Altın 6443.16 %1.56
BIST 14421.15 %0
Dolar 46.4314 %0.02
Euro 53.5048 %-0.25
Sterlin 61.554 %0.13

Eğitimci Şair-Yazar Yusuf Dursun’la Şiir Ve Edebiyat Üzerine Söyleşi

Eğitimci Şair-Yazar Yusuf Dursun’la Şiir Ve Edebiyat Üzerine Söyleşi

Çamlık Gazetesi olarak: İstanbul’da ikamet eden eğitimci, şair, yazar Yozgatlı hemşehrimiz Yusuf Dursun’la şiir ve edebiyat üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Çamlık Gazetesi olarak: İstanbul’da ikamet eden eğitimci, şair, yazar Yozgatlı hemşehrimiz Yusuf Dursun’la şiir ve edebiyat üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Sizlere yazarımız Ahmet Sargın tarafından hazırlanan bu ropörtajı sunuyoruz:

A.SARGIN: Sayın Dursun, uzunca bir süredir İstanbul’da ikamet ediyorsunuz. Kültür ve edebiyat üzerine örnek çalışmalarınız var. Güzel eserler çıkarıyor ve yayın dünyasında adınızı duyuruyorsunuz. Bu vesileyle sizi hemşehrilerimize tanıtmak istedik. Kısaca çalışmalarınızdan bahsedip okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Y. DURSUN :

Öncelikle röportaj teklifiniz için teşekkür ediyorum.

1949 Yozgat Musabeyli doğumluyum. 7 yaşıma kadar Musabeyli’de yaşadım. Marangoz olan babamın işi ve çocuklarını okutma isteği üzerine Yozgat merkeze taşındık. İlkokul birinci sınıfı, sonradan yanan, İsmet Paşa (veya İnönü), ikinci sınıfı Cumhuriyet, diğer sınıfları Alacalıoğlu İlkokulunda okudum. Ortaokulu, Yozgat Lisesi bünyesinde faaliyet gösteren ortaokulda okuduktan sonra Yozgat Öğretmen Okuluna girdim. 1968’de sınıf öğretmeni olarak mezun oldum ve Musabeyli’ye tayin oldum. Köyümüzün o zamanki okul müdürü rahmetli Bahri Koçoğlu idi. Ancak o yaz tatilinde sadece üç ay süren bu görevimden Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü kazanmam dolayısıyla ayrıldım. 1971’de buradan mezun olarak Tunceli Hozat’ta Türkçe öğretmeni olarak göreve başladım. Buradan sonra sırasıyla Tokat, Banaz, Bafra, Çarşamba ve Elazığ’da görev yaptım. 25 yıllık devlet hizmetim bitince emekli olarak özel sektöre geçtim. Elazığ Final Dershanesinde 2 yıl müdür olarak çalıştıktan sonra 1998’de İstanbul’a taşındım. İstanbul’da Kültür Dershanesi; Çınar, Tercüman ve İhlas kolejlerinde görev yaptım. Toplam hizmetimin 42 yılı bulduğu 2013’te yaş haddinden fiili öğretmenliği noktaladım. Evliyim; dört çocuğum, sekiz torunum var.

Yozgat Öğretmen Okulundaki öğrencilik yıllarımdan itibaren güzel sanatlara ilgi duydum. Resim, müzik, özellikle de şiirle ilgilendim. Bu ilgim zamanla şiirde odaklandı. O gün bu gündür yazıyorum. Arada bir çeşitli sebeplerle ara versem de şiir beni hiç bırakmadı. Hatta zamanla düzyazıya geçmeme bile gücenmedi. Ne zaman, nerede, nasıl geleceğini bilmediğim ilham kuşunu başımın üstünde döndürmeye devam etti, ediyor.

İlk şiir kitabımı 45 yaşımdayken kendi imkânlarımla çıkardım. İkinci şiir kitabımı Millî Eğitim Bakanlığı bastı. Maalesef bu iki eserin mevcudu kalmadı.

