Selahattin Şenliler Şiir akşamlarına konuk oldu : ‘Atsız’ı okumayan ülkücü yoktur
Çamlık TV’de Ahmet Sargın’ın hazırlayıp sunduğu Sürmeli Şiir Akşamları programının konuğu Siyasetçi- yazar Selahattin Şenliler oldu.
Çamlık TV’de Ahmet Sargın’ın hazırlayıp sunduğu Sürmeli Şiir Akşamları programının konuğu Siyasetçi- yazar Selahattin Şenliler oldu. Şenliler, edebiyata ve şiire olan kaynağında ideolojik alt yapısının olduğunu söyledi. 4,5 yıl Ulucanlar cezaevinde yattığını kaydeden Şenliler, cezaevinde çok okuduğunu şiir – yazı alt yapısının oluştuğunu dile getirdi. Şenliler, Nihal Atsız’ı okumayan ülkücünün bulunmadığını söyledi. Şenliler, 2018 yılında yayınlanan şiir kitabının bütün gelirini Alperen Ocakları’na bağışladığını da ifade etti.
Okul hayatı boyunca öğretmenlerinin kendilerini teşvik ettiğini anlatan Şenliler, “Bizim ilkokul ve lise döneminde hocalarımız düzgün yazmayı, düzgün konuşmayı, çok okumayı, okuduklarımızı yorumlamayı, yorumladıklarımızdan anlam çıkarıp onu paylaşmayı hep teşvik ettiler. Bizim gençliğimizde öğrencilik yıllarımızda edebiyata, sanata, şiire ve özgü sözlere karşı hocalarımızın teşviki olmuştur. Bizim yaş kuşağımızdaki arkadaşlarımızın çoğunun ben edebiyata, şiire sanata karşı ilgili olduklarını düşünüyorum” dedi.
İDEOLJİK KAMPLAŞMA VARDI
“Bizim yetişme şartlarımızda da özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda ideolojik kamplaşmanın gruplaşmanın özellikle yerli ve milli düşünce dediğimiz çok yaygın bir şekildeydi” diyen Şenliler, “Değişik ekoller ve okullar vardı. En etkili olanlardan bir tanesi Türk siyasetine ve kültür hayatına adamış Nihal Atsız’ı okumamış ülkücü yoktur. Bütün bunlar okuyan kişiye siyasi kültür ve birikim verirken birde edebiyat birikimi sağlıyordu. Gençlik yıllarında eli kalem tutan bütün arkadaşlarımızın yazdıkları gibi bizimde amatörce yazdığımız şiirler olmuştur. Birazda ceza evi yıllarımız olduğu için üniversite yıllarında anarşinin çok olduğu dönemde 4,5 seneye yakın Ulucanlar ve askeri cezaevinde tutuklu kaldım. Daha sonra beraat edip çıktık. Bu dönemde de cezaevinin kendine has bir atmosferi, duygu yoğunlukları var. Çok okuyorsunuz. O zamanda bu şiir, yazı oluyor” şeklinde konuştu.
GELİRİ OCAĞA
Şenliler, 2018 yılında yayınlanan bir şiir kitabı olduğunu hatırlatarak, “Benim 2018 yılında yayınlanan bir şiir kitabım var. Ben bunun bütün gelirini Alperen Ocaklarına bağışlamıştım. Daha sonra annemin vefatı ile sandığından kardeşim Mamak cezaevinde tuttuğum günlükleri çıkarttı. 2019 yılında bunu yayınlama fırsatımız oldu. Bizim edebiyata ve şiire olan kaynağımızda ideolojik alt yapımız var” dedi.
CEZAEVİNİ ANLATTI
Şenliler, cezaevinde yaşadıklarını da şöyle anlattı; “Erzurum Atatürk Üniversitesinde Orhan Yavuz diye doçent öldürüldü. Bu doçentin öldürülmesini 2 ülkücü arkadaşımız tutuklu olarak geldiler. Ben koğuş başkanıydım. Benim koğuşuma verdiler. Aradan 1 ay geçtikten sonra İstanbul Milletvekili olan Mehmet Gül vardı. Yerköylü hemşehrimizdi. O tutuklandı. Gece birkaç kişiyle yanımıza geldiler. Bana dedi ki, benim yanımda gelen arkadaşlar İstanbul’da emniyette yanıma koydular. Ülkücüyüm diyor ama ben tanımıyorum buna dikkat edin dedi. Bizde o arkadaşı takibe aldık. Özellikle cezaevinde tutuklanmış gençlerden onların ağızlarını arıyor. Onları konuşturmaya çalışıyor. Bu arkadaşı biz deşifre ettik. Hafta bir gün dişim ağrıyor diye revire oradan hastaneye gönderirlerdi. Biz revire ayda bir iki ayda bir çıkamıyorduk. Bu arkadaş haftada bir çıkardı. İçeriden aldığı yalan yanlış bilgileri verirdik. Önce polis ajanı sanmıştık ama daha sonra İran Gizli servisinin ajanı olduğunu duyduk. Bu hemen kaçtı. Başka isimle tahliye oldu. Daha sonra meçhul bir akıbette haberler olduğunu duyduk. Cezaevi içerisinde polis muhbiri olduğu gibi yabancı servislerinde muhbiri olduğunu düşünüyorum. 50 kişilik koğuşta 150 kişinin kaldığını, bir yatakta 2 kişinin yattığını düşünün. Böyle bir Ulucanlar koğuşunda kaldığımızı söyleriz. Şuanda müzeye çevrildi. Gittiğimde benim yattığım yatağın başına biyografimi koymuşlar. Yozgat’tan da oradaki yerin resmini çekip gönderen pek çok hemşehrimiz oldu. Oradaki halini biraz bozmuşlar. Yine de bir ibret vesikası olarak 80’li yıllarda Türkiye’nin çok derin bir travma olarak yaşadığı gördüğümüz yılları yansıtması açısında o yıllarda insanların bulunduğu yer olarak bir müze yapmışlar. Biz orada insanlık dışı çok şeylerle karşılaştık. Filistin askısında çarmıha gerilip günlerce aç susuz elektrik verilerek, işkence verilerek askıdan indirilip tuvalete bile gönderilmediği halde genç insanları düşünün.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.