Tarık Yılmaz Ankara’yı yazıyor: Rüşvetin gölgesinde belediyeler ve komisyoncu insanlığımız (!)
Haftanın hangi günü olduğu bazen önemli değildir. Önemli olan, insanın vicdanına hangi duyguyla uyandığıdır. Bugün de öyle bir gün… İçimizi acıtan ama konuşmaktan kaçınmamamız gereken bir gerçekle yüzleşme günü.
Ankara'da gazetecilik yapmaya başladığımız ilk dönemlerde inşaat sektörünün içinde olan insanlardan aynı cümleyi defalarca duyuyorduk: "Belediyede işin varsa, ya sabrın olacak ya da cebin."
O günlerde kulağımıza yabancı gelen bu sözler, ne yazık ki bugün toplumun büyük bölümünün bildiği bir gerçeğe dönüştü.
Rüşvet…
Komisyon…
İki kelime ama arkasında milyonlarca insanın hakkını, devletin itibarını ve adalet duygusunu yaralayan koca bir düzen...
Bugün Türkiye'nin farklı belediyelerinde yürütülen soruşturmalar, yalnızca birkaç kişiyle ilgili hukuki süreç değildir. Aynı zamanda yıllardır konuşulan, fısıltıyla anlatılan ve çoğu zaman insanların çaresizlikten kabullendiği ve de dile getiremediği bir sistemin sorgulanmasıdır.
Elbette hukuk devletinde temel ilke açıktır. Hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan hiç kimse suçlu ilan edilemez. Soruşturma geçiren herkes suçlu değildir. Masum olanların bir an önce aklanması, isimlerinin üzerindeki gölgenin kaldırılması da adaletin en önemli gereğidir.
Ancak aynı şekilde, gerçekten kamu gücünü kişisel servetine dönüştürenlerin de hukuk önünde hesap vermesi, millet adına bir zorunluluktur.
Bugün belediyeler üzerinden yürütülen tartışmaların merkezinde yalnızca siyaset olmamalıdır.
Merkezde millet olmalıdır.
Çünkü rüşvetin siyasi görüşü olmaz.
Rüşvetin partisi olmaz.
Rüşvetin ideolojisi olmaz.
Rüşvet yalnızca haramdır.
Ne yazık ki özellikle büyük şehirlerde belediye koridorlarında yıllardır konuşulan bazı iddialar, hatta gerçeğin ta kendisidir, toplumun hafızasında derin izler bıraktı. Ruhsat süreçleri, imar işlemleri, proje onayları, çeşitli izinler... Bazen vatandaşın karşısına resmi prosedürlerden önce gayri resmi kapılar çıkarıldı. İşini zamanında yapmak isteyen insanlar, aracıların ve komisyon düzenlerinin içine itildi.
Bu düzen sadece cebi değil, vicdanı da kirletiyor.
Çünkü alın teriyle kazanan insan, hakkını alabilmek için birilerine haksız kazanç sağlamak zorunda bırakıldığında yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir çöküş de yaşanıyor.
İşte bu yüzden bugün yürütülen soruşturmalar, sadece dosya sayılarından ibaret değildir.
Bu soruşturmalar aynı zamanda devletin "Kim olursa olsun hesap verecek." iradesinin sınandığı süreçlerdir.
Beklentimiz nettir.
Hiç kimse siyasi kimliğine göre korunmamalı, hiç kimse siyasi görüşü nedeniyle peşinen suçlu ilan edilmemelidir.
Delil konuşmalı.
Hukuk konuşmalı.
Vicdan konuşmalı.
Devletin gerçek gücü de tam burada ortaya çıkar.
Bir başka önemli konu ise komisyonculuk kültürüdür.
Anadolu'nun pek çok şehrinde insanlar birbirine gönüllü yardımcı olmayı hala bir dostluk ve vefa meselesi olarak görür. Fakat büyük şehirlerde bu dayanışmanın yerini çoğu zaman çıkar ilişkileri aldı. Bir dosyanın ilerlemesi, bir işin çözülmesi, bir kapının açılması için araya giren kişiler adeta sistemin görünmeyen parçaları haline geldi.
Oysa kamu hizmetinin tek sahibi devlettir.
Vatandaşın hakkı, aracılar üzerinden değil; hukuk ve eşitlik ilkesiyle teslim edilmelidir.
Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca yeni operasyonlar değildir.
Şeffaf yönetim anlayışıdır.
Güçlü denetim mekanizmalarıdır.
Dijitalleşen süreçlerle insan temasını azaltan sistemlerdir.
Hesap verebilir yöneticilerdir.
Ve her şeyden önemlisi, "emanet" bilincini makamların en temel ilkesi hâline getirecek bir yönetim ahlakıdır.
Son günlerde yürütülen belediye soruşturmalarının sonunda suçlu olanlar hukuk önünde gereken cezayı almalı, masum olanlar ise en kısa sürede aklanmalıdır.
Çünkü geciken adalet kadar, geciken beraat da toplumsal vicdanı yaralar.
Bu millet, devletine güvenmek istiyor.
Belediyesine güvenmek istiyor.
Vergisinin doğru yere harcandığını bilmek istiyor.
Çocuklarının geleceğinin rüşvet masalarında değil, adaletin terazisinde şekillendiğini görmek istiyor.
İnanıyorum ki temiz eller, güçlü hukuk ve tarafsız adalet bir araya geldiğinde, sadece belediyeler değil; devlet-millet arasındaki güven köprüsü de yeniden güçlenecektir.
Ve işte o gün, makamların değil; emanetin kazandığı gün olacaktır.
Kaynak:Haber Merkezi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.