İstanbul’a gelirken elimde bu iki eser vardı. Kısmet oldu, bu kültür şehrinde, yeni yeni eserlere imza attım. Artık sadece şiir değil, özellikle çocuklar ve gençler için hikâyeler ve romanlar kaleme aldım. Basılmış eserlerimin sayısı kırkı geçti. Bu süreçte bazı şiir ve metinlerim ders kitaplarına girdi; bazı şiirlerim (Yetim Kız, Malazgirt Destanı, Bu Varan Bölünmez Bu Bayrak İnmez…) bestelendi, bazı eserlerim İngilizce, Farsça, Arapça, Malayca, Boşnakça, Arnavutça ve Azeri Türkçesine çevrildi.

Rabb’imin himmetiyle 71 yaşına ulaştığım bu günlerde, ilk günkü heyecanımla yazmaya ve yazdıklarımı sunmaya devam ediyorum. İnşallah son nefesime kadar da devam edeceğim.

A.SARGIN: Siz başarılı bir eğitimcisiniz, uzun yıllar eğitim camiasına hizmet ettiniz. Sizde şiir ve edebiyat tutkusu nasıl başlayıp devam etti?

Y. DURSUN :

Öğretmen Okulunda okuduğum yıllarda edebiyat öğretmenimiz Sabriye Hanım, bir metni benim okumamı istedi. Okudum. Ondan aldığım, “Okuman güzelmiş.” Sözü, benim için dönüm noktası oldu. Bu kadar basit bir ifadenin, bir gencin hayatında nelere yol açtığını yaşayarak öğrendim ve bu örneği bütün konuşmalarımda özellikle öğretmelere aktardım.

Şiir tutkumun başlaması da ilginçtir. Bizim yaşımızda olanlar iyi bilir, o zamanlar destan satıcıları vardı. Daha çok acıklı bir olay üzerine söylenmiş destanları bir teksir sayfasına basar, omuzlarına astıkları bir teypten de dinleterek satarlardı. Onların peşine takılır giderdim. Böyle böyle şiir sevdasının içime işlediğini çok sonraları fark ettim. Bir de türküler… Özellikle düğünlerde çalgı takımının söylediği türküler… Onlar da yüreğimin orta yerine yerleşti. Büyük bir heyecanla beklediğim “Zahidem” türküsünü geç çalıp akortla oyalanan sanatçı abdallara kızgınlığım hâlâ geçmedi! Şimdi bile her fırsatta dinlerim bu türküyü.

Sanat sevgisi devam etmezse tutkudan bahsedilemez. Bizim tutkumuzun ise biteceği yok. İyi ki öyle.

A.SARGIN: Saygıdeğer Hocam, ilk şiir ve yazı çalışmalarınız nasıl başladı? Şiir- edebiyat sevgisini aileniz ve çevreniz nasıl karşıladı? Örnek aldığınız şair ve yazarlar oldu mu?

Y. DURSUN :

Ciddi anlamda ilk şiir çalışmalarım 1971’den sonra başladı. Yazdıkça yazdım o zamanlar. Ama bunlar üzerinde fazla emek harcanmadığı için pek de karşılık bulmadı. Şiirlerimle ilgili ilk değerlendirme yazısı, 1975’te Türk Edebiyatı dergisinde çıktı. O dergiyi hâlâ saklarım. Sanat Fidanlığı sayfasında tam yarım sayfa ayrılmıştı şiirlerime ve oldukça güzel ifadeler kullanılmıştı.

O dönemlerde, ülkemizin içinden geçmekte olduğu siyasi ve ideolojik kavgalar bizi de derinden sarstı ve tek derdi vatan sevdası olan ben (ve benim gibiler) istenmeyen tayinlerle tanıştık. Ben de iki defa yaşadım bu dramı. (Bu dönemi ve sonraki maceramızı Savrulan Yıllar adıyla romanlaştırdım.) Hâliyle, önceliği canımızı kurtarmaya verdiğimiz bu süreçte ortaya ciddi bir sanat eseri çıkaramadım; sadece, testimi doldurdum; evet, bütün benliğimle acıları ve sevinçleri biriktirdim. Ve zamanı gelince her birini ayrı bir eser hâline getirdim.

