmeğimizi tam orta yerinden hiç ama hiç muhasebe yapmadan paylaşalım.