Bugün, bayramın huzurunu geride bırakıp ara tatilin ardından yeniden okulların kapıları açıldı. 18 milyonu aşkın öğrencimiz, umutla, heyecanla ve belki de biraz da özlemle sınıflarına döndü. Koridorlar yeniden seslendi, sıralar yeniden anlam kazandı. Ancak bu başlangıç, sadece bir takvim dönüşü değil; aynı zamanda bir hatırlayıştır: Biz neyi, nasıl ve kimlerle inşa ediyoruz?

Bir toplumun aynası, yetiştirdiği insanlardır. Ve o aynaya dikkatle bakıldığında görülen sadece bilgi birikimi değil; aynı zamanda bir duruş, bir terbiye, bir ahlaktır. İşte bu yüzden mesele sadece öğretmek değil, önce insanı inşa etmektir. Yani önce eğitim, sonra öğretim.

Eğitim; insanın iç dünyasında sessizce kök salan bir süreçtir.

Vicdanla yoğrulur, saygıyla büyür, sabırla derinleşir.

Öğretim ise bu köklerin üzerine uzanan dallar gibidir; bilgi verir, beceri kazandırır, ufuk açar. Ancak kökü zayıf olan bir ağacın dalları ne kadar gür olursa olsun, ilk fırtınada savrulması kaçınılmazdır.

Bu ağacın bahçıvanı öğretmendir.

Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran bir memur değildir; o, bir neslin ruhuna dokunan, karakterini şekillendiren, istikamet veren bir mimardır.

Sınıfa girdiği an sadece ders başlamaz; bir örneklik başlar. Çünkü çocuklar en çok duyduklarını değil, gördüklerini öğrenir.

Bir söz vardır: “İnsanlar kıyafetiyle karşılanır, sözleriyle uğurlanır.”
Öğretmen, bu sözün yaşayan karşılığıdır. Kıyafetiyle, sadeliğiyle, kendine gösterdiği özenle ilk izlenimi bırakır. Ardından kelimeleriyle, adaletiyle, merhametiyle o izlenimi ya kalıcı kılar ya da zayıflatır.

Öğretmenin duruşu bu yüzden bir ayrıntı değil, meselenin kendisidir.
Duruş; yalnızca görünüş değil, bir karakter bütünlüğüdür. Adil olabilmek, tutarlı kalabilmek, sabırla dinleyebilmek ve gerektiğinde kararlılıkla sınır çizebilmektir. Şefkat ile otorite arasında ince ama güçlü bir denge kurabilmektir.

Öğrenci, öğretmeninin bu dengede durabildiğini gördüğünde güven duyar. Güven duyduğu yerde ise öğrenme filiz verir.

Ne var ki bu hikâyede tek bir kahraman yoktur.

Eğitimin diğer ve çoğu zaman ihmal edilen yüzü velidir. Çünkü bir çocuğun zihni okulda şekillenirken, kalbi evde yoğrulur. Eğer bu iki alan aynı dili konuşmuyorsa, ortaya çıkan çatlak büyür ve en çok da çocuk zarar görür.

SÜRECEK