Televizyon dizilerinin olumsuz etkileri konusunu, gazeteci yazar Mustafa Sakarya’nın paylaşımında okumuştum. Mustafa Sakarya’nın bu önemli tesbitlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Televizyonların ya da televizyon dizilerinin insanları eğitmesi, geleceğe hazırlaması, hayatı öğretmesi, iyilik ve güzelliklerle insanları doğru yola doğru çekmesi gerekirken ülkemizde ne yazık ki bu durum böyle olmuyor. Birçok kanal iyilik ve güzelliklerden yana değil de toplumu bir başka yöne doğru çekme veya yönlendirme görevini üslenmiş gibi bir görevi yüklenmiş görünüyorlar.
Yapıcı olmak yerine, yıkıcı olmak, düzenleyici olmak yerine bozucu olmak, birliği sağlayıcı olmak yerine dağıtmak, genç insanlara ideal ve iyi rol modeller olmak yerine kötü adamları ön plana çıkartmak, her türlü gayrı meşru yolu mübah gösterici bir yayın politikalarını üslenmiş görünüyorlar.
İstemediğin biriyle evlendiysen onu aldatabilir, ona ihanet edebilir, başka biriyle ilişki kurabilir.
Başına gelen olumsuz, kötü ve dramatik bir olaydan sonra içki içip kendini ve etrafı dağıtabilirsin. Normaldir.
Sevdiğin eğer kişi bir başkasıyla evlendiyse, ne edip edip onları rahatsız etmeli ve onların yuvasını bozabilirsin.
Kötüler ve kötü adamlar mutlaka ve daima güçlüdür iyiler ise her zaman ezilmeye mahkûmdur. Ona göre davranmalısın.
Bütün dizilerde olduğu gibi hep yeni elbiseler, yeni ayakkabılar giyilmeli-olmalı, alışveriş yapmak için ise hep en lüks yerler tercih edilmeli hep marka olan giysiler alınmalı.
Evde ilgi görmeyen ve problem yaşayan bir erkek çareyi dışarıda aramalı, dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç da kadına yüklenmeli, erkeği ile ilgilenmediği özellikle vurgulanmalı ve bu durumda erkeğin yaptığı da mutlaka çok masum gösterilmelidir.
Her gencin mutlaka bir sevgilisi olmalı, lise ve ortaokul seviyesinde olsa bile çıktığı biri mutlaka olmalıdır. Böyle şeyler normaldir.
Birbirlerinin kuyusunu kazan insanların, hep iki yüzleri vardır ve maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir başkasının üstüne yıkılmalı
Kavga eden, adam öldüren, şiddet uygulayan, yerine göre hırsızlık ve gasp yapan başrol oyuncuları hep güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı. Yakışıklı oluşunun cazibesi yaptığı her kötülüğü unutturmalı.
Anneler hep otoriter ve despot olmalı, babalar ise daima sert hoşgörüsüz ve anlayışsız olmalı. Çocuklar ise her zaman masum, her zaman haklı olmalı...
Kaynanalar genelde çirkin olmalı, hep kötülükle ilgili rol oynamalı, sürekli olarak damat ya da gelininin kuyusunu kazmalı... Onları evde hayatı dar etmeli. Gelin kaynana arasında mutlaka problem olmalı, birbirini asla çekememeliler. Genelde de tüm kaynanalar kötüdür, fesattır, fitnecidir.
Harcanan paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı. Bol bol harcama yapılmalı. Özellikle de markalı eşyalar alınmalı, markaların çantaları kullanılmalı.
İş yerleri hep görkemli gökdelenlerde olmalı, lüks binalar, çok iyi döşenmiş bürolar, toplantı salonları olmalı, herkesi büyülemeli gıpta ile baktırmalı. Hatta iş yerlerinde belirli bir kıyafet yerine mankenlere ve moda tasarımcılarına taş çıkartacak kılık kıyafetler olmalı. İş yerlerinde işçi ve hizmetliler görülmemeli, orta halli esnaflar olmamalı..
Dizilerde, öyle sıradan ortalama bir hayat kesinlikle yoktur. Ya diptesindir ya tepede... Bunun ortası yoktur.
Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.
Hep lüks özendirilmeli herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı insanların gözüne gözüne sokulmalı. Hep yalılar lüks villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks hayata ve yaşantıya yönlendirilmeli, özendirilmeli.
Ülkede her şey yolunda gidiyor gibi verilmesi gereken bir mesaj ve anlatılacak bir şey de yok.
İşte tüm dizilerin verdiği mesaj bu. Bireyselleştir. Yalnızlığa itekle kimseye güvenmesin. Bilinçsizleştir. Aile her zaman sıkıntıdır.
…
(Haber 06 Gazetesi köşe yazarı Mustafa Sakarya’nın 09 Ekim 2020 tarihli paylaşımından faydalanılmıştır.)