Altın 6389.93 %0.72
BIST 14421.15 %0
Dolar 46.4312 %0.05
Euro 53.4294 %-0.38
Sterlin 61.4985 %0.04

İki bacanak Yozgat'ı oynatıyor!

İki bacanak Yozgat'ı oynatıyor!

Onlar iki Yozgatlı, iki radyo aşığı, iki profesyonel… Hepsinden daha önemlisi iki bacanak. İstanbul’da başlayan radyoculuk maceralarında sınır tanımayan, başarılı işler çıkaran, ancak bir şekilde yolları memleketlerinde durak bulan Ömer Kayaaslan ve bacanağı Atilla Toköz, Yerköy’deki stüdyolarında radyoculuğun gözü kulağı olmayı başardılar.

Yozgat’ta güne 89.4 frekansından Radyo Mastika ile başlıyorsanız moral ve enerji depolamakla kalmıyor bu şehrin yetiştirdiği en önemli radyoculardan Maksat Muhabbet’le Ömer Kayaaslan’ı, Radyoların Mıhtarı ile de Atilla Toköz’ü dinliyorsunuz demektir.
Yozgat Çamlık Gazetesi Yazıişleri Müdürü Tarık Yılmaz, bu hafta Yozgat’ın kabına sığmayan radyosu ‘Radyo Mastika’nın Yerköy’de bulunan stüdyosunu ziyaret etti. Radyoculuğun efsane isimlerinden ve aynı zamanda bacanaklarından Ömer Kayaaslan ve Atilla Toköz’e çok özel bir söyleşi gerçekleşen Yılmaz, radyoculuğun satır aralarından Yozgat’a yansıyanları kaleme aldı.
MAKSAT MUHABBET’TEN ÇAMLIK GAZETESİ’NE
Sabahları ‘Maksat Muhabbet’ programı ile Yozgatlıların güne bol enerjili ve moralli başlamasını sağlayan Ömer Kayaaslan, hem Radyo Mastika’yı hem de Radyoların Mıhtarı, bacağını Atilla Toköz’ü anlattı.
Maksat Muhabbet’le güne merhaba diyen Ömer ve Atilla’nın stüdyosundan çok özel röportajımızı sizlerle paylaşıyoruz.
Ömer Kayaaslan: Atilla ile birlikte hem çocukluk arkadaşıyız hem de bacanağız. 1998 yılında buraya (Yerköy) Bursa’dan geldim. O zaman burası Yerköy FM’di. Radyodan bir ilan geçti. Çalıştırılmak üzere bayan eleman alınacak diye. Bayan olmadığım için şansım yoktu. Sonra ablam dinlerken dedi ki benim için konuşur musun radyo yöneticileri dedi? Bende o arada iş arıyorum ve Ses Turizm’inde muavinlik işine başlayacağım. Radyoyu sorarak buraya geldim. Bizi işe aldı. O zamanlar çalışan arkadaşlar yardımcı oldu. Osman Çetinkaya bir ağabeyimiz vardı. O mikserin başında oturuyor biz karşısında heyecanlıyız. Sonrasında başladık radyoya. Biz daha iyi yapacağımızı düşündük. Burada yapılanlar amatörceydi. Ses kalitemiz iyi değil. Ahmet’ten Mehmet’e diye anons yapılıyor ama biz daha farklı bir şeyler yapmak istiyorduk. Ses kalitesi, mikrofonumuz, mikserimiz iyi değil. Zaman zuhur etti. Ben Bursa’ya gittim. Olay Medya’da Cavit Çağlar’ın yanına gittim. Onun yanında çalıştım. Orada bir sıçrama oldu. Ondan sonra orada Radyo Şampiyon diye bir radyo vardı,orada çalıştım.
İSTANBUL’DA RADYOCULUĞUN ÇEHRESİNİ DEĞİŞTİRDİLER
Sonra İstanbul’dan bir teklif geldi. İstanbul’a gittik ama biz radyoculuğun orada çehresini değiştirdik.
