Ulan o marketler var ya o marketler

Abone Ol

Alışverişten hiç anlamam, desem abartmış olmam…
Bir şekilde markete girdiysem bir, bilemediniz iki ürün alıyorumdur, 3-4 diye devam eden liste varsa elimde kalp spazmı geçirmek üzereyimdir.
Çünkü bir ürünü bulabilmek ile hiç bilmediğim şehirde adres aramak aynı şeydir benim için.
Alışverişe bu denli yabancı biri olmama rağmen hızla artan fiyatların neden olduğu o buhranlı duygu dünyasına çok da yabancı değilim.
Yanlış anlaşılmasın bir ürünü ederinin altında hatta bedavadan biraz daha ucuza alma niyetinden bahsetmiyorum.
Şunu biliyorum ki, rekabet her zaman kaliteyi, vatandaş adına da fiyat avantajını getirir.
Son yıllarda hayatımıza giren üç harfli marketler ne kazandırdı?
Rekabet geldi mi?
Rekabetin vatandaşa yansıması ne oldu?
Zaman zaman varlıklarından şikayetçi olsak da her sektörde olduğu gibi marketçilikte de zaman çok şey getirdi çok şey götürdü.
Ama son bir-iki yılda götürdüğü kadar hiçbir şeyi götürmedi.
Dövize bağlı küresel ekonomideki olumsuz gelişmeler ülkemizde marketçilikte de değişime neden oldu.
Özellikle üretimden uzak, ülkemiz gibi tarım politikalarını yeterince planlı üretim modeli temeli ile inşa edememiş toplumlar ekonomideki olumsuz gelişmelerden daha çok etkilendi.
İşte bugün bir anda artan yağ, şeker, çay veya yumurta fiyatları bunun göstergesi.
Bu işin fırsatçılık modelinde yer alan olduğu gibi üreticiden aracıya oradan son satıcıya uzanan yolculukta, son satıcı olarak artan fiyatların karşısında durma imkanınız var mı?
İsterseniz bir de şu şekilde bir soru soralım: madem öyle bir fırsatçılık zinciri var, o halde üç harfli marketler de neden fiyatlar hala aşağılarda seyrediyor.
İsterseniz bu iki soru ekseninde devam edelim konuya.
Efendim, evet üç harfli marketlerde bazı ürünlerde fiyatlar tahminlerinizin altında olabiliyor ya da zamanında oluşturulmuş bir algı ile bizler fiyatları piyasanın çok altında görüyor, o şekilde algılıyoruz.
Ya da ne olduğu belli olmayan, kalitesiz markaları dayatan, insanları bu ürünleri almaya mecbur bırakan zihniyeti bütçeye uygun görüyoruz.
Bu da fırsatçılığın başka türü değil mi?
Aslında haftanın ilk gününde daha farklı bir konuyu konuşalım istiyordum ki, televizyon haberinde geçen ‘Tarım marketlerin sayısı artırılacak’ haberini dinleyinceye kadar.
Elbette ki artabilir, üç harfli marketlerin ne olduğu belli olmayan kalitesiz ürünlerini almak yerine tarım marketimizden de alışveriş yapalım.
Ancak şunu da çok iyi idrak etmek gerekiyor, son satıcı olan özellikle yerel marketler isteseler de bu işin fırsatçılığına kaçamazlar.
Kaçamazlar çünkü aldıkları fiyat ile satış fiyatı arasındaki farkı isteseler de açıklayamazlar.
Ürün ya ilk satıcıdan ya da aracıdan artıyordur,
Ürün yerli üretim modelinde olmadığından, ihracat ürünü olduğundan fahiş fiyatta ülkemize giriş yapıyordur.
Yani marketleri denetlerken bir de yerel de neyi nerede ne kadar üretiyoruzu çok iyi tahlil etmek gerekmiyor mu?
Bugün Ayçiçek yağında kendi kendine yetemediği için ihraç eden bir Türkiye kulağınıza hoş geliyor mu?
Geçenlerde Şefaatli Ziraat Odası Başkanı Adnan Erdoğmuş’la bu konuyu konuştuk.
Neden Şefaatli Ziraat Odası, çünkü 10 yıla kadar Şefaatli ay çekirdeği üretiminde marka bir ilçeydi.
Sayın Erdoğmuş, 10 yıl öncesine dönelim, biz Türkiye’nin ay çekirdeğini üretmeye hazırız mesajı verirken ne demek istedi?
Yerli üretim desteklenir, teşvik edilir ve ürün modeli doğru planlanırsa dünyaya yeten Türkiye profiline yeniden kavuşmuş oluruz.
Zor mu, bence değil…
Yerli marketleri günah keçisi ilan etmek, ulan o marketler var ya o marketler demek yerine neden ve sonuçlara iyi bakmak gerekmez mi?