O BİR BAŞBUĞ'DU-1
MHP'nin kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş, vefatının 21'nci yılında rahmetle anılıyor. Yozgat eski milletvekillerinden olan Türkeş’i, yokluğunun 21’inci yılında Yozgat’ta dava arkadaşlarına sorduk.

O’nun bilinmeyen yönlerini, siyasete, ülke meselelerine, Yozgat’a ve ülkücülere bakış açısını dinledik. Türkeş için vatan sevdalısı, vefalı, iyi bir ülkücü, iyi bir Müslüman ifadelerini kullanan ülkücülerin ortak yorumu; “O Bir Başbuğ, bir babaydı” oldu.
Türk dünyasının bilge lideri, devlet adamı, Yozgat eski milletvekillerinden Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 tarihinde Hak’ka yürümüştü. Vefatının ardından geçen 21’inci yılın sen-i devriyesinde Ankara’da Beştepe’de bulunan kabri başında anılacak olan Türkeş’in anılarını dün gibi hisseden ve yaşayan Yozgatlı dava arkadaşları ile “Alparslan Türkeş”i konuştuk.
Yozgat Çamlık Gazetesi’nin tarihe not düşecek özel röportajlarında Alparslan Türkeş’le yol arkadaşlığı etmiş isimlere ulaşmaya gayret ettik. Şimdiden ulaşamadığımız kıymetli isimlerden özür diliyor, bu anlamlı röportajın ilk bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Bu vesile ile Merhum Alparslan Türkeş ve ebediyete intikal eden vatan sevdalısı devlet adamlarına Allah’tan rahmet diliyoruz.

KENAN EROĞLU:
“ALBAY TÜRKEŞ’LE
GÖRÜŞECEK ELİNİ
ÖPECEKTİM.”
“12 Mart 1971 Muhtırasından önce çeşitli vesilelerle Ankara’ya gittiğimde MHP’nin Kızılay Yüksel Caddesi’nde bulunan binasına da mutlaka uğrardım. Bazı kere Muhittin Kılıçarslan Ağabeyle bazen de kendi başıma gider Lütfi Öztürk’le görüşürdüm. 1970 yılının güz aylarında yine Muhittin Ağabeyle gittiğimiz MHP Genel Merkezi’nde istersem Genel Başkan Türkeş’i görebileceğim makamına girebileceğim söylendi. Türkeş’in odası ikinci kattaydı ve binanın arka yüzüne bakıyordu. Hemen üst kata çıktık, kapıda sanırım üniversiteli birisi vardı not alıp içeriye bildirdi. Ben ise dışarıda heyecandan ölecektim. Çünkü biraz sonra hareketimizin lideri ve bizim için bir efsane olan Albay Türkeş’le görüşecek ve elini öpecektim. Dedim ya çok heyecanlanmıştım. Kapı açıldı ve beni Genel Başkanın odasına aldılar, Muhittin Ağabey dışarıda beni bekledi. İçerisi loş bir aydınlıktı, karşıda kocaman bir masa vardı ve Genel Başkan Türkeş bana göre masanın sol yanında ayakta duruyordu, ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi çok şaşırmış, dilim tutulmuştu ve hatta heyecandan elini öpmeyi dahi unutmuştum. O söze başladı, heyecanlandığımı anlamış olmalı ki nereli olduğumu hangi okulda okuduğumu ve ailemi sordu. Ben de hem çalışıp hem okuduğumu söyledim. O zaman bana “bak seni daha çok sevdim” gibi sözler söyledi. Benim heyecanım devam ediyordu. Elini öptüm ve çıktım. Dışarı çıktım ama benim heyecanım daha geçmemişti ve ben sanki bulutlar üzerinde adeta uçuyordum. Benim için asla ulaşılamayacak bir yerde olan Hareketin Lideri ile görüşmüş, konuşmuş yakinen görmüştüm.”
MAYIS 1980
Bazen de topluca MHP Genel Merkezine gidiyor orada partinin konferans salonunda çeşitli konuşmalar yapılıyordu. Parti konferans salonunda ise Genel Başkan iki ayrı konferans verdi, bu konferanslar 3-4 saat sürmüştü. Genel Başkan Türkeş buradaki ilk konferansında bize kuvvetli olmaktan söz etmiş ve: “Kuvvetli ancak, bilgi, teknik ve eğitimle olur. Ekonomik güç, bilgi ve tekniğe dayanan çok üretim sayesinde olmasın gerektiğini ifade ederken. Modern sanayi bir an önce kurulmalıdır”… “1. Cihan savaşına girerken tarihinde en çok orduyu Osmanlı Devleti çıkarmıştır. 4,5 milyon asker 9 cephede savaştı. Bu cepheler: Galiçya, Romanya, Makedonya, Çanakkale, Kafkasya, İran, Afganistan, Mısır ve Irak cepheleridir.
Bu cephelerde 4,5 yıl savaşılmıştır. Yalnız Çanakkale’de 225 bin zayiat ve 55 bin şehit verilmiştir. Bunların yaşları 21-23'dür. Bizden ileride olanların bilim ve tekniklerini öğrenerek, nasıl yaptıklarını, kalkınmayı nasıl başardıklarını inceleyerek gece gündüz çalışmalı ve okumalıyız. Kitle halinde üretime geçmenin yollarını aramalıyız. Süratle netice almak için de, dünya çapında modern ilim ve teknik adamları yetiştirmeliyiz. Fizikçi, kimyacı, doktor, ziraatçı ve her dalda… Birinci sınıf ilim adamlarını, dışarıdan büyük maaş ve imkânlarla hocalar getirilerek, dışarıya milli şuur sahibi gençlerimizden göndererek yetiştirmeliyiz. Son model teknoloji üretebilen gelişmiş bir ülke haline gelmeliyiz… III. Selimden beri Batı gibi ordu, Batı gibi devlet daireleri, Batı gibi giyinme vs. Cumhuriyette de taklitçilikten kurtulunamamıştır… Batı teknikte ilerliyor ve buhar gücünü kullanıyor, standart üretim yapıyor, bol üretiyor, çok ucuz satıyor ve refah sağlıyor. Bizim aydınlarımız ise o günlerde batının dansını, piyanosunu, balosunu, şampanyasını öğrenmiştir. Batıya gidenlerimiz dönünce kendi insanımızı beğenmez olmuştur. Bu durum aydınlarımıza aşağılık duygusu vermiştir. Kendimizden utanma fikri aşılamıştır.” Daha sonra bu konularla ilgili çeşitli örnekler vererek “Biz de kalkınmak istiyorsak, sermaye birikimini yapmak zorundayız. Türkiye’de bu gün insan enerjisinin büyük bir kısmı atıl vaziyettedir. Yaklaşık 10 milyon işsiz var. Yaz aylarında azalıyor. İnsan emeği zaman içinde değerlendirilebilirse işe yarar, saklanması, depolanması mümkün değildir. Bu atıl enerjiyi değerlendirmek, seferber etmek zorundayız,” dedi.

