Yerelden Kalkınma bir kavramdan fazlası

Abone Ol

Bir dönem çok söylendi bu söz.
Yerelden kalkınma.
Hemen herkes ağzına aldı, cümle içinde kullandı, kürsülerde dile getirdi. Ama çoğu zaman kulağa hoş gelen, afişe yakışan bir slogan olmaktan öteye gidemedi.
Oysa yerelden kalkınma dediğin şey, öyle kolay telaffuz edilecek bir iş değil.
Ciddi iştir; emek ister, sabır ister.
En çok da birlikte düşünmeyi, birlikte risk almayı gerektirir.
Biz genelde işin en kolay tarafında takılıp kaldık.
Para gelsin.
Destek gelsin.
Hibe gelsin.
Bir şeyler olsun.
Ama yerelden kalkınma, sadece devletin verdiği destek değildir.
O destekle ne yaptığındır.
Daha doğrusu, o destek bittiğinde ayakta kalıp kalamayacağındır.
Bugün Yozgat’ta açıklanan teşvik programları, yatırım alanları, öncelikli sektörler elbette önemli. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 13 ilde 16 yatırım alanı belirlemesiyle Yozgat’ın ayrı bir yatırım potansiyeline kavuşması küçümsenecek bir şey değil. Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı 2026 kapsamında Yozgat için belirlenen öncelikli alanlar da ciddi fırsatlar barındırıyor.
Ama asıl soruyu sormazsak, bu fırsatlar da kağıt üzerinde kalır.
Bu fırsatları okuyabilecek insan var mı?
Bu destekleri projeye dönüştürebilecek birikim var mı?
Yozgat’ın en büyük açığı tam olarak burada başlıyor.
Proje kültürü zayıf.
Uzun vadeli bakış eksik.
Bugünü kurtaran ama yarını düşünmeyen bir refleks hakim.
Bunu söylediğinizde hemen bir alınganlık başlıyor.
“Yozgat’ı küçümsüyorsun” diyen çıkıyor.
Oysa mesele küçümsemek değil, gerçeği konuşmak.
Biraz daha geriye gidelim.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan Fuat Oktay’ın sıkça vurguladığı, mihmandarı olduğu “yerelden kalkınma” hamlesini hatırlayalım. O dönem bu kavram sadece bir ekonomik tercih değil, bir zihniyet değişimi olarak ortaya konmuştu. Yerelin gücüne, yerelin aklına, yerelin üretme kapasitesine vurgu yapılıyordu.
Ama zaman içinde biz bu kavramın ruhunu kaçırdık.
Belki de zaman, “yerelden kalkınma”nın ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlatıyor bize. Ama bu arada da çok ciddi fırsatlar kaçtı gitti.
Bir anlamda alıştırıldık.
Sürekli hibe verildi.
Sürekli destek verildi.
Karşılıksız para fikri normalleşti.
Hal böyle olunca, proje üretmek zahmetli gelmeye başladı.
Gelecek vizyonu ikinci plana düştü.
“Bu iş tutar mı?” sorusunu sormadan yola çıkmak alışkanlık haline geldi.
Oysa yerelden kalkınma; herkesin aynı şeyi düşünmesi değildir.
Herkesin aynı hedefe bakabilmesidir.
Bugün muhalif olan, yarın katkı sunabilir.
Bugün ayrı duran, yarın omuz verebilir.
Yeter ki mesele memleket meselesi olsun.
Yozgat’ın kaderi; bir kişinin, bir kurumun ya da bir dönemin meselesi değil.
Bu, doğrudan doğruya bir zihniyet meselesi.
Belki bazı trenleri kaçırdık.
Belki geç kaldığımız anlar oldu.
Ama istasyon hâlâ burada duruyor.
Mesele şu:
Bileti alıp o trene binmek isteyecek miyiz, yoksa perondan bakmakla mı yetineceğiz?
İşte yerelden kalkınma dediğin şey, tam olarak bu sorunun cevabında saklı.