Altın 6372.39 %0.45
BIST 14633.97 %1.48
Dolar 46.4393 %0.02
Euro 53.3266 %-0.58
Sterlin 61.158 %-0.52

Yozgat Bozok Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Böyükata, köy enstitülerini anlattı

Yozgat Bozok Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Böyükata, köy enstitülerini anlattı

Yozgat Bozok Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Böyükata, ‘akademik bakış’ programına katıldı.

Yozgat Bozok Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Böyükata, ‘akademik bakış’ programına katıldı.

Böyükata, köy enstitülerini anlattı.

GENİŞ VİZYONLU BİR AKADEMİSYENDİ

ÖSYM eski Başkanı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Atilla Özmen’i anlatan Prof. Dr. Mustafa Böyükata. “Çok kıymet verdiğim hocalarımdandı ve derslerinde, deneyimleri ışığında aktüel konulara da yer yer değinir; sorularımıza açık yüreklilikle cevap verirdi. Daha önce ÖSYM başkanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanlığı da yapmış değerli bir yönetici olması, nükleer enerji teknolojileri ve radyasyon fiziğinin yanı sıra ilgili konulardaki politikalara kadar sohbetler genişlerdi. Az sayıda doktora öğrencisiyle yapılan dersleri odasında işlerdik. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Laboratuarları için inşa edilmiş olan binanın odalarında iki duvar yanında karşılıklı uzanan sabitlenmiş tezgahlar üzerinde lavabolar ve bol miktarda elektrik prizi vardı. Fakat Prof. Dr. Atilla Özmen hocanın odasında o uzun sabitlenmiş tezgah üzerinde tasnif edilmediği izlenimi veren yılların birikimi kitaplar vardı. Kendi çalışma masası da bir o kadar yoğunluk içindeydi. Hocanın en rahat erişebildiği şey ise piposuydu ve yaktığında kokusundan hocanın nerede olduğu kolaylıkla anlaşılırdı. Çalışma masasının önünde ise bir yabancı diplomattan uygun fiyata aldığı ve oldukça sağlam oturma grubunda yerimizi alır dinlerdik. Atilla Hoca çok zekiydi, bu yüzden tanıştığı kişileri unutmazdı. Kahramanmaraş’ın Göksun’dan çıkıp İngiltere’de üniversite öğrenimini tamamlamış, geniş vizyonu olan bir akademisyendi. Sohbetlerinde düşüncesini kısa ve net biçimde ifade ederdi. Konuşmalarında ve tartışmalarında son derece demokrat birisi olmasına karşın yine de onu dinleyen öğrenciler – her ne kadar çoğu kez saygıdan olsa da – münakaşa etmekten çekinirlerdi. Onu tasdik etmeyi tercih ederlerdi” dedi.

KÖY ENSTİTÜLERİNE NEDEN İTARAZ ETTİ!

Prof. Dr. Atilla Özmen’in köy enstitülerine neden itiraz ettiğini anlatan Prof. Dr. Mustafa Böyükata, “Bir keresinde konu “Köy Enstitüleri”ne gelmişti. Atilla Hoca “Köy Enstitülerinin köy çocuklarını köye mahkum eden” kurumlar olduğuna dönük değerlendirmelerde bulunmuştu ve büyük oranda da kendisini haklı çıkartacak argümanları vardı. Bense itiraz etmiş; “Köy Enstitülerinin köy çocuklarının çıkış kapısı” okullar olduğunu iddia etmiştim. Benim de haklı gerekçelerim ve destekleyici pek çok örnek verebilme imkânım vardı. Tarım toplumundan modern topluma geçişi çok büyük oranda ıskaladığımız ve adeta yok olmama mücadelesi vererek yeni bir devlete dönüştüğümüz son yüz yıl içerisinde elbette gözden geçirilmesi ve yeniden üzerinde düşünülmesi gereken pek çok konu var. Her alanda olduğu gibi hatta özellikle eğitimle ilgili konularda bitmesini bekleyemeyeceğimiz ama sürekli tartışmak zorunda olduğumuz pek çok konu var. Eğitime ilişkin problemleri görmezden gelerek yol gitmek doğru olmaz” diye konuştu.

KÖY ENSTİTÜLERİ NASIL KURULDU!

