Yozgat’taki Seller, Yangınlar Ve Felâketler

Abone Ol

Pek çok sebebe bağlı olarak, ikbâl devrini yaşayan güzel Yozgat, idbar devrini yaşar hâle getirilmiştir, maalesef! “Bâ’de Harâbi’l-Basra!” diye meşhur bir mesel vardır. “Basra harap olduktan sonra!” demektir ve “iş işten geçtikten sonra,” mânâsına kullanılır. “Bâ’de Harâbi’l-Basra!” kavlince, muhteşem bir Osmanlı şehri olan Yozgat ve civarının uğradığı felâketler arasında pek hazin mevkide duran afetleri tesirinin derinliği bakımından zikretmek gerekmektedir:

R. 1290 M. 1874-1875, kelimenin tam mânâsıyla felâket senesidir. Şehir merkezinde çıkıp çarşının yanmasına sebep olan, şehre büyük zarar veren ve ahâlînin “90’ın Yangını” dediği büyük yangın, tıpkı daha evvelki yangınlar gibi Yozgat’ı perişan etmiştir.

“Büyük Sel,” yani “90’ın Seli,” R. 1290 M. 1874-1875’te yine büyük felâket olarak zor sarılacak bir yara açmıştır. Sürmeli çeşitlemeleri arasında bulunan fevkalâde güzel bir gönül nağmesi var. Uşşâkın malûmu bu türkü Yozgat’a gelen büyük sellerin sîne dağlayan hatırasıdır:

Dersini almış da ediyor ezber

Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler

Bu dert beni iflâh etmez del’eyler

Benim dert çekmeye dermanım mı var

Kaşın çeğmellenmiş kirpik üstüne

Havada buludun ağdığı gibi

Çiğ düşmüş de gül sîneler ıslanmış

Yağmurun güllere yağdığı gibi

Yozgat’ı sel almış Soğluğu duman

Sıtkınan seviyom billahi inan

Ölüp de mezara girdiğim zaman

Ben susuyum kemiklerim söylesin

Sellerin ardı kesilmez Yozgat’ta. R. 1308, M. 1892’de büyük bir sel daha gelir, dereler çağlayıp taşar. Bir defa daha sel, teslim alır Yozgat’ı.

İki sene süren ve çok sayıda can kaybına sebep olan R. 1290 M. 1874-1875’teki kıtlık, yani “90’ın Kıtlığı,” hâfızalara kazınmış ve bir türlü unutulmayan büyük badireler arasında yerini almıştır. Birbiri ardınca sıralanan felâketlere bir yenisi daha eklenir ve ahâlî kıtlık derdine müptelâ olur. “26’nın Kıtlığı” diye meşhur, yani R. 1326 M. 1910-1911’deki büyük kıtlık, çektirdiği acılarla tarihe geçmiş ve hâfızalara silinmemek üzere kazınmış bir diğer felâkettir. Şahitlerine yetiştiğimiz büyük kıtlıkta, yiyecek bulmak için çekilen sıkıntılar yaşlı gözlerle hâlâ anlatılıyor.

1900’ün ilk çeyreğindeki kolera, veba ve tifüs salgınları, 1918’de İspanyol Nezlesi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan büyük göç ise başta şehir merkezi olmak üzere bölge nüfusunu hızla eritmiştir.

Ardından, İstanbul misillü konaklar, enkazı için satın alınıp yıktırılır. Kalanları da tarihî çarşılarla birlikte, değer taşımayan şekilsiz ve ruhsuz beton yığınlarına feda edilir, elbirliğiyle! Her biri türlü ağaçlarla bezenmiş bahçeler içinde bulunan güzelim konaklar, bir bir ortadan kaldırılır. Safranbolu, Amasya konakları, Odunpazarı konakları, Beypazarı evleri ve diğerlerine hayranlıkla bakıyoruz. Fakat iyi ki varlar diye sevincimiz olan bu eserlerimizin daha görkemlisi Yozgat’ta idi ve yakın zamana kadar Yozgat’ın şehir dokusuna ait onlarca konakla birlikte arastalar ayakta duruyordu! Berhava ettik. Birkaç mahallenin korunması şöyle dursun, ancak bir elin parmakları kadar kalanı ise ortadan kaldırılacakları günü beklemektedirler.

Kitabeler, tuğralar ve armalara kadar el uzatılır. Sanat eserleri tahrip edilir. Olup biteni unutturmamak istercesine Hamîdiye Çeşmesi ile Yozgat Lisesi’nin okunamaz hâle getirilen kitabesi bir şeyler fısıldamaya devam etmektedir.

Musibetlerin ardı arkası kesilmeyince tabiî ki, kitapların da hissesine düşen vardır. Asırların birikimi nadide el yazması eser mirası Yozgat ve çevresinde, Hülâgu’nun Bağdat yağmasında Dicle Nehri’ne atılan kitapların akıbeti gibi yok edilmiştir. El yazmalarının yakılışının, birazının gömülüşünün şahitlerinden dinlediğim hatıraları tüyler ürperticidir!

Çandır’da bir Dulkadırlı eseri olarak Beylikler Dönemi’nden kalan Şahruh Bey Câmii yıktırılırken kıble tarafının temeline çuvallarla gömülmüş olduğu hâlde ortaya çıkan el yazması ve taş baskı eserleri bizzat gördüm!

El yazması eserlerin akıbeti hazindir. Maalesef, medrese kütüphânelerinin ve ailelerin ellerindeki kitapların başına gelmeyen kalmamıştır. Kalanlardan az bir miktarı eldedir.

Düşünmeden olmuyor! Yozgat kadar şehir vasfının lâzımesi kültür dokusuna ait ilmeklerin hoyratça sökülüp lîme lîme edildiği, tarihî mirasın sûikaste uğradığı ikinci bir şehir var mı acaba? Şairin dediği gibi: “Sussam gönül râzı değil!”

Not: Bugünkü Yozgat ahâlîsinin Çamlık dediği ormanla kaplı dağın adının esasen “Soğluk Dağı” olduğu gerçeği ve güzelliği, hatırdan ve gönülden düşmüştür maalesef!