Bir şehir efsanesi
Peygamberimiz buyuruyor ki: Oruç, Cehennem'e karşı bir engeldir. Sizden biriniz oruçlu olduğu gün kötü bir söz söylemesin, kavga etmesin. Eğer birisi ona söver veya sataşırsa, "Ben oruçluyum" desin. " BUHÂRİ VE MÜSLİM-Ebû Hüreyre (R.A.)
Dünden devam
Bir gün ailecek Eyüp Sultan'ı ziyarete giderler, ama bugünkü kolaylıkta değil tabii. Bir otomobil tutulur ve adeta teşrifat kaideleri izlenerek mihmandâr-ı Nebî'ye ilk ziyaretini yapar. Eve döndüğünde anneannesinin kendisini Hacdan gelmiş gibi, “Benim çocuğum nurlanmış, benim çocuğuma mâşaallah, benim çocuğum güzelleşmiş” nidalarıyla karşıladığını söyleyen Ökten, Eyüp Sultan'ın kimliğini de çocuk zihninde yerli yerine oturtur: “Ne mühim yermiş bu Eyüp Sultan.”
Bir gün Ayasofya'yı sorar anneannesine, lakin aldığı cevap onu pek tatmin etmez: “Hem câmi diyor hem müze, hiç anlamıyorum.”
Hayatımdan Portreler'in en etkileyici satırları, bana kalırsa, Sadettin Hoca'nın annesini anlattığı bölüm. Şairane bir başlık karşılıyor bizi: “Erguvanlar ve Sünbülî Hava: Validem.”
Kanlıca'nın poyrazını, tarihî yarımadanın kendine has tenhâ, sâkin, müeddeb tadını, kısaca eski İstanbul'a özgü hayat tarzını doğma büyüme şehirli bir anneden öğrenir. Bulutları, mevsimleri, çiçekleri seyretmeyi de:
“Ben hâlâ bulutlara bakarım. Ve bulutlara bakarak biçimlerinden bir küçük dünya kurarım içimde. Özellikle sonbaharda ve güneş gurûb ederken. Sonbaharı çok severim, annem de çok severdi. Belki o sonbahar sevgisi bana ondan geliyor. Sonbaharda neler gördü? Hüzün, sükunet, uzlet ve ebediyete intikal herhalde diye tahmin ediyorum. Yaz, bir hayat, neş'e ve canlılık mevsimidir. Ama valide sonbaharcıydı, sonbaharı severdi. İlkbaharda da bazı özel günleri, havaları severdi, onlara 'sünbülî hava' derdi. Erken ilkbaharı severdi, hafif yağmurlu, ılık, kış bitmiş. Ve özellikle ilkbaharda erguvanlar… Eflatun onun çok sevdiği renkti. Erguvanları seyretmeyi, erguvanları görmeyi, erguvanlara bakmayı özel bir zevk olarak valideden öğrendim. (…) Erguvan da çok sürmez, en fazla on onbeş gündür çiçeklerin ömrü. Sonra o biter, yeşil bir ağaç kalır; o ağaç da bir sevimli. Bak işte hayat böyle bir şey. Sonra bir sene beklersin tekrar erguvan mevsimi gelsin diye.”
Kitabı bitirdiğimde bugün bizler için çok uzakta bir İstanbul'dan bahsettiği zehabına kapıldım. Sanki 60 yıl evvelki şehir değildi anlatılan. Nasıl olmuştu da bu bir ömürden daha kısa bir süre içinde bu kadar değişmişti, en acısı da kendine has dilini, şiirini kaybetmişti?
Hayatımdan Portreler mitolojiler çağından yeniçağa, Konstantinopolis'ten İslambol'a imparatorluklar haritasının merkezinde yer alan İstanbul'un, efsane bir şehirden şehir efsanesine dönüşmesinin hüzün verici hikâyesi.Son
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.