Ailemin sanata bakışı için bir şey diyemeyeceğim. Belki en doğru söz, onların sanata karşı herhangi bir bakışları olmadığıdır.

Üniversite yıllarında sınıf ve sıra arkadaşım olan Nafiz Nayır’la iyi bir ikili olduk. (Nafiz, iyi bir şair oldu fakat ne yazık ki fazla üretken olamadı. Onunla hâlâ görüşürüz. Buradan kendisine selam olsun diyorum.)

Eşim, sanattaki en büyük destekçimdir. Eserlerimi önce ona okudum. İsabetli tespitlerinden her zaman istifade ettim. (Son yıllarda torunlardan bana fazla zaman ayıramasa da onun varlığı bana her zaman güç vermiştir.)

Örnek aldığım şairler ve yazarlar elbette oldu: Yunus Emre, Karacaoğlan, Fuzuli, Şeyh Galip, Yahya Kemal Beyatlı, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek, Dilaver Cebeci, Abdurrahim Karakoç, Bekir Sıtkı Erdoğan, Yavuz Bülent Bakiler ve adını sayamadığım pek çok şairden istifade ettim.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Necati Sepetçioğu, Şerif Aydemir, Mustafa Kutlu Cengiz Aytmatov, Cengiz Dağcı gibi pek çok yazardan beslendim.

Bütün bu şair ve yazarlardan beslenmeme rağmen hiçbirisine benzemeden kendi üslûbumu oluşturmaya gayret ettim, bunda da başarılı olduğumu sanıyorum.

A.SARGIN: Gurbete bir Yozgatlısınız: Yozgat gurbetten nasıl gözüküyor? Yozgat’a güzel şiirler yazdınız! Yozgat hakkındaki düşüncelerinizi de öğrenmek isteriz. Memleket sevginizi bizimle paylaşır mısınız?

Y. DURSUN:

Yozgat, yüreğimin orta yerinde açan ve hiçbir zaman solmayan bir gül bahçesi gibidir. Ömrümün sadece ilk on dokuz senesini bağrında geçirmeme rağmen, Yozgat’la bağımı hiç kesmedim. Her fırsatta gittim memleketime. Annemle babamın sağlıklarında, özellikle evliliğimiz ilk yıllarında her sene en az bir ayımı Yozgat’ta geçirdim. Zamanla bu süre azaldı. Çünkü biz de çoluk çocuğa, torun torbaya karıştık ve şartlar bize fazla imkân tanımadı. Musabeyli’de, benim tanıdığım çok az kişi kaldı. Buna rağmen sadece babamın mezarının orada olması bile benim köyümü özlememe yetiyor. Yozgat’ta iki kardeşim ve bazı yakın akrabalarım var. Anneciğim de Taşocağı Mezarlığında yolumuzu bekliyor. Sık sık gidemesem de yanına, dualarım onunla.

Yozgat, gurbetten her daim beni çağıran bir sevgili gibi görünüyor. Kökümün orada olduğunu biliyorum. Ben, onun sayesinde varım, onun sayesinde yaşıyorum. Yozgat’a pek çok müstakil şiir yazdım. Bunun dışında pek çok şiirimin bir yerlerinden Yozgat sevdası kendini hissettirir.

Yozgat için diyeceğim şey şu: Sevgili hemşehrilerim bütün güzel hasletlerini devam ettirsinler, varsa düzeltilmesi gereken yanları, onları düzeltmeye baksınlar. Her işin başı sevgi olduğuna göre insana ve vatana dair her şeyi sevsinler.

A.SARGIN: Sayın Hocam: Şiirlerinizin ana teması nedir? Hangi konular- olaylar sizi etkiliyor ve şiir yazmaya sevk ediyor?

Y. DURSUN :

İnsana dair her şey, şiirlerimde yer bulur. Bunları; çocuk sevgisi, aile sevgisi, aşk, vatan, bayrak, dinî duygular… olarak sayabilirim. Bunlar içinde de bizzat yaşadığım veya şahit olduğum olaylar öne çıkar.

