Bir davaya adanmış ömür – Muhsin Yazıcıoğlu
Türk siyasetinin ülkemize kazandırdığı önemli dava adamlarından, Büyük Birlik Partisi’nin merhum genel başkanı, Şehit Muhsin Yazıcoğlu, vefatının 11’inci sene-i devriyesinde anılıyor.Biz de Yozgat Çamlık Medya Grubu olarak “Muhsin Yazıcıoğlu”nu anlatan özel yayınlar hazırladık. Sadece siyasi kimliğini değil örnek hayatını da anlatan röportajlarımızı Çamlık TV ve Çamlık Gazetesi’nde bulacaksınız.

Kahramanmaraş’ta 25 Mart 2009’da şaibeli bir şekilde helikopterin düşmesi sonucu yaşamını yitiren Muhsin Yazıcıoğlu’nun 11. ölüm yıldönümü. Muhsin Yazıcıoğlu, 31 Aralık 1954'te Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı köyünde doğdu. Türk siyasi hayatının önemli isimleri arasında yer alan, 1993'te Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) kuran Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayat hikayesi, Yozgat’ta yaşayan dava arkadaşlarının Muhsin Yazıcıoğlu ismine dair açıklamalarını, özel röportajlarımızı sizlerle paylaşacağız. BEYDER Başkanı Aydoğan Bilir ve Yozgat Bozok Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Recep Temel, Muhsin Yazıcıoğlu’nu Çamlık Gazetesi’ne anlattılar.

AYRI BİR YERİ VAR
BEYDER Başkanı Aydoğan Bilir, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Yozgat’ta ayrı bir yeri olduğunu ve Yazıcıoğlu’nun Yozgatlılarla ayrı bir bağının bulunduğunu söyledi. Bilir, Yazıcıoğlu’nun milliyetçi camia içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, “Muhsin başkan milliyetçi camianın içerisinde önemli bir şahsiyet. Ülkü ocakları genel başkanlığından tanıyoruz. Cezaevi sürecinden sonra Yozgat’a gelmesi ile tanıştık. Rahmetli başbuğu Alparslan Türkeş ile beraber Yozgat’ta belediye düğün salonuna geldi. 1 saatlik sohbet gerçekleştirdi. Salon doluydu. Öyle bir tanışıklığımız oldu” dedi.

BAĞIMIZ KUVVETLENDİ
Daha sonraki süreçte MHP milletvekilliği ve arkasından da milli mutabakat metni ile MHP’den ayrılması ile beraber Yazıcıoğlu ile olan bağlarının daha da kuvvetlendiğine değinen Bilir, “Muhsin başkan ile yol arkadaşlığımız biraz daha kuvvetli şekilde oldu. Muhsin başkan milli manevi değerlerine bağlı, vatan millet denildiğinde kendini ön plana koyan yaşadıkları ile müsemma bir hayat süren, söyledikleri ile yaşadıklarının birbiriyle uyumlu bir halde yaşayan müstesna bir şahsiyetti. Vefatının olduğu güne kadar birlikteliğimiz devam etti. Neticede Yerköy’de bekliyorduk. Havada helikopter beklerken bu üzücü haberi aldık. Onunla beraber de devletin ve milletin gönlünde müstesna bir yeri olan Muhsin Başkanı Rahmeti rahmana uğurlamış olduk” diye konuştu.

GÖNÜL MUHABBETİ VARDI
“Muhsin Başkanın Yozgat’ta ayrı bir yeri sevgisi, muhabbeti vardı” diyen Bilir, şöyle konuştu: “İlerimizin yakın olması, gidiş gelişlerde sık sık uğruyor olması buradaki bizim gönül dostu dediğimiz manevi şahsiyetlerle Muhsin Başkanın samimiyeti olması bunlar bizleri çok daha yakından ilgilendiren muhabbetimizi daha da yükselten şeyler oldu. Muhsin Başkanın Yozgat ve Yozgatlı ile alakalı gönül muhabbeti hepsinden fazla diyebilirim.”
YAZICIOĞLU’NUN DEĞERLERİNİ TAŞIYOR
BEYDER’in Yazıcıoğlu’nun değerlerini taşıdığını ifade eden Bilir, “İnsanlar öldükten sonra da taşımış olduğu değerlerle beraber insanlarımızın hayatında hakikaten yer alıyor. Muhsin Yazıcıoğlu ismi geçtiğinde bir gönül muhabbeti oluşuyor. Bizler de burada arkadaşlarımızla beraber hocalarımızla beraber Muhsin Başkanın taşımış olduğu değerlere ve gönül muhabbetine dayalı olarak BEYDER’i hayata geçirdik. Burada Muhsin Yazıcıoğlu’nun taşımış olduğu değerler, gönül ve fikir dünyasında hizmet etmek muradıyla böyle bir yapıyı kurduk. Hakikaten gençlerimize çok faydalı bilgiler verildiği kanaatindeyim. Özellikle hocalarımızın destekleriyle. Gençler Muhsin Yazıcıoğlu dendiğinde bir vatan sevdalısı, sözleriyle özüyle sözü bir vatan evladı ve kahramanı görüyorlar. Muhsin Başkan hem Türk Milletinin hem de Türk coğrafyasının gönlünde hala bir kahraman olarak duruyor” şeklinde konuştu.