İstanbul’da Radyo Mastika diye bir radyo kurduk. İstanbul’a çok büyük iddia ile girdik. Hiç harcamadıysak bugünün parası ile 600-700 bin lira para harcadık. Oyun havalarını değiştiriyoruz diye İstanbul’da çok büyük işler yaptık. Girmemizle her şey birbirine girdi radyoculukta. Bunlar kim nereden geldi dediler. Çünkü İstanbul radyolarının lisansları da pahalı. Biz girdik aldık.
Bir gün Mahmutlarda gişelerdeyim. Atilla’da (Radyoların Mıhtarı) yayında. Kitlenmiş bütün yollar. Araçlar yürümüyor. Arabanın içerisinde oturuyorum. Atilla bazen yoğun trafikte olanlara yayın arasında bazı hareketler yaptırır. Korna çaldırırdı. Anons aynen şöyle; “Arkadaşlar trafikte kalanlardan bir şey rica ediyorum. 3’ten geriye doğru sayıyorum. Herkes dörtlüleri yaksın kornaya bassın. Bakalım kaç kişi dinliyor dedi. Saydı birden o anda Mahmutpaşa gişelerde sadece ön farları yanıyordu. Bir anda ışıl ışıl oldu etraf. Yalnız dedim ki bura bizi dinliyorsa biz nasıl bir şey yapıyoruz. Otomobiller, kamyonlar, otobüsler herkes dinliyormuş. Bir ben dinlemiyormuşum. Orada hiç araç korna çalmadıysa, lamba yakmadıysa en az 700 araç yaptı. Ortalık birbirine girdi. Buna dedim ki (Atilla-Radyoların Mıhtarı) biz çok iyi bir şey yapıyoruz. Çünkü kitlenin istediği dili konuşabiliyoruz dedim. Biz demek ki bu işi iyi öğrendik. Nihayetinde İstanbul’da ki radyomuz hem ticari sebeple hem memleket özlemi ile orada kaldı. 2,5 yıl radyo maceramız oldu.
Televizyon işlerimiz vardı. Halen devam ediyor. Çağrı merkezi işletiyorduk. Çağrı Merkezi deyince, Yozgat için Zafer (Özışık) abi çok önemli. 450-500 kişiye ekmek veriyor. Bizde de o dönemler 430 kişi çalıştırıyordu. O kadar insana maaş ödemek her babayiğidin harcı değil.”
Atilla Toköz (Radyoların Mıhtarı): Televizyonlarda Güneydoğu şivesini kullanıyorlar o ağa dizilerinde. Karadeniz dizileri oluyor. Karadeniz şivesini kullanıyorlar. Ege’nin şivesini kullanıyorlar. Ama İç Anadolu’nun şivesini sanki hiç kullanmıyorlar. Mesela Ömer sabah yayına çıktığı zaman normal İstanbul Türkçesi ile konuşuyor ama ben radyo Mastika’yı biz İstanbul’da kapattıktan sonra ulusal bazda yayın yapan (Türkiye’de 67 ilde) Avrasya Radyo yayın yaptım. Avrasya Radyo’da radyoların mıhtarı olarak yayın yaptım Yozgat şivesi ile. Ben Türkiye’de bu kadar Yozgatlı olduğunu bilmiyordum. İzmir’in yarısı Yozgatlı imiş bunu öğrendim. Çok büyük ilgi gördü. Ben 2014 yılında Türkiye genelinde yılın en iyi radyo şovmen ödülünü aldım. Bu şive ile aldım. Ödül töreninde RTÜK yetkilileri vardı. Bu ödül törenine çağrılmadan bir ay önce de benim programım ile alakalı uyarı yazısı gönderdiler Türkçeyi düzgün kullanmıyor diye. RTÜK yetkilisi de orada. Dedim ki burada hazır ödül töreninde bulmuşum adamları konuşayım