Terazisi Şaşmış Bir Düzen

Abone Ol

Sabah alarmı çalıyor. Daha gözümüzü açmadan hesap başlıyor. Bugün ne ödenecek? Hangi harcama ertelenecek? Kartın asgarisi mi, faturanın son günü mü?Hayat artık plan değil; hesap meselesi. Çalışıyoruz. Hem de çok çalışıyoruz. Sabahın karanlığında yola düşen işçi de, masa başında saatlere gömülen memur da, esnaf da, özel sektör çalışanı da… Herkes emek veriyor. Ama emek arttıkça huzur artmıyor. Çünkü düzen, insanın emeğine göre değil; giderlerin hızına göre işliyor. Market arabası dolmuyor. File hafif ama fiş ağır. Kira maaşı beklemiyor, elektrik faturası düşmüyor, doğalgaz kışın merhamet göstermiyor. Gelir sabit, gider hareketli.

Terazi şaşmış! Eskiden konfor fazlasını istemekti. Şimdi eksiksiz yaşayabilmek konfor oldu. Ay sonunu görmek başarı sayılıyor. Bir kafede oturmak, tatil planı yapmak, çocuğa gönül rahatlığıyla bir şey almak… Bunlar neredeyse lüks diye anılıyor. Ve bütün bunlar insanın içine işliyor. Artık insanlar sadece yorgun değil; keyifsiz. Gülüşler daha kısa. Sohbetler daha temkinli. Hayaller daha küçük. Bir akşam yemeğinde bile konu dönüp dolaşıp fiyatlara geliyor. Kimse yüksek sesle söylemese de herkes aynı kaygıyı taşıyor. Bu sadece ekonomik bir tablo değil; bir ruh hâli. Sürekli hesap yapan bir toplumun yüzü gülmez. Sürekli kısmak zorunda kalan insan cömert hissedemez. Sürekli “idare ederiz” diyen bir halk, bir süre sonra hayal kurmayı bırakır.Gençler gelecek planı yaparken ülke seçiyor. Anne babalar çocuklarının hayallerine “bakalım” diyerek temkin koyuyor. Emekliler geçim derdini gizlemek için sessizleşiyor. Mutsuzluk artık bağırmıyor; içe kapanıyor. Ve bu durum tesadüf değil. Mesele bireysel plansızlık değil. Mesele, ekonomik tercihlerin ve yönetim anlayışının sonucudur.

Çalışıyoruz, üretiyoruz, vergi veriyoruz. Ama her geçen ay biraz daha geriye düşüyoruz. Çünkü ekonomi uzun süredir geniş kesimlerin lehine değil; kısa vadeli siyasi hesaplara göre yönetiliyor. Enflasyon bir istatistik değil; mutfakta eksilen ürün demek. Faiz politikası teknik bir tartışma değil; krediye ulaşamamak demek. Kur artışı grafik değil; bir gecede alım gücünün düşmesi demek.Elbette yönetimler hata yapabilir. Ama hatada ısrar etmek, bedeli halka ödetir. Bugün yaşadığımız tablo budur: Alım gücü düşen bir toplum, umudu azalan gençler, geçinemeyen emekliler, birikim yapamayan çalışanlar. Siyaset halk için yapılır. Ekonomi vatandaşın refahı için yönetilir. Eğer geniş kitleler sadece ayakta kalmaya çalışıyorsa, burada bireysel başarısızlık değil; yönetsel sorumluluk vardır. Bu yalnızca bir parti meselesi değil; bir yönetim zihniyeti meselesidir. Şeffaflık yoksa, hesap verilebilirlik zayıfsa, liyakat geri plandaysa sonuç değişmez. Bedel yine halka çıkar. Daha adil bir vergi sistemi istemek aşırılık değildir. Kamu kaynaklarının israf edilmemesini talep etmek muhaliflik değildir. Liyakate dayalı kadrolar görmek istemek düşmanlık değildir. Hukukun ve ekonominin öngörülebilir olmasını istemek lüks değildir.Biz yalnızca insanca yaşamak istiyoruz. Çalıştığımızın karşılığını almak istiyoruz. Çocuklarımızın geleceğini kaygıyla değil umutla düşünmek istiyoruz. Eleştirmek düşmanlık değildir. Sorgulamak ihanet değildir. Daha iyisini istemek nankörlük değildir. Devlet güçlü olabilir. Ama güçlü devlet, güçlü ve huzurlu vatandaşla olur. Mutsuz bir toplum uzun süre güçlü kalamaz. Koşuyoruz. Çünkü mecbur bırakıldık. Ama susmak zorunda değiliz. Daha adil bir düzen mümkündür. Daha dengeli bir ekonomi mümkündür. Daha şeffaf bir yönetim mümkündür. Ve bunu talep etmek, bu ülkeyi sevmemek değil; tam tersine ona sahip çıkmaktır. Çünkü biz sadece ayakta kalmak değil, gerçekten yaşamak istiyoruz. Ve yaşamak, yalnızca geçinmekten ibaret değildir.