Er Meydanı -1
Emekli Binbaşı Metin Özışık'ın kaleme aldığı 'Er Meydanı yazı dizisi başlıyor. Bugünden itibaren Çamlık Gazetesi okurlarıyla buluşacak olan yazı dizisinde Metin Özışık, askerlik hatıralarını kaleme aldı.
95 yılı haziranı Bingöl- kığıdayız. Güneş tüm güzelliğiyle her yere dokunuyor. Dokunduğu her yeri güzelleştiriyor. Tabiat rengine kavuşuyor. Sanki kozmik bir eli var uzanmış yanaklarımı okşuyor. Bir bardak çay aldım. Ana binanın giriş merdivenine oturdum. Güneşin tadını çıkarıyorum. Geçen kışı arazide geçirdik. Hele dokuzkaya’da geçirdiğimiz bir gece var ki. Unutamam. Ben unutsam parmaklarım unutmaz. Parmaklarım unutsa kemiklerim unutmaz. Operasyonda ateş yakmak yasaktır. Bırakın ateşi sigara bile içemezsiniz. Sigaranın ateşi bile kilometrelerce ilerden gözükür. Yeriniz belli olur. O gece Dişlerim birbirine vuruyor. Kontrol edemiyorum. Ayak parmaklarım beni terk ediyor. Neredeyse hissetmiyorum.
-Ateş yakmak serbest dedim.
O gece yasağı deldim. O yasağı ben mi deldim. Ayak parmaklarım mı deldi. Onu bilemiyorum
Şimdi iliklerime kadar ısınmak istiyorum. Çayımdan bir yudum aldım. Şehit kasım tepesi tam karşımda. Tepenin yamaçlarında meşeler benim gibi güneşin tadını çıkarıyorlar. Tepenin zirvesi yine çekti beni kendine. Uzun uzun baktım.
İlçenin girişinde jandarmanın binaları var. Jandarmanın önünden geçen yol kıvrılarak bizim 2 km. batımızdan ilçeye doğru uzanıyor. Doğumuzda dallıca köyü var. Şu terör olmasa cennet buralar. Her yer yeşile bürünmüş. Nerede ise her kilometrede gözeler, pınarlar.
Biraz ilerde zarif üsteğmen bölüğünü toplamış. Kocaman bir çember yapmışlar. Güreş müsabakası yapıyorlar. Bir asker geldi yanıma
- Komutanım zarif üsteğmen sizi çağırıyor
- Hayırdır
- Komutanım güreş turnuvası yaptık. Finale kalan askerlerden biri Yozgatlı.
Herkes bilir memleketime düşkünlüğümü. Biz Yozgatlılar harp meydanlarında harman olmuş Bozok yaylasının çocuklarıyız. Hele birde güreş dendi mi kanımız kaynar. Celal atikler, Nasuh akarlar yetişmiş bizim topraklardan. Ya hasbekli Mahmut pehlivan. Tercüman gazetesinden azmı okuduk tefrikasını. Üstelik annemde Sarıkaya ürkütlüden. Yani hasbekli Mahmut pehlivanın komşu köyü. Koçağız-ürkütlü-hasbek aynı sıra üzerinde köyler. Camız derisini kurutmak için germişler. Hasbekli sağ elini kartal pençesi yapmış deriye öyle bir vurmuş ki deri paramparça olmuş. Bunu annem mi anlattı. Gazeteden mi hatırlayamadım şimdi. Ama böyle yiğit bir pehlivanmış hasbekli.
Kalktım merdivenden. Ağır adımlarla yürüdüm zarif üsteğmenin bölüğüne doğru. Gözüm şehit kasımın zirvesine kaydı yine. Ne heybetli bir zirve dedim kendi kendime. Üzerine çıksam yaratana açsam ellerimi
- Yarabbi. Senin her şeye gücün yeter. Benim güzel ülkemi tüm kötülüklerden koru. Desem
Duyar mı beni. Çıkmalıyım o zirveye. Görev olmasa da çıkmalıyım. Yorgun ol samda çıkmalıyım.
Zarif üsteğmen karşıladı beni. Bölük kocaman bir daire yapmış. Ortada üzerleri ve ayakları çıplak iki pehlivan. Yozgatlıyı bildim hemen. Bozkırda davar peşinde çobanlık ederek büyümüş belli. Yüzünde güneş yanıkları var. Teni bozkır renginde. Omuzları geniş. Beli ince. Elleri ve parmakları iri. Gücü kuvveti yerinde belli.
DEVAM EDECEK
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.