10.06.2021, 06:00

TÜRKİYE’NİN YOZGATLILARI Türk Siyaset Ve Devlet Ricalinden Mümtaz Bir Sîma: Cemil Bey

Cemil Çiçek bey, Türkiye’nin son yarım yüz yılında, parti liderleri istisna tutulduğunda, en belirleyici ve fevkalâde dikkat çeken devlet ve siyaset adamlarından biridir. 1980’lerden bu yana Türkiye’nin siyasî hayatında tuttuğu yer bakımından, toplumun sosyo-kültürel kimliğinin hem sembol ismi hem de bu toplumsal terkibin iktidar yolculuğunun en müessir şahsiyetlerindendir. Olağanüstü bir zekâ, fevkalâde güçlü bir hitabet, Yozgat’ta söylenen bir tabirde olduğu gibi “lâfı gezdirmeden” samimi ve net konuşma, devlet ve millet derdi ile sağlam bir duruş sahibi olma deyince akla gelen nadir isimlerdendir.

Cemil Bey, Türkiye’nin soğuk savaş dönemi şartlarından itibaren, akl-ı selim ve bilim ışığında çağı iyi anlayıp ona göre stratejiler geliştirme zarureti ile hareket edilerek sürekli geliştirilen millî kalkınma hamlesi ve demokrasi mücadelesinin emektarları olan devlet adamalarının en başta gelenlerindendir. Türkiye Cumhuriyeti Devlet-i Aliyyesi’nin yüzüncü yılı ile birlikte tarihini yazacaklar ve bilhassa siyaset bilimciler mutlaka ondan bahsedeceklerdir.

Devlet kademelerinde ve milletin hafızasında iz bırakan Cemil Bey’i; hizmetleri, kimliği ve karakteri ile tanımak ve tahlil etmek, yeni nesillere emsal olacağı gibi aynı zamanda yakın tarih meraklılarının ve araştırmacıların istifadesini de temin edecektir.

Bu yazı, Yozgat’tan çıkarak devlet hisarının müstahkem burçlarından biri hâline gelen Cemil Bey’in hayatı ve mücadelesinin muhtasar bir girizgâhıdır. Belki ilerde geliştirebilir. 

Yolun Başı

Dulkadirlilere tâbi Halep Türkmenleri’nden ve Çiçekoğulları’ndan Cemil Çiçek, Yozgat’ın Musabeyli Boğazı Köyünde, Hacı Ahmet Efendi ve Meliha Hanımın ilk erkek evlâdı olarak 1947 yılında (resmi olarak 1946 yazılmıştır.) dünyaya gelir. Çocukluğu, tabiîliğin bir ışık ve bir düş gibi insanı kuşattığı ortamda geçer. Kırsalın ağır şartlarında hayata tutunan orta halli bir ailenin çocuğu olarak mihnete de meşakkate de, huzura ve mutluluğa da yaşayarak şahitlik eder. Gelenekli Türk ailesinin, tüm fertleri koruyucu, kuşatıcı, paylaşan, bağışlayan rengi Hacı Ahmet Efendi ailesinin de hâkim atmosferidir. Bu manevî atmosfer ve sıcak aile iklimi Cemil Bey’in ruhunu besler ve hayat yolculuğuna hazırlar.

Cemil Bey, ilk, orta, lise tahsilini Yozgat’ta tamamladıktan sonra üniversitede hukuk tahsili için İstanbul’a taşınır. İlkokuldan başlayarak bütün eğitim kademelerinde başarısı daima ortalamanın çok üzerinde olur. Girişimci tabiatı, Türk kültürü ve irfanına düşkün kimliği ile hep bulunduğu sosyal-kültürel çevrenin odağında olur, ilgi ve dikkat uyandırır. Nitekim onun bu vasfı hayatının hemen bütün safhasında dikkat çeker…

İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra Danıştay’ın açtığı hakimlik imtihanına katılır. İmtihanda yüz üzerinden 99 puan alır. Ancak, Danıştay’a alınmaz!

Açılmayan bu ilk kapının Cemil Bey’in hayatında yeni bir başlangıca açıldığını beşer idraki fehmedemez elbette ki. İlâhî tecellî, yıllar sonra, toplumsal ve siyasal sürecin mühim siması Cemil Bey olarak onu, adalet teşkilâtının başına Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Adalet Bakanlığı makamına taşımıştır.

