Cuma Sayfası
“Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever.” Bakara Suresi, 2/195.
HELAL VE HARAM
Helal, dinen yapılması veya yenilip içilmesi yasaklanmayan serbest bırakılan şey demektir. Haram, dinen yapılması ve yenilip içilmesi kesin olarak yasaklanmış olan şeylere denir. Haram olan şeyler sınırlı ve sayılı olup bunun dışında kalanlar helaldir. Allah Teâlâ iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal; kötü, pis ve zararlı olan şeyleri haram kılmıştır. Allah’ın helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını haram kabul etmek gerekir. Bunun tersi dinden çıkmaya sebeptir.
Dini emir ve yasaklar ancak vahiy ile sabit olur. Vahiy ile emredilenler farz yasaklananlar da haramdır. Allah’tan başka hiç kimsenin dine ilave yasaklar koymaya hakkı yoktur. “De ki: Allah'ın, kulları için yarattığı ziyneti ve temiz rızkı kim haram kılmış? De ki: Bunlar, dünya hayatında mü'minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” (Araf suresi, 7/32.) Harama götüren sebepler ve yollarda haramdır. Mesela zina haramdır. İnsanı zinaya sürükleyici bir faktör olarak harama bakmak da haramdır. Mahremi olmayan bir insana zaruret olmaksızın dokunmak, aynı ortamda baş başa kalmak da haramdır. Zina haramdır, bu harama yol açabilecek ‘tesettürsüzlük’ de haramdır. Helaller ve haramlar şartlara, siyasi ve ekonomik koşullara göre şekillendirilemez, çağdaş ve çağdışı olarak sınıflandırılamazlar. Mesela bir Müslüman; ‘faiz bir dünya gerçeğidir. Bu zamanda faizsiz alışveriş yapılamaz’ deme hak ve yetkisine sahip değildir. Müslümanlar faizsiz, adil bir ekonomiyi mutlaka ama mutlaka kurmakla mükelleftirler. Allah’ın dini kıyamete kadar kendisine uyulsun diye gönderilmiştir. Helal mi haram mı olduğu hususunda kesin bir şey söylenemeyen hususlar ‘şüpheli’ şeylerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) haramlardan kaçındığımız gibi şüphelilerden de kaçınmamızı bizlere nasihat etmiştir.
İnsan hem kendisi hem de bakmakla yükümlü olduğu kişiler için helal yollardan kazanç elde etmek zorundadır. Kazanılan mal ve yenilen gıdaların helal veya haram olması, insanın duygularına ve amellerine tesir ettiği için insanın hayatı, beslendiği gıdanın manevi durumuna göre şekillenir. Başka bir ifadeyle, kazandığı mal insana hükmeder.
Allah Teâla hazreti Âdem ile Havva validemizi cennette yarattığında oradaki meyvelerden bol bol yemelerini sadece bir ağaca yaklaşmamalarını söylemişti. Ancak şeytan vesvese vererek onlara bu yasağı cazip gösterdi. Ağaçtan yedikleri takdirde melek olacakları ve cennette ebedi kalacakları gibi yüksek manevi vaatlerde bulunarak Allah’ın yasağını çiğnetti. Aynı şekilde dünyada Allah-u Teâlâ’nın helal kıldığı rızıklar pek çoktur haramları ise sınırlıdır. Fakat insandaki nefis ve şeytan; daha çok ve daha kolay kazanmak, kayıp yapmamak gibi muhtelif vaatlerde bulunarak haramları cazip gösterir ve pek çok kişiyi aldatır. Faiz, Kumar, Rüşvet, Kara borsacılık, Çalışanın hakkını yemek, Yetim malı yemek, Kamu malını zimmete geçirmek, Ölçü ve tartıda hile yapmak, Müşteriyi aldatmak, Şans oyunları vb. meşru emek, üretim ve hizmete dayanmayan her türlü iş ve icraatlar Dinimizde Haram Kazanç Olarak Değerlendirilen Şeylerden bazılarıdır.
Haramlar müminler için adeta yakıcı bir ateş yumağıdır. Allah’ın çizdiği hudutları aşan kimseler kendilerini bu alevli ateşin içinde buluverirler. Bu tehlikeden korunmanın en emniyetli yolu ise haramlarla helallerin arasındaki şüpheli şeylerden uzak durmaktır. Peygamber efendimiz (s.a.s) şöyle buyurur: “Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terk ederse, haramlığı belli olan şeyi daha çok terk eder. Kimde şüphelendiği şeyi yapmada cüretkâr olursa, haramlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” İnsan, kazandığı şeylerin helal olmasına dikkat edip haram kazançtan kaçındığında bazılarının zannettiği gibi fakir olmaz, bilakis Allah (c.c) onun kazancına bereket ihsan eder. Helal, az bile olsa çok değerlidir. İslam âlimleri şöyle demişlerdir: Buğday tanesi ağırlığındaki bir helal, Allah katında dünyalar dolusu haramdan daha makbul ve sevimlidir. Çünkü haram pistir ve Allah tarafından reddedilmiştir. Helal ise iyi ve temizdir, Allah tarafından da kabul görmüştür.
