Sevgi… Belki de insanlığın en çok kullandığı ama en az tanımlayabildiği kelimelerden biri. Herkesin dilinde, ama herkes için farklı bir anlam taşıyan derin bir duygudur. Kimi için bir bakışta saklıdır, kimi için yılların emeğinde; kimi için fedakârlık, kimi için ise yalnızca bir huzur hâlidir. Peki gerçekten sevgi neydi?
Sevgi, sadece güzel sözler söylemek değildir. Asıl sevgi, zor zamanlarda kalabilmektir. Her şey yolundayken yanında olmak kolaydır; fakat fırtına koptuğunda da elini bırakmamaktır sevgi. Çünkü sevgi, geçici duyguların değil, kalıcı bağlılığın adıdır.
Sevgi, karşılık beklemeden verebilmektir. Birine değer verirken hesap yapmamak, “Ben ne alırım?” demeden “Ben ne katabilirim?” diye düşünebilmektir. İçten gelen bir iyilik hâlidir sevgi. Zorla olmaz, çıkarla kirlenirse zaten sevgi olmaktan çıkar.
Sevgi aynı zamanda anlamaktır. Her şeyi konuşmadan da hissedebilmektir. Birinin suskunluğunu okuyabilmek, gözlerindeki yorgunluğu fark edebilmektir. Çünkü sevgi, sadece duymak değil; gerçekten dinlemektir.
Ve belki de en önemlisi; sevgi, değiştirmeye çalışmadan kabul etmektir. Kusurlarıyla, eksikleriyle, olduğu gibi… Çünkü gerçek sevgi, birini olduğundan başka biri yapmaya çalışmaz. Onu olduğu hâliyle benimser.
Bugün birçok insan sevgiyi sadece bir duygu sanıyor. Oysa sevgi, bir tercihtir. Her gün yeniden seçilen bir bağlılıktır. Sabırdır, emektir, sadakattir. Kırıldığında vazgeçmemek, yorulduğunda terk etmemektir.
Kısacası sevgi; sadece “seni seviyorum” demek değil, o sözün hakkını verebilmektir.
Sevgi neydi?
Sevgi, kalpten gelen ama davranışla anlam kazanan en gerçek duyguydu.