A.SARGIN: Sayın Dursun, kitap yazıyorsunuz, yayınlanmış eserleriniz var. İyi bir okuyucu sayılır mısınız? Hangi yazarları ve şairleri okursunuz? Sizi etkileyen yazarlar oldu mu? Gençlere kitap okuma konusunda ne tavsiye edersiniz?

Y. DURSUN :

Başlangıç için değil belki ama sonraki yıllar için iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Son zamanlardaki okumalarım daha çok yazmayı düşündüğüm eserlere alt yapı olacak eserlerden oluyor. Bunun dışında beni besleyeceğini düşündüğüm eserlere öncelik veriyorum. (Mesela şu anda masamda Mevlâna’nın Mesnevi’si (tam metin) ve Sadi’nin Gülistan’ı açık bekliyor. Her fırsatta okuyor ve notlar alıyorum.)

Üç beş tane edebiyat dergisi geliyor bana. Oradan günümüzün şair ve yazarlarını takip etme imkânım oluyor. Bunun dışında, isim veremeyeyim ama çoğu yakın arkadaşım olan şair ve yazarların eserlerini mutlaka okuyorum. Ayrıca, kitaplarımı basan Nar Yayınları da düzenli olarak yeni çıkan kitapları gönderiyor, onları da okumaya çalışıyorum.

Kitap okuma konusunda önce gençlere değil, büyüklere bir şeyler söylemek lazım. Kendi yapmadığımız bir şeyi onlardan nasıl isteyebiliriz? Özellikle öğretmenlerimiz bu konuda örnek olmalı. Sınıfa giren bir öğretmenin elinde, branşı ne olursa olsun, mutlaka bir edebi eser bulunmalı. Günümüzün gençleri maddi değerleri önceliyor. Öyleyse okuma alışkanlığının, sınav başarısını artırdığını örnekleriyle göstermek lazım onlara. Bu, çok uzun bir konudur. Hakkında kitap yazılabilir. Özetle felsefemiz, “Okuyalım, okutalım!” olmalı.

A.SARGIN: Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneğinin çalışmalarını takip ediyor musunuz? Yozgatlı şair ve yazarları nasıl buluyorsunuz? Bize iletmek istediğiniz önerileriniz var mı?

Y. DURSUN :

Yozgat Şairler ve Derneğini takip ediyorum. Sevgili Başkan Ahmet Sargın’ın güler yüzü ve bitmeyen enerjisiyle organize ettiği faaliyetlerden gurur duyuyorum. Sürmeli Şiir Akşamları’na katıldığım günler hem dostlarla buluşma hem de memleket hasretini giderme günlerim olmuştu. Hele de sabahın erken saatlerinde çay bahçesinde mahalli ürünlerle yaptığımız kahvaltılar yok mu, tadı hâlâ damağımdadır.

Yozgatlı şair ve yazar kardeşlerimin hepsine de Türk kültürüne yaptıkları hizmetler için teşekkür ediyorum.

Sizlere söyleyeceğim iki şey var: Birincisi gönlünüzü daima geniş tutun. Bütün dostları kucaklayıcı olun. Ortak paydanız memleket ve vatan sevdası olsun. Bölücü olmadıktan sonra farklılıkları zenginlik kabul edin. İkincisi de, her konuda olduğu gibi “okuma alışkanlığı” konusunda da örnek olun. Sizler, Yozgat’ın lokomotif gücüsünüz. Bunun farkında olun. (Bu sözlerim lütfen yanlış anlaşılmasın. Bunları zaten yapmakta olduğunuzu biliyorum, ben sadece konuyu pekiştirmek için söyledim.)

A.SARGIN: Değerli Hocam, şiir- edebiyat ve öğretmenliği birlikte devam ettirdiniz. Okullardaki çalışmalarınızdan da bahseder misiniz? Ayrıca unutamadığınız bir anınızı da bizimle paylaşır mısınız?

Y. DURSUN :

Evet, sanat ve öğretmenliği birlikte götürdüm ve bunun çok faydasını gördüm. Her şeyden önce ders anlatırken sanattan, özellikle şiirden çok faydalandım. Normal öğrencilerimin dışında pek çok da şiir öğrencim oldu. Bunların çoğunun da dersine girmiyordum ama bir şekilde yollarımız kesişti. Hâlâ da Türkiye’nin pek çok yerinden bana yazan, sanatlarına destek olmaya çalıştığım öğrencilerim var. Onların çoğunu tanımıyorum ama gönüllerimizin bir olduğunu biliyorum.