biraz. Yozgatlıların gecesinde ödül veriyorlar. Öncelikle bir sorayım bu kadar Yozgatlıyı bir arada görmüşken “Nörüyonuz” dedim. Herkes “Nörek iyiyiz” dedi. Benim bir sıkıntım var. Hazır RTÜK üyemiz de burada iken, Karadenizli “Uy Uşağım” diyor sesini çıkaran yok. Güneydoğulu çıkıyor “Ağam napiysen” diyor ona sesini çıkaran yok. Ege’yi çıkıyor “vereceksen vey,veymeyeceksen verecekler vay” diyor ses çıkaran yok. Daha dün Türkiye’ye gelen İvana Sert “bizimle deyulsun” diye ulusal yayın yapıyor ona bir şey yok. Ben “nörüyon” dediğim için zorunuza mı gitti dedim RTÜK’e. Bu da benim öz Türkçem dedim. Bizi Van gölü gibi mi görüyorsunuz dedim. Bizim etrafımız kara parçası ile çevrili insanlar orada istediği Türkçeyi konuşuyor da Orta Anadolu’nun konuştuğu şive neden zorunuza gidiyor dedim. Ertesi gün gazetelere çıktım. Ceza yağdırdılar diye.”
Ömer Kayaaslan (Maksat Muhabbet): İstanbul’da Milliyet Gazetesinden geldiler. İstanbul’u oynatıyorlar diye manşet attılar. Oradaki serüven bizim buranın (Yozgat) kültürünü Türkiye’ye yayma düşüncemiz yıllardır var. Biz istiyoruz ki Orta Anadolu’nun şivesini bütün Türkiye’ye duyaralım. Bunu Yozgat’ta başardık. Şimdi hangi arabaya gitsek birinci sırada kayıtlı Radyo Mastika. Bunun sebepleri de var. Biz bu işin mutfağından geldik. Sabah erken kalkıp işimizin başına geliyoruz. İşimiz olsun veya olmasın biz buradayız. Dinleyici bize mesaj atsa da atmasa da keyfimiz aynı. Ama biz biliyoruz ki sessiz bir kitle var. Onu orda mesaj atmadan dinleme keyfini yaşatıyoruz. Radyo aslında usta bir ressam gibi. Onu çizdiriyorlar. Onu çizdirebilirsen radyocu kimliğin var. Birde nesil yetişmiyor. Herkes radyo televizyon mezunu olabiliyor ama hikaye. Şarkının kalitesini nasıl ölçersin onu bilmez. Mesela Atilla çok iyi bir tamircidir. Her şeyi yapar. Radyo çok farklı bir iletişim aracıdır. Gazeteyi okursun,okuduğunu anlama yeteneğin var ise anlarsın. Televizyonu izlersin vakit geçirirsin. Onun için vakit ayırırsın. Ayakta televizyon izleyemezsin. Ama radyo adamın yatak odasına kadar gidiyor. Adamın arabasının içinde yalnızlığını paylaşıyorsun. Sen onu iyi bilirsen oraya iyi resim çizdirebilirsen başarı geliyor. Mikrofonu açtığımda ben hep şunu derdim. Önce dinleyiciyim. Dinledikten sonra acaba hoşuma gider mi diye mikrofonun önüne çıkarım. Bunları yazarak çıkmıyoruz her şeydoğaçlama.
Aslında biz gündem konularına da girmek istiyorum. Giriyoruz da bazen. Mesela geçen gün tarım bakanı 50 kuruşluk patates nasıl oluyor da 6 liraya satılıyor demiş. Bende yayında dedim ki, anlamış değilmiş Fakıbaba, acaba sizin anlamadığınız başka neler var. Halka bir soralım onların neler anlamadığı var dedim. O anlamıyorsa biz nasıl anlayalım diye, yengeye sorsun diye mesajlar geldi.