Mahallî İdareden Millî İdareye Yolculuk

Cemil Bey, ülke gündemini fevkalâde dikkatle takip etmekle birlikte, Ankara’dan Yozgat’a yansıyan yapay siyasî gündemin önünde savrulmadan, bir süre Yozgat’ta avukatlık yapar.  

12 Eylül Askerî Darbesi’nden sonra siyasetin önünün açılıp yeniden partilerin kurulmasıyla birlikte sahne-i siyasette yerini alarak uzun yıllar sürecek bir riyaset yolculuğuna çıkar. Turgut Özal’ın daveti ile siyasî sürece dahil olan Cemil Bey, 1980 sonrası Türkiye politikasında, yapılan icraatlarda, gerçekleştirilen büyük değişim hamlesinde etkisi olan kişilerin başlıcaları arasında yerini alır.

26-3-1984 tarihinde yapılan mahallî idare seçimlerinin sonunda Avukat Cemil Bey, Yozgat’a Belediye Reisi seçilir, Yozgat’ın ve belediyenin tarihinde yeni bir devir başlar. Yozgat Belediyesi’nin idaresi, onun için adeta toplumsal yönetim provası olur, o sayede Yozgat, yorgun, yılgın bir kasaba görünümünden çıkarak, bir şehrin sahip olması gereken imkân ve dinamiklerle tanışır. Yozgat’ı, şehirlerden bir şehir olarak, tarihi, sosyal, kültürel dinamikleri ile yeniden inşa çabası, alt yapı hizmetleri başta olmak üzere bir seferberlik ruhu ile ele alınır. 

                Fizikî çevrenin iyileştirilmesinden toplum sağlığına, sosyal hizmetlerden kültür yapılarına kadar Yozgat’ta heyecan, hayret ve gıpta ile izlenen, âdeta yerel ölçekli bir büyük değişimin ilk numuneleri sergilenir.

                Cemil Bey, idareyi ele alır almaz: “Siyaset doğru olanı yapmaktır, günü kurtarmak değildir. Mevcut şartlarda, görünür olan üst yapı işleri ile uğraşmak, ayakkabının altı delikken üstüne cila atmak gibidir.” deyip Yozgat’ın alt yapı meselesine el atar. Kanalizasyon şebekesi olmayan mahallelerde sıkıntı giderilerek şehrin tamamında yeni bir kanalizasyon şebekesi döşenme çalışmaları başlatılır. Ancak, Yozgat’ın sert kaya olan zemininde çalışmak hayli zor olur. Diğer Devlet dairelerinin de yer altı şebeke çalışmaları başlattırılır, Yozgat’ın her tarafı şantiyeye döner. Böylece, popüler siyaset merakında olan bir siyasînin yapmayı göze alamayacağı bir yatırımı, idareye hakimiyeti ile dikkat çeken Cemil Bey başlatır. Çünkü, yer altı çalışması göz önünde olmadığı için dikkat çekmez ve siyasetçiyi propaganda imkânından mahrum bırakır. Ama, o zamanlar yapılan alt yapı çalışması sayesindedir ki, Yozgat’ın sonrasına hitap edecek üst yapı işleri yapılabilmiştir ve şehir bir mânâda kurtarılmıştır.

Yozgat’ın ortasından geçen ve artık kimyası bozulmuş olan Baltı Özü’nün üzerinin kapatılması çalışmaları da kendini gösterir. Dere ıslah projesi, sadece Baltı Özü ile kalmaz ve Çatak Boğazı’ndan gelen Çatak Deresi’nin de üzeri kapatılır. Ankara istikametinde Baltı Özü’nün üzerine bir arıtma tesisi kurulması için projelere başlanır. Çapanoğlu Camii’nin yanında bulunan parkın güney istikametinden itibaren, Ankara yolu kenarına kadar, dere üstü dükkânları yapılarak değerlendirilir.