A.SARGIN: Hocam, sevilen ve takdir edilen birçok eserinizin olduğunu biliyoruz. Kısaca eserlerinden de bahseder misiniz? En çok okunan kitaplar arasına giren eserleriniz de oldu mu?

Y. DURSUN :

Basılmış eserlerimin kırkı geçtiğini (kırk iki) söylemiştim. Bunların her biri benim evlatlarım gibidir. Hiçbirini diğerinden ayıramam. Ancak her insanın bir kaderi olduğu gibi her eserin de bir kaderi var. Bazıları, beni de şaşırtarak daha ön plana çıkabiliyor.

Cennet Kapısı Çanakkale adlı romanım, sekiz yılda 42 (kırk iki) baskı yaptı, toplam tirajı yüz bini çoktan geçti.

Bir İncidir İstanbul adlı romanım da otuzuncu baskıya yaklaştı.

Yozgat’ta geçen çocukluk ve gençlik yıllarımı anlattığım Çocukluğum Sobe adlı romanım ile genç kızlarımıza model olsun diye yazdığım Beyaz Ufuklara romanım da onuncu baskıyı yakalamak üzere.

Önce Vatan ve Aşk İsterse isimli şiir kitaplarım da kısa zamanda yeni baskılar yaptı.

Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Maalesef bazı popüler yazarlar, hiç de hak etmedikleri halde, çok satanlar listesini parselliyor. Aziz milletimizin millî ve manevi değerlerinden beslenmeyeceksem hiç yazmayayım daha iyi. Sanattaki asıl hedefimin, eserlerimin sadaka-ı cariye olmasıdır. Bütün benliğimle bunun için çalışıyorum.

A.SARGIN: Hocam birçok ilde devam eden okur- yazar buluşmasına ve imza günlerine katıldınız, katılmaya da devam ediyorsunuz. Biraz da bunlardan bahseder misiniz?

Y. DURSUN :

Emekli olduktan sonra belli bir okulun değil bütün bir memleketin öğretmeni olmaya gayret ediyorum. Özellikle son on, on beş yıldır da imza günleri vesilesiyle bütün yurdu dolaşıyorum. Diyebilirim ki gitmediğim il kalmadı.

Gittiğim yerlerde, otuz, kırk, hatta elli yıl öncesinden öğrencim olmuş dostlar ziyaretime geliyor ve bun beni çok mutlu ediyor. Her biri torun sahibi olan bu eskimeyen öğrencilerimin destekleri bana güç veriyor.

İmza günlerine gitmeden önce, beni davet eden kurumlar kitaplarımdan bir miktar alıp okuyucularına dağıtıyorlar ben de bunları okuyan gruplarla sohbet ediyor, sonra da kitaplarımı imzalıyorum.

Özellikle Anadolu’yu karış karış dolaşmak bana yeni ufuklar açıyor. Kendimi daha güzel eserler vermek konusunda sorumlu hissediyorum.

Bu konuda bir hatıramı nakledeyim: Malatya’da bir okula gitmiştim. Meğer o okulda görme engelli öğrenciler de varmış. Yaklaşık on evladımız, ezberledikleri şiirlerimi, büyük bir coşkuyla fakat gözleriyle değil, yürekleriyle okudular. Benim için unutulmaz bir gündü.

A.SARGIN: Yusuf Hocam, son olarak Yozgatlı hemşehrilerimize ve kitap dostu gençlerimize iletmek istediğiniz bir düşünceniz var mı? Okuyucularımıza neyi iletmek isterdiniz?

Y. DURSUN :

Ne diyebilirim ki? Zaten satır aralarında söyledim diyeceklerimi. Laf değil icraat yaparak gösterelim memleketimize olan sevdamızı. Gönül bahçemizin kapısı daim açık olsun. Ve kendimize diyelim ki:

“Yüreğini geniş tut/Kini, nefreti unut/Gözlerindeki umut/Gülden yumuşak gerek.”