Yüce Rabbimizin insanoğluna lütfettiği maddi ve manevi imkânlar emanet hükmünde olup nerede ve asıl kullanılması gerektiği ayet ve hadislerle açıklanmıştır. Herkes mesuliyeti oranında bu nimetlerden hesaba çekilecektir. Dolayısıyla Müslümanlar Allah(cc)’ın kendilerine lütfettiği nimetleri O’nun razı olduğu istikamette insanların hizmetinde kullanmaya gayret ederler. İhsan edilen bu nimetleri, içki, kumar, fuhuş, rüşvet, lüks ve gösteriş uğruna israf etmekten sakınırlar. İslâm israfın her çeşidini haram kılmıştır. Helalin ihtiyaçtan fazla harcanması ve kullanılması dahi israf sayılmıştır. Harama düşen, günah işleyen bir insan sonsuza kadar kötü kalacak değildir. O günah işleyerek yanlış bir iş yapmış ve zarara uğramıştır fakat insanlığını büsbütün kaybetmemiştir. Dolayısıyla insan hatasını anlar, üzerindeki günah kirlerini tevbe ve istiğfar ile temizlerse yine eski kıymetini kazanır. Nasıl matlaşan ve kirlenen ayna bir havlu ile silindiğinde asli mahiyetine dönerse, aynı şekilde kararan kalpte istiğfar ile günahların kir ve lekelerinden ayrılıp asli safiyetine döner. Maddi manevi sağlığımız haramlardan uzak durmaya bağlı iken maddi ve manevi hastalıklarımızın da çaresi haramlardan temizlenmektir. Toplum olarak özellikle İslam toplumu olarak buna ihtiyacımız var.
HELAL VE HARAM
HAFTANIN AYETİ,
“Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever.” Bakara Suresi, 2/195.
HAFTANIN HADİSİ,
“Helal bellidir. Haram da bellidir. İkisinin arasında ise bir takım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bunları bilmezler. Kim ki harama düşerim korkusuyla şüphelilerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere dalarsa harama dalmış olur. (Müslim, Mükat,7.)
GÜZEL SÖZ
Helal ile beslersen çocuğunu hürmet ile öder borcunu, haram ile beslersen o’nu hakaret ile öder borcunu. Necip Fazıl Kısakürek
KISSA
“BİR AĞZINDAN GİRENE, BİR DE AĞZINDAN ÇIKANA DİKKAT ET”
Haramla beslenen vücut, cehennem odunu olmaya lâyıktır. Dolayısıyla, Müslümanlar “Bir ağzından girene, bir de ağzından çıkana dikkat et!” sözünü düstûr edinirler.
Hz. Ebûbekir Sıddîk’ın bir hizmetçisi vardı, kazancının belli bir kısmını ona verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün hizmetçi kazandığı bir şeyi getirdi. Hz. Ebûbekir (r.a) de ondan bir lokma aldı. Bunun üzerine hizmetçi:
“–Her akşam bana kazancımın mâhiyetini sorardın, bu akşam sormadın?!” dedi. Ebûbekir (r.a):
“–Çok acıkmıştım, sormayı unuttum, peki söyle bakalım nasıl kazandın?” diyerek açıklamasını istedi. Hizmetçi:
“–Câhiliye devrinde, hiç anlamadığım hâlde falcılık yaparak bir kişiyi aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. O yaptığım işe karşılık size ikram ettiğim bu yiyeceği verdi” deyince Hz. Ebûbekir, parmağını boğazına götürdü ve (tüm eziyetine rağmen) yediklerinin hepsini çıkardı. Hizmetçiye dönerek:
“–Yazıklar olsun sana! Az kaldı beni helâk ediyordun” dedi. Kendisine:
“–Bir lokma için bu kadar eziyete değer miydi?” diyenlere Hz. Sıddîk (r.a):
“–Canımın çıkacağını bilseydim, yine o lokmayı çıkarırdım. Çünkü Peygamber Efendimiz’den duydum:
«Haramla beslenen vücuda cehennem daha lâyıktır» buyurdu” cevabını verdi. Bu hâdise üzerine Cenâb-ı Hak, Hz. Ebûbekir ve onun gibileri medhederek:
“Her kim Rabbinin makamında durup hesap vermekten korkar da nefsini hevâ ve heveslerden alıkoyarsa, şüphesiz onun varacağı yer Cennettir” âyetlerini inzâl buyurdu. (Nâziât, 40-41; Kurtubî, XIX, 135)
******
OKUL KÜTÜPHANEMİZ YENİLENDİ
Yozgat Anadolu İmam Hatip Lisesi olarak öğrencilerimize daha iyi bir gelecek ve daha iyi bir imkan sunabilmek için okul kütüphanemizi yenileyerek öğrencilerimizin hizmetine sunulmuştur. Okul kütüphanemizde onbin (10.000) e yakın kitap ve on(10) bilgisayar mevcut olup öğrencilerimizin kullanımına sunulmuştur. Öğrencilerimiz hafta içi ve hafta sonu kütüphanemize gelerek ders çalışmakta ve vakitlerini kaliteli bir şekilde geçirmektedir.




DEVR-İ ALEM
İnsan hep yaşarken “Müddet!” diyerek,
Yaşar kar firâkı “Hasret!” diyerek.
Usul usul visâle yürür semadan;
“Yârsız bana her yer gurbet,” diyerek.
Az değil üç mevsim vefakâr bulut,
Mahfuzunda gizler “Hürmet!” diyerek
Havadan küs gibi inerler bir dem,
Yerde cem olurlar “Devlet,” diyerek.
Bilirler birlikten hep kuvvet doğar;
Sırt sırta veririler “Heybet,” diyerek.
Kimi boran olur uğuldar birden:
“İşte meydan, hani cür’et? ” diyerek
Kimi öğüt verir yaradılmışa;
“Yılma zordan her an cebret! ” diyerek.
Hale tam bağrına düşünce birgün,
Veda eder cana “Sabret, ” diyerek
Önce renkten geçer zemine iner,
İçer maşuk onu “Şerbet,” diyerek.
Bırakır tahtını dostu cemreye;
“Senin olsun artık şöhret. ” diyerek
Nihayet tutunur nurun ipine;
“Döneceğim sana elbet” diyerek.
Ve düşer duayla OZAN dilinden;
“Ya Rab tez vakitte haşret” diyerek
Halil OZAN
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.