Yıllar geçse de üstünden..

Abone Ol

Yıllar önce “Yetki Vereceksin” başlığıyla kaleme aldığım köşe yazısında, Yozgat özelinde ama aslında Türkiye’nin geneline sirayet eden bir zihniyet sorununa dikkat çekmiştim. Büyük projelerden, devasa ihalelerden ya da yüksek makamlardan değil, herhangi bir iş yerinde, çoğu zaman küçücük bir masanın arkasında oturan, sınırlı bir yetkiye sahip insanların bu yetkiyi nasıl bir güç gösterisine dönüştürdüğünü anlatmıştım. Aradan neredeyse beş yıl geçti. Bugün geriye dönüp baktığımda, üzülerek görüyorum ki yazının konusu eskimemiş, değişmiş dönüşmüş. Kişiler farklılaşmış, ama öğrendikleri güç gösterisi daha da sıradanlaşmış.

Bizde çoğu zaman yetki, “üstünlük” sanıldı. Küçük bir imza hakkı, bir mühür, bir onay butonu bazı insanların gözünde başkalarını ezmenin, bekletmenin, aşağılamanın bahanesine dönüştü. Yıllar geçti ama manzara değişmedi.

Asıl sorun, yetkinin kendisinde değil yetkiyi taşıyan zihniyette. Ha o bahsettiğimiz yetki de devasa güçler değil. Maazallah ellerinde gerçek gücü barındırsalar o güç zehirlenmesinin boyutu da büyür. Yozgat’ta –ve elbette başka şehirlerde de– büyük işler değil belki ama küçük küçük örnekler üzerinden bu durumu görmek mümkün. Bir kapıdan içeri girdiğinizde yüzünüze bakmayan bir görevli, bir soruya ters bir cevap, bir işlemin “yarın gel” diyerek keyfi şekilde ötelenmesi… Bunların her biri, küçük yetkilerin nasıl büyütülüp insan onurunu zedeleyen araçlara dönüştüğünün göstergesi.

10 yılı aşkın meslek hayatımda bu mesleğin maalesef güç zehirlenmesini de beraberinde getirdiğini de bizzat görerek gözlemleyerek öğrendiğim şu günlerde verilenin ne olduğunu anlamayan, yalnızca konuşan çok fazla konuşarak iş ürettiğini zanneden birçok insan var çevremde.

Bu tabloyu besleyen bir başka sorun da, yetkinin sorumlulukla birlikte geldiğinin unutulması. Yetki, aslında işlerin hızlanması, kolaylaşması ve adaletli yürütülmesi için verilmiş bir araçken bazıları için vitrine konulacak bir unvana, hatta kişisel egoyu tatmin edecek bir kürsüye dönüşüyor.

Gazetecilikte de benzer bir yanılgıya sıkça rastladım. Kalemin verdiği görünürlük, mikrofonun sağladığı etki, bazıları için hakikatin peşine düşmekten çok, kendini merkeze koymanın aracı oldu. Çok konuşmanın, çok görünmenin, çok paylaşmanın iş yapmakla karıştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Oysa söz çoğaldıkça anlam azalıyor yetki yanlış ellerdeyken, üretim yerini gürültüye bırakıyor.

Belki de en büyük ihtiyaç yetkiyi bir makam süsü değil, insanı insan yapan değerlere hizmet eden geçici bir emanet olarak görebilen bir anlayışın hakim olmasıdır.