Belediye Reisi Cemil Bey, Çapanoğlu Camii’nin etrafının açılması ve bu sayede tarihî mabedin bütün ihtişamı ile ortaya çıkması için çalışmalar yaptırır. Park ve yeni yeşil alanlar kazanmak için de çalışmalar yapılır. Her mahalleye, Nevşehir taşından sebil tarzında ince işçiliği olan çeşmeler inşa ettirir ve bu eserler bulundukları mahallelere ayrı bir güzellik katar. Belediyenin makine parkına takviye yapılır ve yol, bakım ve yenileme gayretleri sürdürülür. Çalatlı Köyü arazisi içinde, Eğri Öz yakınlarında, yeni içme suları bulunması için arazi ölçümü yapılır ve su kuyularının açılması meselesi öncelikli bir sıraya alınır. Bu arada Yozgat’ta toplu konut atağı da başlar. Toptancı Hali yaptırılır. Şehirlerarası Otobüs Terminali’ni, çok sayıda dükkân ve cami ile birlikte geniş bir arazi üzerine inşa ettirir. Belediyenin daha iyi hizmet verebilmesi için, yeni düzenlemeler yapılır, bilgisayar, telsiz ve telefon ağı ile güçlendirilir. Kadro meselesi halledilir, işçi ve memur ihtiyacı giderilir. İtfaiyeye araç takviyesi yapılır. Mezbaha yenilenip sıhhate kavuşturulur. Buğday Pazarı yaptırılır. Toptancı hali, terminal ve caminin açılışını bizzat Turgut Özal yapar. Sarıhacılı Köyü tarafında asfalt tesisi kurulur.

Zaman çabuk geçer ve Cemil Bey, 1987 seçimleri öncesinde merhum Turgut Özal’dan milletvekilliği daveti alır ve seçimin ardından Yozgat Milletvekili olur.

Siyaset ve Riyasette Geçen Yıllar

                Yerelde bu ilk yönetim tecrübesinden sonra Cemil Bey’in yeni durağı Ankara’dır. Başbakan Turgut Özal kabinesinin Devlet Bakanı sıfatı ile yeni üyesidir.

                Yeni devirde büyük bir değişim sürecine giren Türkiye’de, sosyal politikaların tanzimi ve yönetiminin kendisine emanet edilmesiyle birlikte, aile odaklı sosyal hizmet ve sosyal yardım politika ve uygulamaları için yeni bir çığır açılır. Toplum en sıcak şekliyle sosyal hizmet ve sosyal yardım kavramları ile tanışır ve kaynaşır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kapsamındaki hizmetler hem kapasite ve hem kalite olarak hızlı bir gelişme gösterir.  

                Diğer yanda toplumun nüvesi ve Türk milletinin temel dayanağı olan aile yapısını korumak için Aile ve Sosyal Araştırmalar Kurumu Cemil Bey’in rehberliğinde kurulur ve dikkatle oluşturulan güçlü bir kadro ile toplumsal hizmete katılır. İlk defa bir aile politikası, Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planına girer. Milli hayatın temeli olan aile yapımıza dair yüz kitap yayınlatır. Onun attığı sağlam temeller üzerinde gelişen kurum, bugün bir bakanlığa dönüşmüştür.

                Selçuklu’dan Osmanlı’ya Türkiye’nin sahip olduğu değerlerin, vakıf abidelerin ve vakıf eserlerinin ihya ve inşası, büyük tarihî mirasın yaşatılarak toplumun hizmetine sunulması ve yeni kuşakların hâfızasına kazandırılması en büyük görevdir. Cemil Bey işte bu idrakten hareketle; Bakanlıkları zamanında bir vatan borcu saydığı, senelerin ihmaline uğramış bu büyük mesuliyetin meşalesini tutuşturan kişi olmuştur.  

Diğer taraftan muhalif bakış açısınca karikatürize edilerek küçümsemek amacıyla Fak-Fuk-Fon olarak söylenen Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, Cemil Bey yönetiminde güçlü bir müessese hale gelir, iktisadî ve sosyal yoksunluk içinde olan fert ve aileler için sıcak bir çatı ve en sıcak sığınak olur.