AHMET EROL ERSOY:
“O BİR BABAYDI…”
Başbuğ ile 1971 yılında Ocak başkanıydım o dönem tanıştım. Rahmetli Yozgat’a geldi. Ankara’da da genel merkezde gençlik kollarında çalıştım. Uzun yıllar il başkanlığı yaptığımda en son Yozgat milletvekilimizdi. Siyaseti öyle bıraktı.
Rahmetli iyi bir baba, lider, aile reisiydi. Ülkücü camianın da ailesinden çoluğundan çocuğundan herkesle ilgilenen büyük bir liderdi. Ben öyle bir sevecen bir insan hiç görmedim. Görüleceğine de inanmıyorum.
Bizim Yozgat gibi Anadolu’da yetişmiş insanlar o yaşlarda 16-17 yaşında bize üniversite ufkunu açtı. Üniversitede okumamızı meslek sahibi olmasını o temin etti. Hepimizi de vatansever yaptı. Bizler ülkücü olmasaydık, o insanı tanımamış olsaydık sadece kendi memleketimizde işlerimizi yapacaktık. Onun dışında ne Türkiye’nin meseleleri ile ne Türkiye’nin dertleri ile dertlenmeyecektik. Öleli 21 yıl olmuş. 21 yıl içerisinde öyle bir özleniyor ki, biz her sohbetimizde her oturduğumuzda rahmetliyi anmadığımız an olmaz. Onun için ona minnet borçluyuz. Ben Cenabı Allah’tan sonra borcu olan bir insan varsa Türkeş’e borçluyuz.”

ÜMİT ŞAHBAZ:
“TÜRKEŞ GELECEK DENİLDİĞİNDE
BAYRAM EDERDİK”
Biz yattığı yer nur mekanı cennet olsun. 21 yıldönümünde rahmetle şükranla anıyoruz. Onun gösterdiği yolda gücümüzün inancımızın olduğu doğrultuda yürüyoruz. Cenabı Allah’a şükürler olsun ki öyle bir insanın ocağında bizleri yetiştirmeyi nasip etti. Onun izinden gitmeyi onunla bir yerde karşılaşmayı elini öpmeyi nasip etti.
Türkeş bir başbuğ idi. Türk milliyetçiliğinin ve Türk İslam aleminin bilge lideriydi. Gelmeden geleceği gören biriydi. İnsanları sevmeyi, saygıyı, inancı, bilgiyi öğretti. Onun ocaklarında yetişerek ondan aldığımız sevkle şerefli, haysiyetli, namuslu yaşamayı öğretti.
Ben Başbuğ Türkeş’in 80 ihtilalinden sonra Yozgat’ta ki son gençlik kolları başkanıydım. Türkeş Yozgat’a gelecek deyince bayram ederdik. Hepimiz fakir fukara çocuğuyduk. Takım elbiselerimizi giyer karşılamak için yollara düşerdik. Bir sevgimiz ve saygımız, hürmetimiz vardı. Onun da insanlar üzerinde psikolojimken ağırlığı vardı. Bir gözüne baksa yerin dibine girerdin.
Türkeş Bey ile ben iş hayatında da çok karşılaştım. Türkeş Bey 80 ihtilalından sonra cezaevinden çıktığında işletmesine ortak olduğum yerde kırmızı halılarla ağırlamak nasip oldu. Ne zaman Doğu’dan araçtan geçse bizim yerimize uğrardık. Biz incimedik. Onun sayesinde varız.
Ülkücü harekette Allah’tan biz ocakta yetişmişiz. O da Türkeş’in sayesinde oldu. Türkeş’in varlığı Türk milletinin Türkiye Cumhuriyetinin garantisiydi. Bizler ona hayırlı evlat olursak ne mutlu bize.
Başbuğumla yaşar abinin evine gelmişti. Benim orada elini öperken gençlerin hepsi bizim. Bize bir şey olmaz dedi. Bizlerle konuşurken kalbimiz duracak gibi olurdu. Heybetli duruşundan insan kendini ister istemez çeki düzen verirdi.
Allah’a şükürler olsun ki, onun dokuz ışık doktürünün uygulattığı ülkü ocaklarında yetiştik. Onlarla yoğrulduk. Cenabı Allah’tan bizim için en büyük nimet bu. Bütün ülkücü camianın da görüsü ve düşüncesi de budur.
Sürecek…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.