Geliyorum diye avaz avaz bağırdı küresel ısınma, kıtlık…
Ve geldi…
Günlerdir konuşulan, tartışılan konu su meselesi. Oldukça mühim, oldukça önemli bir konu. Daha önceki yazımda da yazmıştım; bu konuda çok endişeliyim, kaygılıyım, korkuyorum.
Kaç haftadır mahalle mahalle, bölge bölge sularımız kesiliyor. Su deposu olanlar çok perişan olmuyor ama kiminin suyu bir haftadır yok. Bu çok uzun bir süre. Ülkece tedbir aldık mı? Almadık.
Bu sorun sadece Yozgat’ta yaşanmıyor. Birçok ilde barajlar kurudu. Herkes bir günah keçisi arıyor. Kimi bir önceki belediye başkanımız Sayın Celal Köse’yi suçluyor, kimi mevcut başkanımız Sayın Kazım Arslan’ı, kimi AK Parti’yi…
Sayın Köse başladığı projeyi bitiremedi çünkü seçilemedi. Bu problemin onunla ne alakası olabilir? Elinden geleni yaptı, projesi yarım kaldı.
Belediye Başkanımız Sayın Kazım Arslan’a gelince… Kimine göre gecikti, kimine göre su konusunda sınıfta kaldı. Vatandaş kızgın. “Su verilecekse belirli saatlerde, adaletli verilsin” diyorlar. “Kiminin suyu bir gün var, bir gün yokken biz niye sekiz gündür susuzuz?” diye soruyorlar. “Neden çıkıp açıklama yapmıyor?” diyorlar.
Fakat Sayın Arslan çıkıp özür diledi. Şimdi hummalı bir çalışma var. İnşallah yağışlarla birlikte barajlarımız dolar.
Peki sadece Sayın Kazım Arslan’ı suçlamak doğru mu? Bu sorun hepimizin değil mi? Tarık abim de yazısında “Bu hepimizin problemi” demişti.
Havada tepemizde uçan, zehir saçtığı söylenen uçakları neden kimse konuşmuyor? Hâlâ “meteoroloji uçağı, hava durumunu ölçüyor” diyenler var. Yıl olmuş 2026… Üç beş uçakla mı ölçülüyor hava durumu? Havaalanlarımız açık, sınırlarımız açık; elini kolunu sallayan giriyor, uçuyor.
AK Parti İl Başkanı Sayın Hasan Kandemir “2050 yılına kadar yetecek suyumuz var” diyor. Tamam, o zaman yetirin 2050’ye kadar. Destek olun. Peki yönetim olarak siz de taşın altına elinizi koydunuz mu? “Ne yapabiliriz?” dediniz mi?
Söylemler işe yaramıyor. Biz icraat görmek istiyoruz. En azından “2050’ye kadar suyumuz var” demenin rahatlığını yaşamak istiyoruz.
Sayın Kazım Arslan’a “AK Parti’ye geç başkanım” yazanlar var. Ne alaka yahu? Bu sorun hepimizin sorunu değil mi? Burası Yunan toprağı mı? Türkiye sınırları içinde bir şehir değil mi?
Bu sorun hep birlikte çözülmeli. A partisi, B partisi yok bu işin. Biz halk olarak yorulduk. Tenis maçındaymışız gibi kafamız bir o yana bir bu yana dönüyor. Herkes birbirini suçluyor, “ipteki cambaza bak” diyerek hedef şaşırtıyor. Yükü üzerinden atıyor.
Çeşme başlarında beklemekten yorulduk. Kombiler bozuldu. Ama tek bir günah keçisi yok. Birlik olacağımıza, “Nasıl halledebiliriz?” diyeceğimize, belediyeye destek olacağımıza herkes birbirini işaret edip kenara çekiliyor.
Sırf AK Parti’de mi bu memlekette? Diğer partiler nerede? “Biz ne yapabiliriz ki?” demeyin. İsteyince her şeyi yapıyorsunuz.
Sayın Celal Köse’yi suçlayalım, Belediye Başkanımız Sayın Kazım Arslan’ı suçlayalım, A Partisi’ni suçlayalım… Eline ne geçecek? Bugüne kadar ne geçti? Hep yerimizde saymadık mı? Hep kaybeden olmadık mı?
Bırakalım geçmişi. Geleceğe bakalım. Ne yapılabilir, ona odaklanalım. Kaybedince anlaşılıyor her şeyin değeri. Şimdi anladık suyun önemini.
Sesini özledik suyun…
Şakır şakır akışını özledik.
Su sesi terapidir.
Sabah mutsuz uyanıyoruz; su yok. Psikolojimiz bozuluyor. Su çok önemli bir kaynak. Su hayat. Su yaşam. Onu da elimizden almayın lütfen.
Zafer Özışık… Zafer amcamız barajda soğukta çalışan işçilere bisküvi, kek, meyve suyu götürdü. Ne ince bir düşünce… Yapsa yapsa Zafer amca yapar. Vergisini öder, gariban dostudur, insanlara iş verir.
Ama yapılan yorumlar… Aman Allah’ım! Yozgat’ın abisi, Yozgat’ın babasıdır. Kalbi inanılmaz güzeldir, güven verir. Yaptığı bir iyiliğe, bir güzelliğe gelen yorumlar o kadar kötüydü ki… Kötüsünüz, hem de çok kötüsünüz. Kalbiniz, beyniniz, diliniz zehir.
ALAY KOMUTANIMIZ
Geçen hafta canım TEMA ailemle birlikte Yozgat İl Jandarma Komutanı, Jandarma Kıdemli Albay Sayın Cezmi Yalınkılınç’ı ziyarete gittik. Askeriye biraz soğuk olur derler ya… Kırk kapıdan geçersiniz, kontroller, sorular…
Giderken, komutanımızın “şeker gibi” bir insan olduğunu söylemiştim. Bizi güler yüzüyle kapıda karşıladı, hal hatır sordu. Kendimizi evimizde gibi hissettik.
Hoş sohbetiyle, sıcaklığıyla, donanımıyla, bilgisiyle TEMA ailesinde iz bıraktı. Bu benim ilk gidişim değildi; o yüzden kendisini tanıyor ve yerinin bende ayrı olduğunu hep söylüyorum.
Projemize destek oldu, yardımcı oldu. Gönlü geniş, vatan sevdalısı, memleket sevdalısı… Sohbetine doyamadık. Kapıya kadar uğurladı bizi. Ne büyük nezaket…
Sanatı da çok seviyor, her konserimize geliyor. Onu görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Kapısı, telefonu herkese açık. İçimizden biri. Görevini layıkıyla yapıyor, hatta fazlasıyla…
Bilge Komutan’dan sonra gördüğüm en güler yüzlü, en samimi komutan. Hep diyorum; keşke emeklilik hayatını da Yozgat’ta geçirse, burada kalsa…
Eşini de çok seviyorum; çok nazik, çok asil, tam bir hanımefendi.
İyi ki var komutanımız. Hep var olsun.