Türk toplumunun paylaşma-dayanışma geleneğinin günümüz şartlarında en etkin, en işlevsel kuruluşu, diğer toplumlar için de model değeri olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu ve Fon’a bağlı Vakıf zinciri, merhum Turgut Özal’ın fikri, Cemil Bey’in hukukî ve fiilî gayretleri ve şekillendirmesiyle teessüs eder. Bu suretle anayasal bir yükümlülük olan “sosyal devlet” kavramı ülkemizde ilk defa kurumsal ve toplumsal karşılık bulur. Uçan kuşa bile kol kanat germiş bir vakıf medeniyeti geleneğinden akıp gelen milletimiz, modern toplumların çoktan iktisap ettiği bu tarihî müktesebata, çağdaş bir formda yeniden kavuşur.

Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, tüm il ve ilçelerdeki vakıf ağı ile sosyal yaraları sarar, küçük ölçekli de olsa kendi işini kurmak isteyen işsizlere sermaye, güçsüzlere ve düşkünlere ekmek olur, aş olur, ilaç olur. Devletten millete sıcak el olur. Mülkî idare amirleri, valiler ve kaymakamlar bu sıcak elin elçisi olurlar. Vali ve Kaymakamlar için salt statükoyu ve otoriteyi temsil iddiası ve yargılayıcı bakış, yerini insanî ve toplumsal sıcaklığa, devlet-millet kaynaşmasına bırakır.

1990’dan sonra Cemil Bey’in önderliğinde yürürlüğe konulan ve yüksek öğrenim gençliğini içine alan Başbakanlık Bursu, toplumsal anlamı ve değeri tartışılmaz bir diğer mühim sosyal projedir. Her sene 100 bin öğrenciyi kapsamak üzere yürürlüğe konulan ve başlangıcında “Cemil Bey Bursu” olarak tanımlanan Başbakanlık Bursu’nun dar gelirli aileler ve öğrenciler için taşıdığı anlam izahtan varestedir. Burslar, ihtiyaç içindeki tüm öğrencileri kapsayarak, moral boyutu ile öğrencilerimizin ülkelerine aidiyet duygusunu güçlendiren bir duygusal bağlılığa ve coşkuya zemin oluşturur.

Özal’ın zamanında, Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile birlikte Türkiye, bulunduğu havzanın cazibe merkezi olur, bu kapsamda Kenya’dan Ukrayna’ya kadar 40 değişik ülkeden temayüz etmiş gençler yüksek öğrenim için akın akın Türkiye’ye gelir. 25 bin dolayında 40 değişik ülkeden ülkemize gelen bu gençler de kendi gençlerimiz gibi mütalaa edilerek burs kapsamına alınır ve başarı şartına bağlı karşılıksız bursla desteklenir. Zaman içinde her sene üniversitelerden 300-500 misafir öğrenci ülkemizdeki üniversitelerden mezun olur. Gençler için hemen her yıl Başbakanlık’ta Bakanlar Kurulu salonunda Başbakan, ilgili Bakanlar, Rektörler ve Bankaların Genel Müdürlerinin katıldığı “veda ve uğurlama” toplantıları yapılır. Ülkelerinin folklorik kıyafetleri ile dünyanın tüm renklerini taşıyan ve yansıtan bu gençler Türkiye sevgisiyle ağırlanır ve ülkelerine uğurlanır.  

Her bir ülkeye 5’er 10’ar dağılan bu gençlerin ülkelerinde siyasî, iktisadî ve kültürel sahalarda öne çıkıp temsil makamlarında yer alacakları varsayıldığında, Türkiye’nin kendilerine gösterdiği hamiyetin taşıdığı değer daha iyi anlaşılacaktır. Ancak 1990’dan sonra ortaya çıkan bazı huzursuzluklar ve istikrarsızlıklar dolayısıyla ülkemizdeki misafir öğrenci varlığı giderek azalmıştır. Türkiye’yi dış dünyaya tanıtmak için saniyelik tanıtım filimleri için milyon dolarların ödendiği düşünüldüğünde, 40 değişik ülkeden 25 bini aşkın canlı filim mesabesindeki gençlerin ülkemiz ve ülkeleri bakımından taşıdığı keyfiyete kıymet dahi biçmenin mümkün olamayacağı açıktır.  

Türkiye’yi dünyaya taşıyacak değerde olan bu ve benzeri programlar şu an iyi bir noktadadır. Dileriz ki iktidar sahiplerinin ajandasında her zaman yerini önemle korumaya devam eder!..

