Şems-i Tebrîzî der ki; “İnsanoğlunun edepten nasibi yoksa insan değildir. İnsan ile hayvanı ayıran edeptir.” Müeddep olmayan insanlardan korkulur. Hele bir de siyasi güce sahip olursa vay ki vay milletin haline. Zira: “Hiçbir tedaviye cevap vermeyen hastalıklardan biri de karaktersizliktir.” Titri ne olursa olsun karaktersizlerden ve bunlardan oluşan topluluklara karışmaktan uzak durmak gerekir. Yoksa toplum ifsada uğrar. Onun için Pir Sultan Abdal; “Ne mutlu, eğri zamanda doğru yerde durabilene” demektedir.
Doğruluk de sadece ‘Adil Düzen’le sağlanabilir. Zira o zaman kurtla kuzu, korkusuz, yan yana yürür. Aksi halde Ömer Hayyam’a atfedilen dizelerde yer aldığı gibi: “Gün gelir… Hırsızlar zengin… Metresler eş… Serseriler adam olur… Odundan kapı, taştan saray olur…
Gün gelir… Kezbanlar destan… Onları destan yapanlar mestan olur… Gün gelir… Çivisi çıkar dünyanın… Konuşamayanlar hatip… Şifa veremeyenler tabip… Yazamayanlar kâtip olur…” Böylece hızla yıkılışa gidilir.
Ayrıca belirtelim ki, herhangi bir ülkede devleti ayakta tutan tüm birimlerin gücü, bir kişiye teslim edilirse, o ülkede aksaklıkların olması doğal hale gelir. Ahlak ve maneviyatın yok olduğu ülkelerde ise insanlar canavarlaşır. Çocuklar evliya değil eşkıya olur. Bunun acı örneklerini yaşadık.
Aliyaİzzetbegoviç diyor ki; “Bugünkü eğitim sisteminde öğrencinin beyni dolu fikri yok, ruhu aç karnı tok, çocukluğa vakti yok. Maneviyattan yoksun, her şeyi madde planında düşünen, yarış atına dönmüş, tarihinden kopmuş, nereden gelip nereye gittiğini bilmeyen bir nesil yetişiyor!
Oysaki yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir.” Merhum Necmettin Erbakan da; “Çocuklarınıza helali, haramı, dünyayı ve ahireti öğretmezseniz, istediğiniz kadar okutun asla adam edemezsiniz” demiştir. İnsanın ruhu temizden beslenmezse, midesi haram lokma ile beslenirse, o insanın dürüst olmasını beklemek akıl tutulmasıdır.
Çocuklar ise; “Dinlediği sözlerle beslenir. Duyduğu sözler de bilinçaltına yerleşir. İzlediği (dinlediği), gördüğü yaşamları da uygulamaya sokabilir. Televizyonlardaki, oyunlardaki sahneleri çocukların önüne bilinçsizce koyarsanız, yerleştirirseniz, mafya da olur, terörist de olur. Eşkıya olur yol keser, haydut olur can alır, katil olur.” Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta olduğu gibi ölüm makinesi haline gelir.
“Bir çocuğa maneviyatı, ilmi, güzel ahlakı aşılarsanız yumuşak huylu ve merhametli olur” denir. O zaman da arkadaşlarını öldürmek için silahla taramaz. Üzülerek belirtelim ki, dinsiz eğitimin sonunda vicdanlı değil, vicdansız nesil yetişir. Hal böyle olunca da o nesil eşkıya olur, hırsız olur, ahlaksız olur, katil olur.
Çocuğun en büyük düşmanı(!) kim sorusunun cevabını Hz. Ömer vermektedir: “Bir çocuğun en büyük düşmanı, ona Allah’ı anlatmayan ve hiç ölmeyecekmiş gibi yalnızca bu dünya için yetiştiren ana-babasıdır.”
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
İsmail MÜFTOĞLU’dan alıntı