Yozgat eğitimini Ankara nasıl görüyor?

Abone Ol

Yozgat’ta son günlerde eğitim konuşuluyor. Ama öyle sıradan bir gündem değil bu. Deneme sınavları, yardımcı kaynaklar, soruşturmalar ve görev yeri değiştirilen öğretmenler. Şehitler Fen Lisesi’nde başlayan tartışma, kısa sürede şehrin eğitim iklimini tartışır hale getirdi. Veliler soruyor, öğrenciler tedirgin, öğretmenler ise suskun.
Elbette yapılan her işlem Milli Eğitim Bakanlığı’nın mevzuatına dayanıyor. Prosedür uygulanmış, yönetmelikler işletilmiş, kağıt üzerinde yanlış bir şey yok. Ama mesele tam da burada başlıyor: kağıt üzerindeki doğrular, sahadaki gerçeklerle ne kadar örtüşüyor?
Yozgat’ta “müfredat yeterlidir, Bakanlığın sağladığı materyaller öğrenciler için kafidir” deniyor. Peki aynı sistem Ankara’da nasıl işliyor? Bakan yardımcılarının, genel müdürlerin, okul yöneticilerinin çocukları hangi kaynaklardan hazırlanıyor? Hangi denemelere giriyor?
İşte asıl soru burada.
Bir yerde suç sayılan bir uygulama, başka bir yerde başarı anahtarı oluyorsa ortada bir çelişki vardır. Bu çelişkiyi görmeden sadece yönetmelik okumak, meseleyi çözmeye yetmez.
Rahmetli Nasreddin Hoca’nın meşhur bir fıkrası vardır.
Bir gün Hoca’ya sorarlar:
“Hocam, şu dünyada en zor iş nedir?”
Hoca hiç düşünmeden cevap verir:
“Birinin söylediğiyle yaptığının aynı olması…”
Sonra ekler:
“İnsan sözünü tutarsa zorlanır ama tutmazsa dünya karışır.”
Bugün eğitimde yaşanan tartışma da biraz buna benziyor. Söylenenle yapılan arasındaki mesafe büyüdükçe güven de azalıyor.
Burada bir parantez açmak gerekiyor.
Yozgat İl Milli Eğitim Müdürü Sayın İsmail Altınkaynak, göreve geldiği günden beri eğitimde bir hareket oluşturdu. Sahayı bilen, sendikacılık geçmişiyle tecrübe kazanmış, insan ilişkileri güçlü bir yönetici. Bunu kimse inkar edemez. Eğitim camiasında birçok kişi de bu yönünü takdir ediyor.
Fakat mesele sadece iyi niyet meselesi değil.
Bugün Yozgat eğitiminde ciddi bir tartışma var ve bu tartışma şehrin eğitim motivasyonuna zarar veriyor. Öğrenciler başka şehirlere gidiyor. Veliler çocuklarını farklı illerdeki okullara göndermenin yollarını arıyor.
Bu tabloyu görmeden sadece “mevzuat böyle” demek yetmiyor.
Çünkü sınav sistemi başka bir gerçekliği dayatıyor.
LGS ve YKS yalnızca bilgi sınavı değil; hız, pratik ve tecrübe sınavıdır. Deneme çözmeyen, farklı soru tipleri görmeyen bir öğrencinin bu yarışta geri kalması kaçınılmazdır. Türkiye’nin pek çok ilinde bu gerçek kabul edilmiş durumda. Fen liselerinde, Anadolu liselerinde deneme sınavları yapılıyor, öğrenciler farklı kaynaklarla destekleniyor.
Peki Yozgat neden bu yarışta kendini geriye çeksin?
Yanı başımızda Kırşehir var. Küçük, mütevazı ama eğitimde istikrarlı bir şehir. Üniversiteye yerleşme oranları, sınav başarıları ortada. Aynı coğrafyada, aynı imkanlarla iki şehir arasında bu kadar fark olması üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele.
Yozgat’ın çocukları zeki, çalışkan, hayalleri var ama...
Ama bazen sistem, o hayallerin önüne duvar örüyor.
Sorulması gereken soru şu:
Biz çocuklarımızın önünü mü açıyoruz, yoksa onların yarıştığı pistin bir kısmını kapatıyor muyuz?
Kimse eğitimi tartışma konusu yapmak istemez. Ama eğitim konuşulmadan da düzelmez.
Bugün Yozgat’ta veliler bir şey istiyor; çocuklarının rakipleriyle aynı şartlarda yarışabilmesi.
Bu çok büyük bir talep değil.
Sadece eşit bir başlangıç çizgisi.
Çünkü eğitimde en tehlikeli şey eksik kaynak değildir.
En tehlikelisi, gerçek ile görünen arasındaki farktır.
Ve Yozgat bugün tam da bu farkı tartışıyor.
Garip olan bir durum daha var ki, yaşanan tartışmalar, oluşan gergin hava dipte yaşanıyor! Veliler susmak zorunda kalıyor, çocukları için kaygı duyuyor, öğretmenler herhangi bir sendika ile bu durumu paylaşsa konuşulanlar duvarlar arasında kalıyor, Milli Eğitim de mevzuatı uyguluyor.
Ya çocuklar, işte onlar şuanda çoktan sınav motivasyonunu kaybetti.
Dünyalarına düşen her tartışma, yaşadıkları tahribatı artırıyor!
Bize düşen ise, süreci takip etmek, tüm tarafları dinlemek ama asıl öznemiz çocuklarımız olacak bu biline!