1990’dan biraz önce, aşk ve ayrılık eksenli ancak cinsel sömürüye olabildiğince açık film ve yabancı dizilerden, şimdiki hâlin tüm şiddetiyle geldiğini erken fark eden Türk ailesi huzursuzdu. Cemil Bey, hükümetin aile ve sosyal hizmet uygulamaları için tahsis ve tevcih ettiği kaynakları, aileleri örselemeyen, hatta aile değerlerini teyit ve tahkime imkân sağlayan animasyon, dizi ve dramalar için prodüksiyon şirketlerine teşvik sağlar. Sağlanan kamusal destekle, sinema piyasasının yetkin isimleri ve yönetmenleri, çocuklar için çizgi film ve aile odaklı yerli diziler çekerler. Bu kapsamda çekilen bir sinema filmi Antalya Film Festivali’nde altın portakal ödülü alır. Televizyonlarda yerli dizi ve dramlar peş peşe yayınlanır ve bu yapımlar toplumda çok ciddî karşılık bulur. Bu örnekler bir bakıma bugün Türk televizyonlarında sağanak halinde yayınlanan yerli dizilerin de içerik olarak olmasa da format olarak temelini oluşturur.

                O dönemde güzide sanatçı merhum Yıldırım Gürses’in koordinatörlüğünde gerçekleştirilen Türk sanat müziği formundaki çocuk şarkıları güfte ve beste yarışmalarını da bilhassa zikretmek gerekir. Eğlendirirken eğitmek esasıyla,                Cemil Bey’in himayesinde yürütülen proje sayesinde, cumhuriyet tarihinde ilk kez sevilen, unutulmaz eserler bestelenir. Eserler, o günkü şartlarda kaset sistematiği içinde tüm ilköğretim kurumlarımıza dağıtılır ve müzik öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin istifadelerine sunulur. Bu çerçevede bestelenen ve güftesiyle çok dikkat çeken “Hasan Dede Ayşe Nine” şarkısı dillerden düşmez.

                Türkiye’de demokrasinin daha sağlam zeminde yükselerek, hukukun üstünlüğüne dayalı devlet ve toplum yapısının inşası yolunda girişilen ve gerçekleştirilen icraatlar, fevkalâde mühimdir.  

                Bu çerçevede, Türkiye’nin devlet politikası olarak sürdürdüğü büyük çabaların içinde, AB standartlarında gerekli bütün hukukî düzenlemeler, Cemil Bey’in başında bulunduğu Adalet Bakanlığı tarafından gerçekleştirilir. Elbette ki bu sürecin tarihini yazacak olanlar bu hususu mutlaka dile getireceklerdir. Özellikle, yargının ekonomik ve idarî sorunlarının çözümünde, ülke genelinde acil ihtiyaç olan adalet saraylarının yapımındaki hizmetleri ile onun ismi en başta yazılacaktır. Hukuk eğitimi tek başına yetmediği için genç yargı mensuplarının en iyi şekilde eğitimi için gerekli olan Türkiye Adalet Akademisi’nin kuruluşu da onun eseridir.

                Hocaların hocası ve büyük üstad merhum Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Türk hukuk sistemindeki büyük değişim için öğrencisi Cemil Bey’e ithafen: “Bu muazzam bir reform. Atatürk’ün 1926’da yaptığı gibi bir muazzam reform ki kimse farkında değil!” diyerek, duygularını paylaşmıştır.  

                Uzun yıllar içinde, gerek Adalet Bakanı olarak gerekse parlamento ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak Cemil Bey’in telif, telkin ve teklifleri mühim bir yere sahiptir.

                Ankara’dan defalarca Milletvekili seçilen Cemil Bey, AK PARTİ Hükümetlerinde Başbakan Yardımcılıkları ve Adalet Bakanlıkları yapar, iki dönem de TBMM Başkanlığı makamında devletin iki numaralı koltuğunda hizmet verir.

                Kendi isteğiyle aday olmayarak TBMM’de bulunmasa da “Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Konseyi Üyesi” olarak tecrübelerini paylaşmaktadır.

