Saldırın Saldırın (1)

Abone Ol

Odgurmuş: Yine neler oldu? Yerinizde duramıyor etrafa zehirli-sinirli nazarlar atıyorsunuz.
Monşer: Daha neler olsun. Daha neler.
Hem çok seviniyorum, hem çok kızıyorum. Seviniyorum çünkü aylardır günlerdir dilim şişmişti, şöyle kazına kazına bir eleştiri yapamıyordum. Ben bu değilim diyordum. Ben, beeennn mutlaka bir şey bulup devletin, milletin ve de hatta dinin, din adamının aleyhine şöyle dört dörtlük bir eleştiri yapmalı onları yerin dibine batırmalıyım hıncımı almalıyım diye bekliyor yanıp tutuşuyordum ki, bir de ne göreyim Diyanetten bir açıklama gelmez mi?
Havalara uçuyorum, yerimde duramıyorum, hemen kalktım diğer eleştiri ve tenkid makinelerini toplayıp şöyle bir ortamı hop oturtup hop kaldırtalım dedim.
Odgurmuş: Neler söylüyorsunuz. Sanki açıklamayı yapan bize yüzyıllarca düşmanlık yapan bir ülkeden bir açıklama yapılmış gibi tepki gösteriyorsunuz.
Açıklamayı yapan, kendi ülkemizin Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Biz buradan bakarken görünen şey başkadır, Başkanlığın bulunduğu yerden durumun görülmesi elbette başkadır. Bu kadar farkı göremiyor musunuz? Sizin köyde hava bulutlu diye Türkiye’de, hatta Ortadoğu’da ve hatta gönül coğrafyamızda da havanın bulutlu olması mı gerekiyor.
Monşer: Sen nasıl Diyanet İşleri Başkanısın ki. İnsanlara dinin öğrenmesini engelliyorsun. Beş vaktin ehli bir vatandaş bile, Fatiha suresinin anlamını bilemez.
Sokağa çıkın, vatandaşın % 50’si kelime-i şahadet getiremez.
Makamını geç, ezanı sade cümle olarak oku desek, çok büyük bir oran vallahi bilemez.
Vatandaşın dini bilgilerinin öğretmeni diyanettir.
Değil bir beynamaz
Diğer vakit ezanlarında okunmayan, sadece sabah ezanında okunan; “essalâtü hayrun min'ennevm" ne demek. Hadi hep birlikte öğrenelim; "Namaz uykudan hayırlıdır" demek.
Ey diyanet; vatandaş; “essalâtü hayrun min'ennevm" lafzının "Namaz uykudan hayırlıdır" demek olduğunu öğrenirse, sabah namazına öyle bir heyecanla kalkar ki.
Niye...
Çünkü namaz uykudan hayırlıymış.
Odgurmuş: Ne diyorsunuz siz? Elbette sokaktaki vatandaş dinin derinliklerini veya pek çok şeyin manasını bilmez veya bilemez. Siz ve sizin gibi aydın okumuş geçinenlerin ülkeyi getirdiğiniz nokta bu işte. Bu eleştirilerinizin tek sebebi-muhatabı yine sizsiniz. Evlerde, odalarda okunan ve bizi kökümüze-inançlarımıza bağlayan ne kadar Muhammediye, Battal Gazi Cenkleri, Hz. Ali Cenkleri vs. kitap varsa toplayıp meydanlarda yakmadınız mı? Daha ne bekliyorsunuz, hem öğretmiyorsunuz, sorumluluk almıyorsunuz hem de vatandaşı vermediğiniz, öğretmediğiniz şeylerle suçluyorsunuz.
Bir de milletle alay ediyorsunuz, şunu bilmez, bunu bilmez diyorsunuz. Sade bir Müslüman belki bazı ayetlerin meallerini bilmez ama onun sizden çok farklı olarak sarsılmaz bir iman ve inancı vardır. Sizlerde ise bunların olduğu şüphelidir.
Monşer: Ben vatandaşımı biliyorum o bunları bilemez...
Ben pek mi biliyorum.
Eh işte, namaz dualarını inşallah anlamıyla birlikte hatasız okurum zannediyorum.
Başka...
O kadar işte.
Bir de İslam'ın ilk şartının "Adalet" olduğunu.
Yahut olması gerektiğini zannediyorum.
Odgurmuş: İslam’a yeni bir şart mı eklediniz. Aklınızda kafanızda geçen her şeyi İslam’ın şartı gibi takdim etmek ancak size yakışır.
Monşer: Diyanet İşleri Suçludur ve ayağa kalkıp hesap vermelidir. Bu kadar bütçe nereye gidiyor, nereye harcanıyor diye.
Diyanet sınıfta kalmıştır, bütün yetkileri elinden alınmalı, personeli bahçıvanlık, temizlikçilik vs. işlere kaydırılmalı ve bu önemli kurum için ve yeni bir kadro oluşturulmalıdır.
Odgurmuş: Ömürsünüz Vallahi, bu kadar da hazımsızlık olmaz. Bu Diyanetten ne istiyorsunuz. Kurum ve kuruluşlarımızı yıpratınca elinize ne geçer.
Monşer: Bu derece başarısız bir kadronun arkasında namaz caiz midir değil midir, tartışılmalıdır. 17 dilde Kur’an-ı tercüme ettir dağıt.
DEVAMI YARIN