A.SARGIN: Değerli Hocam, hoş bir sohbet oldu ilginize ve hoşgörünüze teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Edebiyat tadında kalmanız dileğimle saygılarımı sunarım. Allah’a Emanet olunuz.

Y.DURSUN: Ben teşekkür ederim. Yozgat’a gitmiş gibi oldum. (Arabaşı ve testi kebabı eksik kaldı ama onlar da alacağımız olsun!)

YOZGAT GÜZELLEMESİ

Gönül bahçesinin şeyda bülbülü,

Ötünce seyreyle Yozgat ilini.

Âşığa naz yapan bozkırın gülü,

Tütünce seyreyle Yozgat ilini.

“Sürmeli” dinlerken durur ya zaman,

Değmeyin keyfime beyler el aman!

Sılayı, Çamlık’ta bir mavi duman,

Yutunca seyreyle Yozgat ilini.

Kara kış Yozgat’ın ebedî yâri,

Dört mevsim erimez dağların karı.

Gurbet yüklü yüreklerin efkârı,

Bitince seyreyle Yozgat ilini.

Hele bahar olsun, gelsin o demler;

Hele yağız atlar, tutmasın gemler…

Sulu kar altında sarıçiğdemler,

Yetince seyreyle Yozgat ilini.

Vakt erişip can gelince yazıya;

Yüz verilmez artık derde, sızıya.

Yanık kaval, koyunları kuzuya

Katınca seyreyle Yozgat ilini.⁠⁠

⁠⁠

Azade serpildim yâr kucağında,

Ham meyveydim piştim aşk ocağında,

Ebedi uykuya can toprağında,

Yatınca seyreyle Yozgat ilini.

Yusuf Dursun

24.08.2017

Zeytinburnu/ İstanbul

VATAN

Kanımla yoğurdum ben bu toprağı

Ay yıldızlı mühür vurdum üstüne.

Gök kubbeye diktim şanlı bayrağı,

Ebedi bir devlet kurdum üstüne.

Vatan ekmeğimdir, aşımdır benim;

Benliğimi kaynağında bulurum.

Vatan, arşa değen başımdır benim;

Gök çadır altında sermest olurum.

Abıhayat diye içtiğim sudur,

Cana can bahşeden havamdır vatan.

Beni Mecnun eden gül kokusudur,

Kördüğüme dönmüş sevdamdır vatan.

Vatan, kalbimdeki niyaz kapısı;

Göğsümden yükselen bir minaredir.

Ölürüm bırakmam, bende tapusu,

Mahyası gönlümde hâle hâledir.

Vatan, gözlerimin feridir benim;

Onunla görürüm cümle cihanı.

Vatan, ta ezelden beridir benim;

O yoksa Yaradan alsın bu canı!

Vatan, yüreğimin orta yerinde

Ilgıt ılgıt esen seher yelidir.

Emrihak gelince günün birinde,

Kabrimi süsleyen cennet gülüdür.

Vatan, dedem olur ilk günden beri,

Son güne dek benim evladım olsun.

Rabbim onu benden almasın geri

Soy ağacımdaki tek adım olsun.

KINALI HASAN DESTANI

Yozgatlı Hasan’ım… Başım kınalı;

Gencecik ömrüme nazım var benim.

Al yanağı gözyaşıyla yunalı,

Anama verilmiş sözüm var benim.

Yoksul bir köylüyüm, bir garip âdem;

Yaşadığım tek şey hüzünle elem,

Vatan, evladını istemiş madem;

Uğruna verecek özüm var benim.

Kardeşlerim melul mahzun olsa da

Gül benizler birer birer solsa da

Can özüm kabarıp gözüm dolsa da

Gaza yollarında izim var benim.

Hâlimi arz ettim gonca güllere,

Sırdaş oldum boynu bükük dallara,

Bir seher vaktinde düştüm yollara,

Ezelden yazılmış yazım var benim.

Yolculuk çetinmiş, dert değil bana;

Geçtiğim yerlerde yazı yabana,

Selam vere vere vardım bir hana,

İçimde tarifsiz sızım var benim.