Cemil Bey ve Müstahkem Mevkiine Dair Mülahazalar

                Cemil Bey isminin, Türk siyasetinde çok az kişiye nasip olacak şekilde öne çıkmasındaki en önemli faktör, sanıldığının aksine siyasî hüneri, güçlü hitabeti ve şartları değerlendirerek ona göre mevzi alması değildir. Cemil Bey’i Türkiye siyasetinin merkezinde tutan en temel etken, onun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasına ve Türk milletinin istikbaline olan düşkünlüğü, Türk irfanı ve kültürüne bağlılığı ve bu noktada üstlendiği rollerdeki başarısıdır.  

                Onun siyaset anlayışında devlet ve millet iki ayrı varlık değildir. Devlet, milletin yegâne siyasî teşekkülü olmak bakımından, milletin en tabiî tezahürü, vazgeçilmez varlığıdır. Devletin ârazları ile milletin marazları arasında menşe bakımından bir yakınlık ve bir müştereklik mevcuttur. Asıl mesele bu ârazları, bu marazları telâfî edecek, milleti ve devleti hikmet, hakikat ve adalet ekseninde yeniden inşa ve ihya edecek tedbirleri, tecrübe, gerçeklik ve millî hassasiyetler bağlamında ele almaktır. Türk toplumunun tarihsel ve sosyolojik derinliklerinde var olan ve bu milletin hayat iksirini oluşturan insanî haslet, toplumsal değer ve dinamiklerle iyilikleri buluşturmaktır. Cemil Bey’in, beytü’l-mâle el, devlete dil uzatanlarla, millete bühtan edenlere teyakkuzu bu yüzdendir.  

                Şaşmaz, sarsılmaz bir siyasî istikameti vardır. Ona göre Türk toplumunun yaşadığı iki asırlık değişim süreci, Türk aydınının hayatı tahlilini, hayat felsefesini ve çağrışımlarını büyük ölçüde değiştirmiş, aydınlarını tarihine ve toplumuna yabancılaştırmıştır. Devletin mahiyeti ve rotası da nisbî olarak değişmiştir. Bu büyük zaman evresinde tabiî istihalenin dışında değişmeyen bir şey vardır. O da, toplumun tarihsel, kültürel, sosyal karakteri ve hasletleridir. Türkiye, bu topraklarda siyasî varlığını, millî bütünlüğünü idame ettiriyorsa Türk toplumunun bu tarihsel mukavemeti ve direnci dolayısıyladır.  

                Cemil Bey’e göre; Türk toplumunun sosyolojik kimliğine sinmiş 2500 yılık büyük bir gelenek ve irfandan beslenen tarihi ve tabiî refleks; 1950’de Adnan Menderes’i, 1965’de Süleyman Demirel’i, 1980’de Turgut Özal’ı, 2000’den sonra da Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidara taşıyan refleksin ta kendisidir. Türk toplumu, kendi demokrasi zemininde tarihî ve tabiî değerlerini yadırgayan ve yargılayan seçkinci ve millete tepeden bakan eliti ve onun kısmen toplumsal zemin tuttuğu siyasî kadroları asla emanete ehil görmemiş ve itimada şayan addetmemiştir.

Cemil Bey’in siyasette elde ettiği konum, milletin geleceği için doğru siyaset ihtiyacına cevap oluşturan kimliği ve kişiliği ile alâkalıdır. Sanıldığı gibi onun siyasî kişiliğini var eden ne siyasî denge ne de şartlara bağlı olarak yapılan hesaplarıdır. Yerel şartlarda siyasî sürece iştirak eden Cemil Bey, yerelliği aşan bir anlayışla, millî bir eksende ülke politikalarının oluşmasında mimarî bir rol oynamıştır. Muhalif, muvafık siyasî kadroların, Türkiye’nin karşılaştığı iç ve dış handikaplar ve sıra dışı gelişmeler karşısında görüşüne başvurdukları, yaklaşımlarını test ettikleri bir kişilik olması bu sebeptendir.

