Altın 6389.93 %0.72
BIST 14421.15 %0
Dolar 46.4312 %0.05
Euro 53.4294 %-0.38
Sterlin 61.4985 %0.04

İlahi imtihan, musibetler ve sabır

İlahi imtihan, musibetler ve sabır

Diğer yaratılmışlardan farklı olarak kendisine akıl ve ruh verilmiş bulunan insan, geçici olarak bulunduğu bu dünyada o yaratılmışların tabi olmadığı bir imtihan içinde bulunmaktadır. Bu dünyada herkes imtihandadır:

Değerli Mü’minler!

Diğer yaratılmışlardan farklı olarak kendisine akıl ve ruh verilmiş bulunan insan, geçici olarak bulunduğu bu dünyada o yaratılmışların tabi olmadığı bir imtihan içinde bulunmaktadır. Bu dünyada herkes imtihandadır:

Kimi zenginlikle sınanır hiç farkında olmadan. Kimi kendisine verilen ilimle, bilgiyle denenir. Kimi fakirlikle imtihan edilir. Kimi hastalıklarla dahil edilir imtihana; Kimi de uzuvlarının tamlığıyla. Kimi makamla mevki ile, kimi güzelliğiyle; kimi de uzuvlarındaki herhangi bir eksiklikle. Kimi de duygusal bir rahatsızlıkla...Değişmeyen ilahi gerçek şu ki Allah'ın kendisine tevdi ettiği aklı başında olduğu sürece hiç bir insan, dünya hayatının hiç bir anında ilahi imtihanın dışında kalamamaktadır. Bu imtihanın gözcüsü, her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyi işiten yüce Yaratıcıdır.

"Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi hayır ile de şer ile de sınıyoruz ve (sonunda hepiniz mutlaka) bize döndürüleceksiniz."(Enbiya 21/ 35)

Dünya hayatında tabi tutulacağımız imtihan türünü seçme yetkisi bize ait olmadığına göre, bize düşen, tabi tutulduğumuz imtihanda elimizden geldiği kadarıyla başarı göstermeye çalışmaktır. Tabi tutulduğumuz imtihanda başarı göstermeye çalışmak yerine, imtihan şeklinden ve türünden şikayet etmenin, bize hiç bir yararı yoktur. Böyle bir tutumun sürdürülmesi, imtihanın kaybedilmesiyle sonuçlanır. Öyleyse yapılacak şey, imtihan tarzından şikayet ederek vakit kaybetmek değil, tabi tutulduğumuz imtihanda en güzel sonucu elde edebilecek şekilde davranmaktır.

Bazılarınca zannedildiği gibi, dünya hayatında nimetlere boğulmuş olan insanlar şanslı, bu nimetlerden mahrum bırakılmış olan insanlar şanssız değildir. Böyle bir anlayış, dünya hayatının geçici, Ahiret yurdunun ise kalıcı olduğunu göz ardı eden bir yaklaşımdır. Gerçekte herkes imtihana tabi tutulmaktadır. Ama engellilerde ve mal mülkten mahrum bırakılmış bulunanlarda olduğu gibi kimilerinin imtihanı çok açık ve nettir. Kimilerininki ise dünya hayatında her çeşit nimet içinde yüzenlerinki gibi çok gizli ve girifttir.

Nitekim Allah(C.C) şöyle buyurur:

"O sizi yeryüzünün halifeleri yapan, verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza üstün kılandır..." (En'am, 6/ 165)

Bu ayette zikredilen 'size verdiği nimetler' ifadesi insana verilmiş olan her çeşit nimeti kapsayan bir ifadedir. Yani insana verilen vücut organları ve fonksiyonları, yetenekler, mal/mülk, güç/kuvvet, bilgi, sosyal konum ve benzeri her çeşit nimet... Hiç şüphesiz insan, bu nimetlerin hepsinden sorguya çekilecektir.

"Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz." (Tekâsür,102/ 8)

Bazen ilahi imtihan çok ağır ve çetin olur.

İşte zaman zaman insanlar; deprem, sel felaketi gibi tabii; ölüm, hastalık, yaralanma, zulüm, şiddet gibi kişisel; terör, fitne, fesat gibi de sosyal âfetlere maruz kalmaktadırlar. Bu afetler ise cana ve mala zarar vermekte, insanlar bundan etkilenmekte, acı çekmektedir.

