Rahmetlik babam Sıddık Cenan 28 Temmuz 1970 Salı akşamı vefat etti. Ertesi gün Çorum’a götürdük. Ulu Mezara Zarif Hoca dedemin yanına vasiyeti üzerine defnettik. Birkaç gün sonra da Yozgat’a doğru hareket ettik. Bindiğimiz otobüsün şoförü acıklı bir türkü koydu teyibe. Sonuna kadar da açtı. Suratlı bir şekilde de otobüsü sürüyordu. Hatab Un Fabrikasının virajlarına da tam gaz giriyordu. Acıklı türkü şöyleydi: “Anne beni yol üstünde vurdular. Vurdular da günahıma girdiler. İki yavrumu da yetim koydular. Söyle zalim ben suçumu bileyim. Bileyim de ecelimle öleyim.” Aynen bu şekilde söylüyordu. Acımızın üstüne böyle bir türkü bize çok dokundu. Ben ağlayı ağlayı türküyü dinledim. Sonunda Yozgat’a geldik. Babamın şoför arkadaşlarından Seyit Yıldız sen artık okuyaman baban öldü. Şoför de olman. Çorum’a taşınırsınız dedi. Aynı sözü birkaç kişi daha söyledi. Babam belediyede fazla çalışmadığından emekli maaşı da alamadık. O zamanın Belediye Muhasebe Müdürü Turgut Yazıtaş bize: “Uğraşman. Babanın maaşı olmaz. Boşa para harcaman.” dedi. Yine de biz uğraştık. Allah emekli sandığından birini çıkardı. Bu bize çok yardım etti. Babamın gençliğinde Kırıkkale Silah Fabrikasında 2 yıl kadar çalışmışlığını bulduk. Sonunda rahmetlik anneme emekli maaşı bağlandı.
Ben yine okul tatil olduğu için belediyede amelelik işime devam ettim. Babamın arkadaşları sağ olsun beni ağır işlere vermediler. O zamanlar Belediye İtfaiyesinde Atik Abi, Hamdi Abi, Ali Keskin Abi, Özger Kaldemir Abi, Osman Abi, Muhittin Abi, Durudu Abi gibi itfaiyeciler vardı. Bizleri bunlar idare ediyordu.
Beni kamyonlara bakım yapma görevini verdiler. Kamyonların yağına, suyuna bakıyorum. Gevşeyen cıvata saplamalarını anahtarla sıkıyorum. Gres yağıyla yağlanacak yerleri yağlıyorum. Oraları süpürüp temizliyorum. Vakit bu şekilde geçiyordu. Abdullah Karaşar Abim tamirhane sorumlusu idi. Yaptığım işleri ona bildiriyordum.
Bir gün Ford kamyonun alt motor kulaklarının cıvataları gevşemiş. Bir türlü sıkılmıyordu da gevşemiyordu da. Şakır şakır oynuyor. Abdullah Abi’ye Ford’un motor kulaklarının cıvataları şakır şakır oynuyor dedim. Rahmetlik Abdullah Abim de arabanın şoförüne ağzına geleni söyledi. Arabaya hiç bakmamış. Motor aşağı düşecek, haberi yok gibi sözler etti. En sonunda saplama cıvatalarını kesmeye karar verdi. Tamirhaneden gerekli aletleri aldı geldi. Rahmetlik Ahmet Çamlıbel Abim de ona yardım ediyordu. O da çok iyi bir abimizdi.
Tam bu sırada tesadüfen Abdullah Karaşar Abimin kardeşi Fahrettin Karaşar Abim de geldi. Bu çok iyi bir şofördü. Arabanın her türlü tamirinden anlardı. Ona durumu anlattık. O da iyi ki saplama cıvatalarını kesmediniz. Bu arabaların motor kulak cıvataları gevşek olur. Esneme yapması için yoksa motor saplamayı koparır dedi. Bizi tam zamanında uyardı. Her üç abimiz de rahmetli oldu. Allah gani gani rahmet eylesin. Abdullah Karaşar Abim daha önceleri motorhanede çalışırdı. Yozgat’ın elektriğini bu motorhane karşılardı. Motorhane yıkılınca Belediye garajına arabalara tamir, bakım işlerine verdiler. Beni de çok severdi. İsmail babam şunu şöyle yap, bunu böyle yap diye bana yardımcı olurdu.
Sonradan Abdullanın bostanın olduğu yere su deposu inşaatına başladık. Bugünkü Yimpaş’ın olduğu yer.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere yazımı Yozgat Sürmelisi’nin bir mısrası ile bitiriyorum. Hepinize selamlar, sevgiler, saygılar…
Bülbülü tuttum da güle bağladım
Bülbül figân etti, ben de ağladım
Güzeller içinde gönül eyledim
Gönlüme münasip yar bulamadım.