KİMSEDEN BEKLENTİSİ YOKTU
Bilir, Yazıcıoğlu’nun kimseden bir beklentisi olmadığını dile getirerek, “Fidan annemiz diyordu ya, “devlete bir defa ihtiyacı oldu. O gün devlet yanında yoktu” hakikaten Muhsin Başkanın hayatında 7,5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra çıktığında ben devlete küskün değilim diyebilmek çok büyük bir erdem gerektiriyor. Vatan, millet, din devlet her çağrıldığımda geldim. Bir defa ihtiyacı oldu Muhsin Başkanın devletine o gün devleti yanında yoktu. Muhsin Başkanı birde bu yönüyle görmek lazım. Muhsin Başkanın hiç kimseden bir beklentisi yoktu. Arkasında güç odaklarını almadan milletin değerleriyle devletin kültürüyle millete inanmışlığı ile adanmış bir ömür yaşandı. Millet hala bir Muhsin Yazıcıoğlu özlemi var. Yaşamış olduğumuz bütün olaylarda Muhsin Başkanın şöyle bir özelliği vardı. Herkes çıkardı. Muhsin Başkan çıkar bir defa konuşurdu. Millet oh derdi. İçimizden geçenleri Muhsin başkan yansıttı derdi. Dolayısıyla Muhsin Başkanın böyle bir özelliği hala Muhsin Başkan gibi bir şahsiyetin beklendiği anlamına da gelebilirdi” dedi.

MİLLETİN GÖNLÜNDE KAZA DEĞİL
Yazıcıoğlu’nun geçirdiği kaza neticesinde hayatını kaybetmesine ilişkin bilgiler de veren Bilir, şunları kaydetti; “Muhsin Yazıcıoğlu hakikaten o gün bir helikopterin bir kaza neticesinde kaza deniliyor. Milletin gönlünde kaza değil tabi. Kaza olması ayrı bir değerlendirme konusu. Kazadan sonraki süre ayrı bir değerlendirme konusu. Son 11 yılın bir muhasebesini yapmak zorundayız. Dolayısıyla bu olaya hiç safiyane bakarak kaza desek bile kazadan sonra o 3 günlük sürecin açıklanamaması çok acı bir şey devlet adına. Devlet adına, millet adına bunların sorumlularının ortaya çıkarılamaması yine ayrı bir şey. Biz siyasilerden şunları çok duyduk. O bizim kardeşimizdi, dostumuzdu. Bu bizim şerefimizdi sözlerini çok duyduk. Fakat 11 yıl geçmesine rağmen ve 11 yıl önceki iktidar aynı şekilde olmasına rağmen bunun açıklanamıyor olması, üzerine gidilemiyor, çözülemiyor olması kafamızda hala soru işaretleri barındırmakta. Dolayısıyla Muhsin Başkanın helikopterinin kaza yaptıktan sonra 3 gün dağda kalıyor olması milletin gönlünde bir yara. Bizim gönlümüzde de bir yara. Bunun müteşebbislerini ortaya çıkmaması bizi derinden yaralamış durumda. Hala bu bizim kardeşimizdi diyen kardeşlik hukukuna riayet etmedikleri, bu bizim namusumuzdur dedikleri halde bu işin üzerine gitmemeleri hakikaten derinden yaralamakta. Bizler gerektiği kadar Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazasının üzerine gidemedik, gitmedik. Burada da bizler sorumluyuz. Üzerine gitmesi gereken arkadaşlarımız gitmediler. Burada ortada bir vaka var. Milletin gönlü, sevenlerinin yaralı. Hala ortaya çıkmış bir suçlu yok. Suçlu aradığımızdan değil. En azından bu süreç içerisinde yapılanların, yaşananların ortaya çıkması adına milletin gönlüne ferah tutması lazım. Maalesef milletin gönlü ferah bulmadı. Bu noktada vicdanımız hala kanamakta.”
EMEĞİNİ ESİRGEMEDİ
Muhsin Yazıcıoğlu malum 55 yıllık ömrü içerisinde vatan millet din devlet dediği noktada varı ile yoğu ile mücadele ettiğini ve bu uğurda alın teri döküp emeğini esirgemediğini anlatan Bilir, “Muhsin Yazıcıoğlu hayata bir bakışı, karakteri ve duruşu vardı. Türk İslam ülküsü ile bezenmiş bir ahlakı vardı. Özellikle gençlerimizin Muhsin başkanın durusundan yaşantısından, tavır ve davranışlarından alacakları çok şey olduğu kanaatindeyim. Mühim olan konuşmak değil yaşamak. Muhsin başkan İslam ülküsü ile yaşadı. Bu yaşantısını hayatına nakşetti. Bundan dolayı da milletin gönlünde müstesna bir yeri var. Arkadaşlarımıza ben şunu tavsiye ediyorum. Muhsin Yazıcıoğlu gibi yaşayın. Muhsin Yazıcıoğlu gibi gayret gösterin, hayata bakın derim ben. Muhsin Yazıcıoğlu’nun özellikle Yozgat’a, Yozgatlıya ünsiyeti sadece Yozgatlı ile alakalı değildi. Yozgat’ın manevi değerleri ile de çok sıkı münasebetleri ve dostlukları vardı. Bunları da zikredelim” dedi.

