Protokol kuralları vardır ve bu kurallar değişmez. Kim olur protokolde? Protokol diye ayrılan yere kim oturur?
Mülki İdare: Vali (ilde), Kaymakam (ilçede) en üst protokol temsilcisidir.
Askeri Erkân: Garnizon Komutanı, komutanlar, general ve amiraller.
Yerel Yönetim: Büyükşehir / il / ilçe belediye başkanları.
Yargı: Cumhuriyet Başsavcısı, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı, Bölge Adliye/İdare Mahkemesi başkanları.
Akademik: Üniversite rektörleri, dekanlar.
Bürokrasi ve Emniyet: Vali yardımcıları, İl Emniyet Müdürü, İl Jandarma Komutanı.
Siyasi Temsilciler: TBMM üyeleri (milletvekilleri).
Bu kadar… Budur protokol için ayrılan yerlere oturması gereken devlet erkânı.
Ama bizim memlekette herkes protokol… Herkes bir yer kapma derdinde. Herkes o ayrılan yere oturma derdinde. Herkes vali, herkes belediye başkanı sanki… Ne oluyor oraya oturunca, anlamıyorum ki…
Siz yer kapmaya çalıştıkça daha itici oluyorsunuz. Keşke başarıda, çalışkanlıkta yarışsanız… Yer ayrılmayınca küsenler, surat asanlar, kaprisiyle egosuyla bütün gün kendi kendini yiyenler…
Protokolde çoğu dernek başkanı da yer almak istiyor. Rahmetli Kemal Sunal’ın “Tosun Paşa” filminde bir repliği var ya:
“Sen de paşa ol, ben de paşa olayım, herkes paşa olsun…”
Tam o dönemdeyiz işte…
Mesela protokolde olan bir devlet adamı, en yakın arkadaşını, dostunu, akrabasını protokole oturtamaz. Eğer o kişi başkan, vekil ya da yetkili değilse yeri orası değildir.
Bir de her kurumda yardımcısını, çalışanını şahsi işleri için kullanan yöneticiler var…
“Arabadan poşetimi getir.”
“Bizim eve aldığım paketi bırak.”

Hem de kurumun arabasıyla, bizim cebimizden çıkan parayla…
“Eşim geliyor terminalden, arabayla al eve bırak.”
Yine bizim ödediğimiz vergilerle…
O insanlar sizin şahsınıza değil; kuruma, hizmete geliyor.
Sağlık Bakanı’nın iftara helikopterle gitmesinden bahsetmiyorum bile… Mübarek günde açın, yoksulun halinden anlamamız gerekir deyip saltanatı, şatafatı elden bırakmayanlar…
Bütün bunlar sınanmamışlığın kibri… Ne güzel bir tanım…
Henüz düşmemiş insanların, düşene yukarıdan bakan alaycı gözleri…
“Sınanmadığın zaafın güçlüsü olamazsın” diyor…
Ama herkes güçlü olmadan gücün peşinde koşuyor…