Biz bunun için Türkiye genelindeki bütün radyocuları hemen hemen tanırız. Hepsi de bizi sever, sayar. Bunlarla ortak yayına geçiyoruz. Bizim birde Marmaris’te radyomuz var. Ankara’da Radyo Kent, Kocaeli’nde Radyo Mega, Van’da İlaç FM, Samsun’da Hasret FM var. Bunların hepsini sabahları radyoya bağlıyoruz. Burada yaptığımız yayını oralara da veriyorum. Dolayısıyla biz Yozgat’ı dışarıya veriyoruz aslında. Bununla ilgili de siyasilerden destek istedik. Bizim önümüzü açın. Yozgat’ın bir televizyon kanalı yok. Televizyon kanalı açılması lazım. Lisansımız da var ama açmıyoruz. Çünkü çok yüksek maliyet. Radyo biraz daha ona göre masrafsız. Radyoda telif hakkını ödersin müziği alırsın. Çıkarsın dinleyiciyi orada tutarsın. İnternet diye bir şey var. İlla adam beni dinlemek zorunda değil. O yüzden adam açar dinleyebilir. Mesele burada şarkı söylemek değil. Amaç konuşan bir radyo. Katılım önemli. O katılım programcıyı biraz daha şevke getirir.
Atilla Toköz (Radyoların Mıhtarı): Radyoculuk benim gözümde delilik gibi bir şey. Çünkü kapalı bir odada kimse yok. Kendi kendine konuşuyorsun. Bunu sokağın ortasında yapsan sana deli derler. Ama burada yapınca radyocu diyorlar. Stüdyoya girdiğinde Yunus abi bana mesaj atıyorsa muhtar kulağımız sende diyorsa, ben biliyorum ki, birileri beni dinliyor. Bir şey soruyorsun cevabını atıyorsun bu daha mutlu ediyor insanı.
Ömer Kayaaslan (Maksat Muhabbet): Birde şöyle bir matematik var. Yozgat’ın nüfusu 450 bin. Biz Sorgun, Şefaatli, Yerköy buralara yayın veriyorsun. Güçlü bir verici ile veriyoruz. Yüksek bir maliyet var. Vericilerimiz Kırşehir’de. Kırşehir’den bu bölgelere yayın basıyorsun. Antenler, güçlü verici bunların hepsi maliyet. 450 bin nüfusun 290 bin seçmenimiz var. Biz diyoruz ki 290 bin kişilik seçmenin 289 bin kişisi bizimle hiç işi yok. Geriye bin kişi kalıyor. 290 bin kişinin bizim varlığımızdan haberi yok. Bizi sallamıyor. Neşet’i sevmiyor. Radyo unutuldu der. O bin kişi bizi dinliyor. Hangi siyasetçi cumhuriyet alanına bin kişi toplayabilir. Yapılan mitingleri gördük. Bende bin kişiye seslenebiliyorsam aramda 4 bin kişi fark var. Demek ki bu iyi bir güç. O gücü sohbetini iyi yaparak yapabilirsin. Yoksa şarkıyı açtın bizi 5 bin kişi dinliyor. Onun bir faydası yok. Neşet Ertaş’ı meşhur edersin Mustafa taş’ı meşhur edersin.