Yiğitler toplanmış, ayakta çarık;

Eskiyen urbalar tutmaz yamalık.

Bohçamın içinde bir parça azık,

Birkaç yumurtayla tuzum var benim.

Her biri bir evin ana kuzusu,

Dillerinde yavuklunun sızısı…

Oğulcuktan ayrılmıştı bazısı,

Bazıları der ki kızım var benim.

Odalara kardeş gibi doluştuk,

Bir ekmeği orta yerden bölüştük.

Çok geçmedi, can dostlara alıştık,

Yürek soğutacak buzum var benim.

Bozlakla kabardık, ağıtla taştık;

Nice dağlar nice bayırlar aştık,

Çanakkale mahşerine ulaştık!

Görüp göreceğim gezim var benim.

***

Cennet yurdun can evinde talan var,

Bin türlü desise, türlü yalan var,

Bağrı başı ezilecek yılan var;

Zulme gösterecek kozum var benim.

Çakı gibi asker olduk hepimiz,

Çanakkale bizim namus kapımız.

Can verilir, verilmezdi tapumuz;

Ruhuma işleyen hazzım var benim.

Bir gün yüzbaşımız bir sual etti,

Başımdaki kına canıma yetti.

“Mektup yaz da öğren!” diye emretti.

Sinemde büyüyen közüm var benim.

Emir geldi ön saflarda vuruştuk,

Zafer için canımızla yarıştık.

Pek çoğumuz gül cemale eriştik,

Anzak askerinden yozum var benim.

Hazreti Resul’ü getirdik yâda,

Bedr’in aslanları geldi imdada.

Layık olduk o gül yüzlü ecdada,

Şükür ki ağ olan yüzüm var benim.

Kıpkızıl kıyamet koptu bir anda,

Kafalar bir yanda, kollar bir yanda!

Bir kâfiri gördüm, boğulmuş kanda;

Suratında ayak tozum var benim.

Birden kurşun değil, gül değdi bana;

Gökten demet demet gül yağdı bana,

Rahmet bulutları gül sağdı bana,

Cennete varacak hızım var benim.

***

Mektubum gelmiş de adım okunur,

Cümle erat etrafına bakınır.

Bu şaşkınlık kumandana dokunur,

Al kanlar içinde dizim var benim.

“Kınalı Hasan’ı getirin bana!

Mektubunu okuyayım ben ona,

Görelim ne yazmış mübarek ana.”

Ağıtlar söyleyen sazım var benim.

“Kumandanım, Hasan Hakk’a yürümüş!

Gül yüzünü gonca güller bürümüş,

Denizler kurumuş, dağlar erimiş!”

Kara kış altında yazım var benim.

Anamım mektubu hüzün doludur:

“İnsan olan Yaradan’ın kuludur,

Koç yiğidim, yolun Allah yoludur;

Sen gibi kurbanlık kuzum var benim!”

“Bilmeliydim, bilmeliydim!” diyerek

Yaş döken gözlere dayanmaz yürek,

Vatan için böyle kurbanlar gerek!

Şehitlik katında gözüm var benim.

Yusuf Dursun

23 Mayıs 2020

Yusuf Dursun

CANIMIZ ADANIR AŞKA

Aşk ırmağı çeker bizi,

Denizlerle bir oluruz.

Okyanusa döker bizi,

Köle iken hür oluruz.

Kimseyle yoktur işimiz,

Menziledir gidişimiz.

Aşka doğar güneşimiz,

Nefsimize kör oluruz.

Buyruk verir hanlar hanı,

Davul inletir meydanı.

Cihanın tek pehlivanı,

Yenilmeyen er oluruz.

Ten kafesi açarız biz,

Kanatlanır uçarız biz,

Hâlden hâle geçeriz biz,

Sır içinde sır oluruz.

Âşık olan gelir dize,

Hacet kalmaz artık söze.

Abıhayat derler bize,

Her damlada kor oluruz.

Kurulunca gülden köşke,

Nefesimiz gelir meşke.

Canımız adanır aşka,

Yârimizle yâr oluruz.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.