Köy enstitülerinin nasıl kurulduğuna değinen Prof. Dr. Mustafa Böyükata, “Köylere yönelik bu önemli ihtiyacın giderilmesi için “Köy Enstitüleri” fikri ortaya çıktı. Aslında 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı dönemine değin uzanan bir anlayışla, köylere öğretmen yetiştirmek amacıyla 1927'de Köy Muallim Mektebi (Köy Öğretmen Okulu) ve 1936'da Köy Eğitmen Kursu hayata geçirilmişti fakat bunlar yeterli gelmemiştir. Hem nitelik hem de nicelik olarak yeni girişimlere olan ihtiyaç orta yerde duruyordu.

Aslında bu ihtiyaç öteden beri devam ediyordu. Tanzimat Fermanı 1839'da ilân edildikten sonra ortaöğretim kurumu olarak Rüşdiyeler (Mekâtib-i Rüşdiye) aktif hale getirilmişti. Osmanlı Döneminin son yüzyılı içerisinde açılan orta öğretim kurumları, 1845 yılında alınan batılı tarzda yeni eğitim sistemi kurulması kararıyla sıbyan mektebi, rüşdiye ve Dârülfünundan meydana gelen üç kademeli eğitim sistemine geçilmesi, daha sonra hızla yaygınlaşan bu okullar için öğretmen ihtiyacının giderilmesi önemli bir konu olarak hep vardı.

Günümüzde Türkiye’de öğretmen okullarının kuruluş tarihi olarak kutlanan “16 Mart”, o zamanlar Rüştiyelere öğretmen yetiştirmek üzere 16 Mart 1848 tarihinde ilk “Öğretmen Okulu” kurulmasına dayanır. Dârülmuallimin okulları, bünyesinde ilk, orta ve liselere öğretmen yetiştiren yüksekokula dönüşerek Cumhuriyet Dönemi’ne kadar varlığını sürdürmüştür. Ancak o zaman içerisinde eğitimin tüm kademelerine yönelik öğretmen yetiştirme çabaları olduysa ve kısmen bir kurumsallaşma yaşandıysa da dünyada yaşanan hızlı değişim karşısında bu atılan adımlar yeterli gelmemiştir.

Gelişen batı dünyasındaki uygulamalar ve deneyimler ışığında 1937'de “Köy Enstitüleri” hayata geçirilmiş ve 17 Nisan 1940 günü kuruluş kanunu olan “Köy Enstitüleri Kanunu” çıkarılarak yasal zemine oturtulmuştur.

Yeni ve gelişime açık bir anlayışla müfredatın içeriği zenginleştirilmeye açık tutulan Köy Enstitüleri yaygınlaştırılarak takriben 10 yıl içerisinde sayısı 21'e çıkartıldı. Bunlardan ilk sıradakiler 1937’de açılan İzmir Kızılçullu ve Eskişehir Çifteler’dir. Ülkenin farklı bölgelerine ulaşılarak ve şehir dışında tarıma uygun devlet arazisi üzerinde, köylere yakın yerlerde kurulmasına dikkat edilerek planlanan enstitülerin kuruluş tarihine göre diğerleri ise 1938 yılında açılanlar Kırklareli Kepirtepe ve Kastamonu Gölköy, 1940 yılında açılanlar Malatya Akçadağ, Samsun Akpınar, Antalya Aksu, Kocaeli Arifiye, Trabzon Beşikdüzü, Kars Cılavuz, Adana Düziçi, Isparta Gönen, Kayseri Pazarören ve Balıkesir Savaştepe, 1941 yılında açılanlar Ankara Hasanoğlan, Konya İvriz, Sivas Pamukpınar, 1942 yılında açılan Erzurum Pulur, 1944 yılında açılanlar Diyarbakır Dicle ve Aydın Ortaklar, 1948 yılında açılan Van Ernis’dir.

Genel kültür, tarım ve teknik derslerin ağırlıkta olduğu, yaparak ve yaşayarak öğrenmenin etkin çalışma örneklerinin sergilendiği Köy Enstitülerinin en verimli dönemi olarak 1940-1947 yılları anılır.