ÖNEMLİ DEĞERLER VAR
Yozgat Bozok Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Recep Temel de Muhsin Yazıcıoğlu’nun temsil ettiği önemli değerler olduğunu söyledi. Yazıcıoğlu’nun Türk ve İslam coğrafyası dendiği zaman hatıra gelen önemli şahsiyetlerden olduğunu anımsatan Temel, “Tabi ki bu anlayışın evleviyeti var. Bizim Muhsin Başkan ile tanışmamız aslında bu fikriyatla tanışmamızla alakalı bir süreç. İlk 1987 yılında İstanbul’da siyasal bilgilerde tahsilime başladığım dönemlerde bu süreç. Birazda romantik tarafı vardır. Benim yurt dışında kalmış olmanın verdiği bir vatan özlemi vardı. Çocukluk dönemimizde çok yoğun tarih okumaları bizi vatanımıza, değerlerimize sadık bir birey olarak hayıtımızı idame ettirme yönünde şekillendirdi. 1987 yılı İstanbul’da tahsilimizi devam ettirirken kendimizi milliyetçi camia içerisinde doğal olarak bulduk. O süreç devam ederken ben cezaevi sonrası Muhsin Başkan ve arkadaşlarının 1991 milletvekili süreçlerini yakından takip ediyordum. Duygusal bir bağ ile başladı” şeklinde konuştu.

ÖVGÜ İLE BAHSEDİLİRDİ
“Muhsin Yazıcıoğlu iddia ettiği değerleri hayatında tatbik etmesi sebebiyle camia içerisinde özellikle ocak içerisinde kendisini övgü ile bahsedilen bir karakterdi” diyen Temel, şöyle konuştu; “Biz aslında onda kendimizi görüyorduk. Bizim ortak değerlerimizi hayata tatbikteki başarısı aslında bizim hep arzu ettiğimiz bir tavırdı. Siyasal bir ayrılma söz konusu oldu. O süreç gerçekleşmeden sürecin öncesinde de içerisinde olduğumuz için ben gönül ve fikir olarak Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının durduğu yerde tarif ediyordum. Nihayetinde 1993 yılında siyasal hareketin oluşması dolayısıyla yaşımız münasebetiyle de daha çok siyasal hareketleri değil gençlik hareketleri oldu. Bende uzun yıllar Samsun’da ocak yöneticiliği, alperen ocakları il başkanlığı, bölge başkanlığı gibi uzunca bir süre sürdürdüm. O yöneticilik süresi içerisinde rahmetli başkan ile doğal olarak hukukumuz oldu. Bizim hiçbir zaman söyle bir çabamız olmadı. Muhsin Yazıcıoğlu yanında görüntü vermek değildi çabamız. Biz onun temsil ettiği değerin Anadolu’nun mayasını oluşturduğunu, bu mayanın hem siyasi hem sosyal anlamda Türkiye’de hakim olduğuna gönülden inanan insanlarız. Biz onun mücadelesine nasıl destek olabiliriz kaygısı yaşadık ve bütün çabamız Muhsin başkanın Ankara’da veya diğer vilayetlerde temsil ettiği görevlerde işini en iyi şekilde yaparken biz ona nasıl destek oluruz çabası içerisindeydik. O süreç bizi Muhsin Yazıcıoğlu ve temsil ettiği değerlerle daha yakın hale getirdi.”