Değerli Mü’minler!

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

Mutlaka sizi biraz korku ve açlıkla ve mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksilterek imtihan ederiz. (Ey Peygamberim!) Sabredenleri müjdele. Onlar başlarına bir musîbet gelince, ‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz’ derler. İşte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete nail olacak kimseler bunlardır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da bunlardır" (Bakara, 2/155-157)

Cenab-ı Allah, bu âyetiyle insanları mutlaka deneyeceğini bildirmektedir. Allah’ın sözü haktır, doğrudur. İnsanlar dünyada farklı şekillerde denenmektedirler. Allah, imtihan karşısında insanların sabırlı olmalarını istemekte ve sabırlı olanlara af ve rahmetini müjdelemekte ve böyle davrananların hidayete ermiş/doğru yolu bulmuş kimseler olduğunu bildirmektedir.

Ayette geçen "Elbette / mutlaka sizi imtihan ederiz" ifadesinde kesin beyan vardır. Şüpheleri gidermek, her insanın ayette sayılan hususlardan biri veya bir kaçı ile deneneceğini kesin olarak bildirmek için âyette te’kid edatları kullanılmıştır.

Aziz Mü’minler!

Okuduğumuz Bakara suresinin bu 155-157. ayetlerinde şu hususlar dile getirilmektedir:

1) İnsanlar Dünyada İmtihana Tabi Tutulurlar

Ayette insanların şu dört konuda imtihana tabi tutulacağı bildirilmektedir: Korku ile imtihan, açlıkla imtihan, mal ve ürünlerden noksanlaştırma ile imtihan, yakınların ölümü ile imtihan.

2) İnsanların Musîbetlere Karşı Sabırlı Olmaları Gerekir

Allah, biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz noksanlaştırmak suretiyle imtihan edeceğini bildirdikten sonra, "sabredenleri müjdele" buyurmakta ve onların kendilerine bir musîbet dokunduğunda, "Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz" dediklerini haber vermektedir. Böylece Allah, hem insanların musîbet ile karşılaşabileceklerini, hem de musîbetler karşısında nasıl tavır takınmaları gerektiğini bildirmektedir.

İlâhî imtihanın dışında, musîbetlerin meydana gelmesinde 3 etken daha vardır: İlâhî irade, ilâhî takdir ve insanların davranışları.

Musîbetlere Sabredenlere Allah’ın Af ve Mağfireti Vardır

"Musîbet"; ansızın gelen belâ, sıkıntı, hoş olmayan şeyler, hedefine isabet eden mermi gibi insana şiddetle dokunan hadise ve felâketlerdir. Yüce Allah musîbete maruz kaldığında, "biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz" diyerek musîbeti sabırla karşılayan, Allah’tan gelene razı olan kimseye af ve mağfiret va’d etmektedir. Müslüman, musîbetler karşısında sabredebilir, söz, fiil ve davranışlarıyla isyana dalmazsa, bu musîbetleri sebebi ile günahları bağışlanır. Peygamberimiz (s.a.s.):

"Müslümana, fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, can sıkıntısı ârız olmaz, hatta vücuduna bir diken batırılmaz ki, Allah bu musîbetler sebebiyle onun hatalarını ve günahlarını bağışlamış olmasın." (Buharî, Merda’, 1. Müslim , Birr, 14) sözü ile bu gerçeği dile getirmiştir.

Musîbetlere sabreden Müslümanın günahları bağışlandığı gibi, ayrıca sabrı sebebiyle kendisine hesapsız derecede sevap verilir ve Allah katındaki manevî derecesi yükseltilir. Peygamber (s.a.s.), şu sözü ile bunu bize müjdelemiştir:

"Bir Müslüman’a bir diken hatta daha küçük bir şey batsa, Allah onu bu yüzden bir derece (manen) yükseltir ve onun günahını affeder." (Müslim, Birr, 46)

Müslüman, deprem, yangın, sel felaketi, âfet ve benzeri bir musîbete maruz kalarak ölürse hükmen şehit olur. Peygamberimiz (s.a.s.);

