Bir şehir efsanesi
Peygamberimiz buyuruyor ki: Oruç, Cehennem'e karşı bir engeldir. Sizden biriniz oruçlu olduğu gün kötü bir söz söylemesin, kavga etmesin. Eğer birisi ona söver veya sataşırsa, "Ben oruçluyum" desin. " BUHÂRİ VE MÜSLİM-Ebû Hüreyre (R.A.)
Dünden devam
Trabzon'un köklü bir ailesine mensup, ilk, orta ve lise tahsilini bu şehirde yapan Celal Hoca, üniversite eğitimi için İslam medeniyetinin merkezi olarak gördüğü İstanbul'a gelir: “Trabzon'dan geldim, İstanbullu olmaya karar verdim. Neden? Çünkü zarif, nezih, güzel, Dersaadet, pâyitaht.”
İstanbullu olmaya karar veren Celal Hoca, oğlu Sadettin'i de tam bir İstanbullu gibi yetiştirecektir. Aile, Beyazıt'ta imamı, müezzini, delisi, velisi… ile cami etrafında teşekkül eden klasik bir Osmanlı mahallesi olan Soğanağa'da ikâmet ediyordu.
Celal Hoca'nın her cumartesi ikindiden sonra Soğanağa Camii'nde verdiği İhya derslerini takip eden Sadettin Ökten, devrin önde gelen âlimlerinden biri olan babasının sohbet halkasında kadim kültür repertuvarını tevarüs eder.
Cami derslerine devam eden Sadettin Ökten'in, “doğduğumdan, kendimi bildiğimden beri var olan bir fenomen” diye bahsettiği tekke ve şeyhi de mühim bir yer tutuyordur hayatında. Bayram günlerinde “büyük validede” yenen bir yemeğin ardından ziyaret edilen ilk adres Halvetîliğin bir kolu olan ve 17. yüzyılda şehrin gündelik hayatına katılan Cerrahî tarikatının Karagümrük'teki âsitanesiydi. Tekkenin imamlığını da uhdesinde bulunduran Celal Hoca'nın Şeyh Fahreddin Efendi'yle yaptığı sohbetlere iştirak eder Sadettin Ökten: “Kışsa aşağıdaki odada, yazsa yukarıdaki sofada oturulur. Onlar sohbet ederler, ben dinlerim. Anlarım, anlamam ama duygulanırım.”
Yazları aile Beyazıt'tan Kanlıca'ya nakl-i hane eyler. Kanlıca ile Çubuklu arasında, son şeyhülislamlardan Hüseyin Hüsnü Efendi'nin yalısının bir bölümünü kiralayan Öktenler, bir İstanbul geleneği olarak yazları “sayfiyede” geçirirler. Böylece erken yaşlarda sadece “Boğaziçi medeniyeti” ile tanışmaz Sadettin Hoca, kimi Darülfünun'dan kimi Erkân-ı Harbiye'den, kimi de Şûrâ-yı Devlet'ten emekli Osmanlı bakiyesi “Kanlıca'nın ihtiyarları”yla hemhâl olur. O yılları şöyle anlatır:
“Yazlıkta nasıl bir hayat? Peder haftada bir gün İstanbul'a iner. Boğaz'da oturanlarca şehir merkezine gitmek “İstanbul'a inmek” diye tâbir edilirdi. Onun dışında evde, ama kendi yatak odasında… Kitapları, rahlesi, koltuğu. Okur, yazar, hep meşguldür. Evde su kuyudan çekiliyor. Elektrik yok. Eski, metruk bir yalı. Ama çok hoş, çok sâkin bir Boğaz.”
Sürecek
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.