ANADOLU’NUN MAYASI
Temel, bu yıl Yazıcıoğlu’nun vefatının üzerinden 1 yıl geçtiğini belirterek, “ Muhsin Başkanın şehadetinin 11’nci devriyesi. Aradan geçen 11 yıl içerisinde birçok insan vefat etti. Yüzbinlerce insan öldü. Kendi yakınımızdan, uzaklardan. Ama biz onların birçoğunu belki kendimize yakın olanı gönlümüzde çok fazla oldu ama onları dahi hatırlamıyoruz. Hatta dün akşam ne yediniz dediğinde ben kendi adıma bazen hatırlamıyorum. Ama aradan 11 yıl geçmiş olmasına rağmen Muhsin Başkan aramızda yaşıyor bizim. Çünkü o durduğu yer Anadolu’nun mayasıdır. Bu anlayış bu coğrafyada olduğu sürece Muhsin Yazıcıoğlu hep yaşayacak zaten. O nedenle Muhsin Yazıcıoğlu’nun hala hatırlanıyor olması kanıtı olarak da değerlendirilir. Peki, Niçin başkaları unutuluyor da Muhsin Yazıcıoğlu unutulmuyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğduğundan hayatının sona erdiği güne kadar geçirdiği bir süre var. Bu anlamlı bir süreçtir. Biz gençlerimize Muhsin Yazıcıoğlu’nu bu çerçevede okumaları gerektiğini ifade ediyoruz. Muhsin Yazıcıoğlu bir karakter olarak siyasi figür olarak değil. Tabi ki bir siyasi genel başkanıydı. Onun ötesinde bir değerdi. Hiçbir zaman partisinin menfaatleri çerçevesinde bakmadı” ifadelerine yer verdi.

HAYALLERİ VARDI
Muhsin Yazıcıoğlu’nun milletine dair hayalleri olduğuna işaret eden Temel, “Muhsin Yazıcıoğlu 20’li yaşlarda ülkü ocaklarında binin üzerinde olan bir teşkilata genel başkanlık yapma dirayeti göstermiş bir karakterdir. O nesil, o emsale dair kimselerin devlete rağmen devleti yönettikleri bir kadrodur. O kadroyu sadece Muhsin Yazıcıoğlu üzerinden de okumamak lazım. Onlar içerisinde Muhsin Yazıcıoğlu çok kıymetlidir. Onun emsalinde birçok yaşayan ve rahmeti rahmana kavuşmuş birçok şahsiyet var. Bizim nesillerimiz tarafından unutulmaması hayatlarında sadece bir isim olarak bilinmesinden öte hayata ne kattıkları ele alınması gerekir” dedi.