“Allah yolunda öldürülen şehittir. Mide ağrısı sebebiyle ölen şehittir. Suda boğularak ölen şehittir. Akciğer hastalığı sebebiyle ölen şehittir. Yıkık altında kalarak ölen şehittir. Hamile olarak ölen kadın şehittir Yanarak ölen şehittir" buyurmuştur. (Tirmizî. Cenâiz, II, 377)

İnsan hakları hariç şehitlik, kişinin günahlarına keffâret olur. (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihad, 13. IV, 17176). Bu itibarla mümin, musîbetler karşısında bağırıp çağırmaz, isyana dalmaz, musîbetlerden ibret alır, maddî ve manevî hatalarını düzeltir, günahlarına pişman olur ve Allah’a yönelir. Kaybettiklerine üzülmemeye çalışır, rûhen ve moralman çökmez, daha iyisini Allah’tan ister ve bu uğurda çalışır. Mü’minlerin maruz kaldıkları musîbetler ise bir hayırdır. Çünkü musîbetleri sebebiyle günahları bağışlanır, hesapsız derecede sevap verilir (Zümer, 10) ve manevî derecesi artar.

Muhterem Mü’minler!

Musîbetleri sabırla karşılayıp, Allah’ın takdirine rıza gösterebilen kimseleri yüce Allah, “hidayete erenler” hakikat yolunu bulanlar olarak nitelemektedir. Kur’an’da sabredenlerin dışında; “Îmân edip îmânına şirk karıştırmayan” (En’âm, 82) “Allah’a ve âhiret gününe îmân edip namazlarını kılan, zekatlarını veren, Sadece Allah’tan korkan,” (Tevbe, 18) kimseleri, muhtedîler olarak nitelemiştir. Kur’ân’da ihtidâ ve muhtedî kelimelerinin geçtiği âyetler, îman eden kimselerin hidayete ermiş olduğunu ifade etmektedir. İhtidâ, mümin insanın niteliğidir. "Allah kimi doğru yola iletirse, işte muhtedî olan / doğru yolu bulan odur…" (A’râf, 178) "… Allah, kendisine yönelene hidâ- yet eder." (Ra’d, 27) Fâsıklara, zalimlere, kâfirlere (Bakara, 26), yalancı nankörlere (Zümer, 3) ve müşriklere (Mü’min, 28) hidâyet etmez.

Sonuç olarak, her türlü musîbet, ancak Allah’ın izni ve takdiri ile meydana gelmektedir. Ancak musîbetlerin meydana gelmesinde ya insanların maddî veya manevî kusurları vardır ya da Allah, kullarını imtihan etmektedir. şirk, küfür, isyan ve zulümleri sebebiyle Allah, geçmişte pek çok insanı cezalandırmış, âfet, felaket ve musîbetlere maruz bırakmış ve helâk etmiştir.

Günümüzde yaşanan coronavirüs hastalığı da başımıza gelen bir musibettir. Allah bu hastalıktan bütün milletimizi, Müslüman alemini ve insanlığı korusun. Bizleri doğru yola iletsin. Hatalarımızdan dönmeyi nasip etsin. Devletimizin koyduğu kurallara uyalım ve hayat eve sığar şiarı ile bir müddet sabredelim. Her sabrın sonu selamettir.

AYET

"Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele." (Bakara Suresi, 155. ayet)

HADİS

Hz. Âişe’den (ra) rivayet edildiğine göre o, Resûlullah’a veba hastalığını sormuş, Allah Resûlü de ona şöyle cevap vermiştir: " Veba, Allah Teâlâ’nın dilediği topluluğa gönderdiği bir çeşit azaptı. Allah, onu Müminler için rahmet kıldı. Veba hastalığına yakalanan, sabredip ecrini umarak ve başına Allah’ın yazdığından başka hiçbir şey gelmeyeceğini bilerek memleketinde kalan kimse, şehit sevabına nail olur. " (B5734 Buhârî, Tıb, 31)

GÜZEL SÖZ

Nimet içerisinde bulunduğunda şükretmek, bir musibet gelip çattığında sabırlı olmak, şerri olmayan bir hayırdır. Hz. Hasan