Bizden sonra radyoculukta biraz daha çeki düzen vermeye başladılar. Ben bir ses uzmanıyım. Sesin kalitesine kadar bilirim. Arabada bile bunu test edebiliyorsun. Bizim radyomuzda ses bütün kolonlarda dolu dolu bir bütün olarak gelir. Başka bir radyo açtığında ya sesi monodur ya da cızlak bir sestir. İstikrar yoktur. Bizde istikrar var. Bizim istikrarımızı altyapı sağlıyor. Sevdiklerimiz değil milletin sevdiği önemli. Ben bugün Mustafa Ceceli’yi severim ama radyomda Ceceli’yi çalmam. Tarkan’ın güzel şarkıları vardır ama benim radyomda çalmaz. Çünkü benim kitlem onu istemiyor. Neşet Ertaş kültürünü sever, Abaloğlu, Muharrem Ertaş’ı, Gülşen Kutlu’yu sever. Çünkü bu topraklar türkü doğurmuş. Yozgat sürmelisini, Ziyam türküsünü doğurmuş. Pop radyosunu dinleyen vardır ama onlar gelip geçerken dinler onu. Sen düzgün bir sohbet verirsen ne çaldığının hiç önemi yok. Ben yabancı da çalsam sabahki o sohbetlerim devam etsin dinler insanlar. Ama sohbet bittiği zaman radyo kapanır. Bu kadar teknoloji ile mücadele ederken bu kadar rakibin var. Bizim rakibimiz Amerika. Adam Facebook, Youtube diye bir şey icat etmiş. Adam buradan dinleyebiliyor. Sen bu ihtiyacın olmadığını bile bile hala sende bir paket yayın gibi atarsın mp3 döner döner durur. Onun bir faydası olmaz. Firmaya faydası olmayan bir işe girmem. Adam bize reklamı verecek. Reklamın ne işe yaradığından bile haberdar değil. Bizi bilen biliyor zihniyeti memlekette çok. Prestij için reklam vermeye çalışıyor. Bizde diyoruz ki, bu reklam seni yürütmez. Sana fayda vermez. Ondan sonra sen bana reklamı verirsin reklamın faydası olmaz dersin. Bizim vatandaşımız şunu bilmiyor. Örneğin A firması reklam vereceğim diyor. Neyin var diyorum. Seni halka duyuracağım doğru da neyini duyuracağım.
İki ayrı firma düşünelim. İkisi de çakmak satıyor. Bir tanesi radyoya reklam veriyor. Çakmağım benim daha güzel diye. Diğeri de reklam yapmıyor. Bunu sen duyduğunda reklam veren firmayı bilirsin. Bizi bilen bilir mantığı burada hayata geçiyor. Bir çakmak alana bir çakmak bedava dersen o zaman insanların radyo reklamının dönüşü oraya yansır.
Mesela devamlı Çamlık Gazetesi dersen Çamlık Gazetesi akıllarda kazınır. Sen bundan bir dönüş talep beklersen yanılırsın. Ama senin bilinirliliğini artırır.
Atilla Toköz (Radyoların Mıhtarı): Biz bu işi meslek olarak iş olarak yapıyoruz. Daha önceleri belki bizde bu işe heves olarak başladık ama radyoculuk gençlerde şöyleydi:‘Bende radyoya çıkayım,orada bir saat yayın yapayım popüler olayım benzeri hevesler…’ Herkes bana gıpta ile baksın,yoldan geçenler selam versin düşüncesi. Adama bakıyorsun ne iş yapıyorsun diyorum şu firmada çalışıyorum akşamları da radyoculuk yapıyorum diyor. O bunun için bir hobi ve birazcık popüler olma işi. Orada 4 kişi senin sesin güzelmiş desin diye yapıyor. Ama biz böyle değil biz bu işi iş olarak görüyoruz.
Ömer Kayaaslan (Maksat Muhabbet): Bizim sesimiz güzel değil ki. Biz sadece sesimizi terbiye etmeyi biliyoruz. Adamın sesi güzel değil ama sohbeti güzel. Yakaladığı anda seni bırakmıyor. Pascal Nouma Türkçe’mi konuşabiliyor. Ama programı ilgi çekiyor Metro FM’de. En çok reytingini aldığı bölüm Pascal Nouma ve Kadir Çöpdemir’in yayınları.
Son olarak bizi dinleyen ve bu gün gazetede röportajımızı okuyanlara şunu diyorum, biz bu bölgenin en az dinlenen radyosuyuz. Çünkü çok çalışıyoruz. Onu halk görürse biz daha da büyümeyi hedefliyoruz.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.