ANADOLU İNSANIYDI
Yazıcıoğlu’nu anlayabilmek için onu iyi analiz etmek gerektiğine vurgu yapan Temel, şöyle konuştu; “Muhsin Yazıcıoğlu ne kattı hayata. O çok önemli. Bunu anlamak için Muhsin Yazıcıoğlu’nun ilk doğduğu andan itibaren bakmamız lazım. Muhsin Yazıcıoğlu has bir Anadolu insanıydı. Anadolu coğrafyasına tıpkı Yozgat gibi bir atmosferde dünyaya geldi. Doğduğu ev aslında bir medrese kültürüne sahip bir evdir. Çünkü dedelerinden bir tanesi Sivas’ın Gök medresesinde alimlik yapmış bir şahsiyettir. Büyük dedeleri Hatay’dan Şarkışla’ya gelip yerleşmiştir ve ilme çok meraklı olan bir şahsiyettir. Böyle bir mana ikliminde doğmuştur Muhsin Yazıcıoğlu. Çok küçük yaşlardan itibaren Türk tarihine ve İslam’a son derece muhabbetlidir. Kendi ablasının ifadesi Maviş hanımın, “hepimizden önce erkenden namaza kalkardı Muhsin Yazıcıoğlu diyor. Hatta ben ona sana kurban olayım sen daha küçüksün bu yaşta namaza kalkıyorsun. Niye öyle diyorsun abla ben sana kurban olayım derdi diyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun dine, tarihe olan bir zemini vardır. 7 km’lik bir yolu yayan gidip gelen çileli bir eğitimi yaşamıştır Muhsin Yazıcıoğlu. Tarihe olan merakı Türk’ün tarihe olan muhabbeti Muhsin Yazıcıoğlu millet bilincini, milliyet bilincini olması gereken zeminde oluşturmuştur. Çok genç yaşta sürekli köyden okula geldiği için çoğu zaman derslere geç kalıyor. Geç girdiği için bazı hocalardan azar işittiği söz konusu oluyor. Bunu da çok yakın bir arkadaşı Hasan Bölücek. Köyden geldiği için geç kaldı. Öğretmeni dev niçin geç kaldığı konusunda azarladı. Tabi ayakları da çamurlu. Üstü başı da dağınık olduğu için Amerikan kovboylarına benziyorsun şeklinde nerde kaldın deyince ben Amerikan kovboyu değilim ben Türk’üm diyecek kadar da daha o yaşlarda öğretmenine haksız çıkışlarına tepki gösterecek tavır olarak bir milli bilince sahip olduğunu da biz görüyoruz. Daha sonra ülkü ocakları başkanı yaptığı süreçte de bize bir takım mesajlar veriyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun genel başkanlığı yaptığı dönemde ülkü ocaklarının toplumla buluşma adına kullandığı sloganlara baktığımızda anlamlı sloganlardır. Nelerdir diye baktığımızda çağrımız İslam’da dirilişedir. Kanımız aksa da zafer İslam’ın gibi mayamızdaki olanları topluma taşıma olmuştur Muhsin Yazıcıoğlu.”

İDEALLERİ VARDI
Muhsin Yazıcıoğlu’nun gençlerle alakalı idealleri de olduğunu anımsatan Temel, “Hayalleri vardı. Bu hayallerin sınırları bir elinde bilgisayar bir elinde Kur’an olan bir nesildir. O dönemde gençleri kavgadan, eğitime çekmek için yine Muhsin Yazıcıoğlu’nun ülkü ocaklarında kullanmış olduğu bir slogan vardı ki bugün Alperen Ocakları da bunu kullanır. “Eller silah değil kalem tutmalı der”. Dolayısıyla Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayalindeki gençlik vatanına, milletine bağlı ama bir mesleği de çok iyi bilen sosyal meselelere de duyarlı olan bir gençliktir” dedi.

DAVA SÜRECİ DEVAM EDİYOR
Temel, devam eden bir dava süreci olduğunu belirterek, “Aradan 11 yıl geçmesine rağmen hala akıbeti ne olacağı meçhul. Muhsin Yazıcıoğlu herhangi birisi değil. Taşıdığı sıfatlar var. BBP genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu. Bu elim hadisenin yaşandığı zaman da aynı zamanda TBMM bir üyesi. Dolayısıyla karlar altında kalan Muhsin Yazıcıoğlu değil. Karlar altında kalan devletin hukukudur. Hiç kimse devletin hukukunu karlar altında bırakamaz. Bırakmamalıdır. Bu manada kimler üzerinde mesuliyet taşıyorsa acilen bu durumun açıklığa kavuşmasında katkı üretmelidir. Geciken adalet adalet değildir. Ortada bir adalette yok. Bunu ben söylemiyorum. Bu işle hukuki olarak ilgilenen davanın avukatları söylüyor. Bu süreci yakından takip eden arkadaşlarımız söylüyorlar. Kamu vicdanında Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürüldüğüne dair bir kanaat var. Halbuki hukuk kamu vicdanını rahatlatır. Kaza ise kazar der, cinayet ise cinayet der. Faillerini ortaya çıkarır. Hukuk bunun için var. 11 yıllık geçen süreç içerisinde bizde dirayeti ortaya koyamadık. STK’lar olarak Muhsin Yazıcıoğlu’nu sevenler olarak bizde gerekli dirayeti koyabildiğimiz kanaatinde değilim. Mesele burada bizim bir dirayet koymamızdan öte TBMM’nin bir ferdi olan hukukunun zayi edilmesidir. Buna kimsenin hakkı olmamalıdır diye düşünüyorum. Biz ümidimizi kesmiş değiliz. Muhakkak bu süreç devam edecektir. Bunlar yapanların yanına kar kalmamalıdır. Bu yarın her hangi bir siyasinin başına da gelebilir. Dolayısıyla Türk devleti birilerinin istediği gibi oyun oynayacağı bir devlet değildir. Bunun hesabını muhataplarından sormak gerekir kanaatindeyim. Bu çerçevede kazanın durumunu tabi ki takip edeceğiz. İlgili arkadaşlarda takip ediyor diye meseleye noktayı koymuş olayım” şeklinde konuştu.