KISSA

VEREN DE ALLAH, ALAN DA ALLAH

Bir müslüman, belâ ve musîbete uğramamak için elinden gelen tedbirleri alır, ancak buna rağmen başına herhangi bir musîbet gelirse, bu hakikati hatırlayarak; “Veren de Allah, alan da Allah” deyip Cenâb-ı Hakk’a teslim olur ve sabreder. Kâsım bin Muhammed (r.a) şöyle anlatır:

“Hanımım ölmüştü. Muhammed bin Kâ‘b taziyeye geldi. Bana şunu anlattı:

İsrâiloğulları’ndan âlim, âbid ve gayretli bir kişinin çok sevdiği sâliha bir hanımı vardı. Derken bu hanımı vefat etti. O âlim buna çok üzüldü ve evine kapanarak insanlardan alâkasını kesti, kimseyle konuşmaz oldu. İsrailoğulları’ndan bir kadın bunu duyunca kapısına gelerek:

«−Ona soracak bir mes’elem var, fetva istiyorum, onunla husûsî görüşmem gerekiyor» diye ısrar etti. Âlim, «İzin verin gelsin!» deyince kadın içeri girdi. Âlime:

«−Komşu hanımdan ödünç bilezik aldım. Onu bir müddet takındım. Şimdi onu benden geri istiyorlar. Ne dersin, onlara bileziklerini iâde etmem gerekir mi?» diye sordu. Âlim:

«−Evet, vallahi vermen lâzım» dedi. Kadın:

«−Ama o bilezik bende bir müddet kaldı» deyince âlim:

«−Olsun, sen onu emânet olarak aldığın için onların bunu geri istemeye hakları vardır» cevabını verdi. Bunun üzerine kadın:

«−Allah sana rahmet etsin! Allah, sana emânet olarak verdiği şeyi geri istediğinde neden üzülüyorsun! Üzülmeye hakkın var mıdır? Sana hanımını emâneten vermişti, sonra da geri aldı. Allah’ın, onu yanında bulundurmaya senden daha çok hakkı vardır» diye âlimi teselli etti. Âlim bu sözlerden ibret aldı, hakikati gördü ve kendine geldi. Allah âlimi kadının sözlerinden istifade ettirdi.” (Muvatta’, Cenâiz, 43)

BÖLGE ÜÇÜNCÜSÜ OLDUK

Ezanı Güzel Okuma Bölge Yarışması Rize-Güneysu Kaptan Ahmet Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesi ev sahipliğinde yapıldı.

Yarışmada il birincisi olarak şehrimizi temsilen Abdulkadir Salah Al-Guburi 11 il birincisi arasından büyük başarı göstererek bölge üçüncüsü olarak büyük başarı göstererek göğsümüzü kabartmıştır.

Öğrencimizi ve onu yetiştiren öğretmenlerimizi başarısından dolayı tebrik ediyor Başarılarının devamını diliyoruz.

BİR DESTANDIR ÇANAKKALE

Çanakkale'de savaşan yiğitlerdir onlar.

Kimi on dört kimi on beş yaşındadır onlar.

Mermi bitince süngü ile savaşır onlar.

Kimi baba kimi oğul kimi kardeş onlar.

Sura üflenen yerdi sanki Çanakkale Boğazı.

Çarpışıyordu kahraman Türk orduları.

Kuşatmışlardı bir ufacık karayı.

Savaşıyordu dünyanın en yağız orduları.

Tanımıyordu kafir, nasıl yiğittir Türk subayı.

Diyordu pek uzun sürmez, alırız bu ufacık karayı.

Denizden karaya ölüm yağıyordu sanki.

Çarpışacaktı birazdan bin yıllık koca mazi.

Çok çetin bir savaştı: Anafartalar'da, Arıburnun'da.

Türk'ün gözü çok karaydı gözü vatan olduğunda.

Hücum ettiler tekbirlerle, sedası hala kulaklarda.

Düşmanı gömdüler ebediyete mezarları orada.

Sinan TAŞDEMİR

Yozgat Anadolu İmam Hatip Lisesi

Fen ve Sosyal Bilimler Proje Okulu 11/C Sınıfı Öğrencisi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.