Toplum önünde görev yapıp tarihe mâl olmuş her devlet adamı gibi onun da sevenleri, sevmeyenleri vardır. Türkiye’nin maddî, manevî varlığına, tarihî ve tabiî değerlerine ehemmiyet verip özen gösterenler için Cemil Bey güvertedeki kişi değil, kumanda odasındaki mutemet kılavuzdur. Zaman zaman ortaya çıkan ciddî sarsıntılarda, karşılaşılan siyasî müzayaka, iktisadî çalkantı, iç ve dış handikaplarda yol gösteren, yön tayin eden emin bir kandildir. Söz sanatındaki kabiliyeti, vehbî bir refleksten ibaret olmayıp, ülkesinin, milletinin meselelerine ilişkin mülâhaza, teklif ve tez sahibi olması ile daha çok ilgilidir.               

Cemil Bey, siyaset zemininde cümlesi olan, ülkesi için hayâli, heyecanı, tasavvuru ve iddiası olan kişilerdendir. Siyasetteki dayanıklılığının sebebi budur. Bölücü unsurların, aykırı grupların, sağ ya da sol kavgacı radikal kadroların hoşlaşmadığı bir kişi olmuştur hep. Hiçbir zaman, Türkiye’ye ve Türk milletine kalbî ve hasbî bakamayanlar, Cemil Bey’e hoş bakmazlar ve bakmayacaklardır da. Onun hasbîliği Türkiye diye bir derdi olmak demektir, Türkiye ile derdi olan hesabîlerle arasındaki dâvâda sulh yoktur.

Cemil Bey, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı her yeni durum karşısında son sözü söylemesi beklenen kişidir. Bu nedenle kimi kişilerde baş gösteren haset duygusu, onun kişiliğini gölgeleme gayretleri, isnat ve iddiaların başlıca sebebidir.

Cemil Bey, bir köy çocuğunun çevreden merkeze, yerelden Türkiye politikasına hızla yükselişinin âdeta nümûne-i imtisâlidir.

Mütâlaa, muhakeme ve muhaveredeki seyyaliyeti, davranış kalıplarına da sirayet etmiştir. Pratik düşünür, pratik hareket eder. Beklemeye de bekletmeye de tahammül etmez… Muhabbetinde de husumetinde de şedittir...  

Yıllar önce İstanbul’da meşhur şair-yazar-düşünür Attila İlhan’la karşılaşır. Dost meclisinde uzun süre sohbet ederler. Cemil Bey meclisten ayrıldığında, Attila İlhan şöyle söyler: “Hayret! Adamla iki saat konuştuk. Tek boş cümle kurmadı!”  

Cemil Bey boş cümle kurmaz ama, hoş cümle kurmakta, dost sohbetlerini nükteyle, hicivle, fıkrayla süslemekte, yeri geldiğinde taşı gediğine koymakta çok mahirdir. Bu vasfı ile dost meclislerinde gözlerin aradığı kişidir. İtidali, makul olmayı ve muvazeneyi sever. Toplumun hukukuna, devletin hazinesine saygısı, olmazsa olmaz hayat düsturudur.

Netice

Ömür sermayesi pek öyle uzun değildir. “Bir göz açıp yummuş gibi”dir. Marifet odur ki bu sermayenin kadrini ve kıymetini bilmek ve asla heder etmemektir. Hayırla yâd edilmek için, hayırda yarışmak ve samimiyetle nefesi tasarruf etmektir. İnsan eseri ile yaşar. Eseri olan da kendi gökkubbemiz altında unutulmayacak bir hoş sadâ bırakır. Bizim tanıdığımız Cemil Bey, kısa sürede çok şeyi başarmış bir Türk aydını, siyasetçisi ve devlet adamı olarak böyledir.                 

Türkiye’nin AK PARTİ hükümetleri tarafından başlatılan yeni üniversiteler kurma hamlesinde, Yozgat, şayet Bozok adıyla bir üniversiteye kavuşan ilk sırdaki illerden olmuşsa, o ve arkadaşlarının çabası sayesindedir. Memleketi Yozgat’a yaptırdığı camisi, defter-i a’mâline düştüğü en son notlardandır.   

Cemil Bey’in hatıralarını yazması, şahitlikleri ile tarihe not düşmesi ve tecrübelerini paylaşması dileğiyle…

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 16 Haziran 2021
İmsak 03:10
Güneş 05:05
Öğle 12:46
İkindi 16:44
Akşam 20:18
Yatsı 22:04
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@