BEDENEN ARAMIZDAN AYRILDI
Yazıcıoğlu’nun bedenen bu dünyadan ayrıldığını fakat fikirlerinin hala yaşadığını dile getiren Temel, “ Muhsin Yazıcıoğlu aslında ölmedi. Sadece bedenen aramızdan ayrıldı. Çünkü Cenabı Allah öyle diyor. Siz Allah yolunda ölenlere ölü demeyiniz. Muhsin başkan ile hemhal olan bir insan onunla hukuk kurmuş bir insan sadece Muhsin başkandan bedenen ayrılır. Muhsin başkanın temsil ettiği değerler bu topraklarda yaşıyor. Mesele sizin onu ne kadar hissedip hissedemediğiniz ile alakalıdır. Muhsin başkanın belki toplum nezdindeki ilgisi ve itibarı da her ne kadar siyasete yansımamış olsa bile şehadet süreci ve sonrasındaki alakası aslında bildiğini hayatına tatbik etmesidir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun değerleri yarına bırakma gibi bir ertelemesi yoktur. Zindanda da, cezaevinde de şoktur. Cezaevi sonrasında da yoktur. Hesabı yoktur Muhsin başkanın. Muhsin başkan hasbidir. Siyasi partisinin menfaatlerini düşünerek milletin menfaatlerini ötelememiştir. Önce milletin menfaati demiştir. Bunun en yakın somut yaşadığımız hadise 28 Şubat’tır. Refah yol hükümetinin kuruluşudur. Kendi siyasi partisinin menfaatlerini düşünerek bakanlık alabileceği halde yeni kurulmuş bir siyasi kadroda kadrolar alabileceği halde elinin tersiyle itip sırf size Müslümanların iktidarını engelledi dedirtmemek için kerhen destek veriyorum deyip 7 milletvekili ile Refah yolun kurulmasına Türk siyasi tarihinde görülmemiş örneklikle katkı sağlamıştır. Bu çok önemli bir şeydir. Siyasi ahlak açısından önemlidir. O dönemin Cumhurbaşkanlığı seçiminde merhum Demirel aday olduğu halde desteğini talep ettiği halde bizim dünya ve ahiret görüşümüz o dönemin refah Partisi Cumhurbaşkanı adayı olan Süleyman Doğan’a yakındır diye Süleyman Doğan’a destek verilmiştir. Bunlar Türk siyasi tarihinde rastlanılmış hadiseler değildir. Kendi partisinin menfaatini elinin tersi ile arkaya yiterek milletin hukuku söz konusu olduğunda ve 28 Şubat’ı hatırlayım. Sincan sokaklarında tanklar yürürken herkesin köşe bucak çekildiği yiğitlik meydanda belli olur değil mi? Herkes otururken yiğit. Ama o günün şartlarında namlusunu millete çeviren tanklara selam durmam diyen irade Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının iradesidir. Dolayısıyla bu millet bunları unutmamalıdır. Biz Muhsin Yazıcıoğlu ismini gençlere hatırlatma gibi bir derdimiz yok. Dava süreci ile alakalı da aslında yapılacak çok güzel bir şey var. Biz hep şunu diyoruz. Bir Muhsin ölür bin Muhsin dirilir bu topraklarda. Biz bu oyunu oynayanlara bin Muhsin yetiştirmek suretiyle her alanda cevap vermeliyiz. Çünkü bu ülkenin Muhsin Yazıcıoğlu emsal nice karakterlere ihtiyacı var. Ben inanıyorum ki Anadolu coğrafyasında bu karakterler var ve çıkacaktır” ifadelerini kullandı.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.