Mezunları, gittikleri okullarda sınıf öğretmenliği görevlerinin yanı sıra, köylülere tarımsal ve teknik konularda rehberlik etme misyonu da üstlenmişti. Ayrıca halka yönelik yeni devlet ideolojisini benimsetme çabaları da vardı. Değişen dünya dengelerinin de etkisiyle Türkiye’de de yaşanan siyasi görüş ayrılıkları ve ideolojik çalkantılar içerisinde Köy Enstitüleri’nin kurucu heyeti de payına düşeni almıştır. Solculukla suçlanmalarından ve siyasi nedenlerden ötürü görevlerinden ayrılmış olan kurucu heyet etkisiz kaldıktan sonra Köy Enstitüleri “sağ-sol” çatışmasının ana mevzusu haline gelmiştir. Sürekli eleştirinin odağında kalan enstitülerin müfredatlarında, öğrenci ve öğretmenlerinde 1950 yılındaki hükümet değişikliğiyle birlikte yeniden yapılanmaya gidilmiştir.

Köy Enstitüleri kuruluşundaki özelliklerinden uzak, farklı biçimiyle 1954 yılında kapatılarak Sınıf Öğretmeni yetiştiren okullara dönüştürülmüştür. Geçen 100 yılı aşkın süre içerisinde Türkiye’de ilkokullara öğretmen yetiştirmenin kaynağı, Köy Eğitmen Kursları, İlköğretmen Okulları, Köy Enstitüleri, İki Yıllık Eğitim Enstitüleri ve günümüzde de Eğitim Fakülteleri olagelmiştir. Öğretmen yetiştirilmesi ile ilgili sorunlar pek çok yönüyle halen tartışılmakta olup bu tartışmanın devam edeceği de görünüyor.

Köy Enstitüleri, Anadolu'nun kırsal kesiminde, nüfusun yoğun olduğu dönemlerde, okul ve öğretmen eksikliğinin yüksek olduğu zamanlarda ilkokul mezunu, zeki köy çocuklarını yetiştirip sonra da yeniden köylerde öğretmen olarak çalışmalarını sağladığı doğrudur ve yerinde olmuştur.

Öğretmenlerin yükseköğretimde yetiştirilmeye başlanmasının ardından lise dengi ilk öğretmen okulları 1974 yılında kapatılıp iki yıllık eğitim enstitülerine ve daha sonra 1982 yılında alınan kararla iki yıllık eğitim enstitüleri eğitim yüksek okuluna dönüştürülerek eğitim fakültelerine bağlandı, akabinde de 1989 yılından itibaren eğitim yüksek okulları dört yıla çıkartıldı.

Dönüp baktığımızda 175 yıllık öğretmen yetiştirmeye ilişkin birikim içerisinde en çok Köy Enstitüleri’ni hatırlıyor ve konuşuyorsak bir şeyleri ıskaladığımızı, oralarda bıraktığımızı da düşünmeliyiz. Belli ki, o gün var olan ama bu gün halen olmayan bir şeyler var. Bütün ideolojik ve siyasi kavgalardan uzak bir bakışla bugüne ışık tutacak bir şeyleri oralarda bulabiliriz.

Halen çok temel konularda anlaşılamayan noktalar var. Her meslekten kişilerin öğretmenliğe kolayca atanmış olmasını anlayabilmiş değiliz mesela. Öğretmenlik herkesin yapabileceği bir meslek midir? Eğitim konusu toplumun bütün kesimlerinin ortak meselesidir, hafife alamayız.

Köy Enstitüleri’nin kazandırdığı insani değerleri de bilmek lazım. O kurumların nasıl bir değişime uğrarsa uğrasın devamında verdiği eğitim biçimlerinden mezun olanlarda da harika bir aidiyet bilinci var. Hangi dünya görüşüne sahip olurlarsa olsunlar, memleket meselelerine, çevreye, ortak kullanım alanlarına ve insani değerlere duyarlıdırlar. Genelde böyledirler.

Köklü geleneği olan “Köy Enstitüleri”nin devamı niteliğindeki öğretmen lisesi mezunu olan birisi olarak söyleyebilirim ki buralardan mezun olan hemen herkesin, hangi işi yaparsa yapsın eğitime, öğretmenliğe ve toplumsal konulara duyarlılığı yüksektir. Kuruluşundan kapatılışına değin Köy Enstitülerinin yetiştirdikleriyle sosyal, ekonomik ve siyasi yelpazede tesiri yıllarca hissedilmiştir. Doğrudan ve dolaylı doğurduğu etkileriyle kendinden hep söz ettirmiştir” şeklinde konuştu. Murat KARATEKİN

Kaynak:Haber Merkezi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.