Altın 6386.76 %0.68
BIST 14634.1 %1.48
Dolar 46.4437 %0.02
Euro 53.3063 %-0.62
Sterlin 61.2041 %-0.44

Akdağmadeni'nin sırlı dünyasında bir gün! Esrarengiz dünyası ile unutulmaz bir diyar

Akdağmadeni'nin sırlı dünyasında bir gün! Esrarengiz dünyası ile unutulmaz bir diyar

Prof. Dr. Celal Demir, Yozgat'ın tarihi ve yeşil dokusuyla bezeli Akdağmadeni kasabasının günlük yaşamını büyüleyici bir dille anlatıyor. Demir, okurken bir film gibi o anları yaşayacağınız muhteşem bir yazı kaleme aldı.

Yeşilyurt Oteli'nin kapısındaki floresan lambanın sönmesiyle başlayan geceler ve sabahın ilk ışıklarıyla uyanan kasaba, her köşesinde ayrı bir hikaye barındırıyor.

pazar günlerinin canlılığına, fırıncı Rıfat Usta'nın sıcak pidelerinden postane köşesindeki muhabere seslerine kadar her detay, Akdağmadeni'nin zengin kültürel mozağini ortaya koyuyor.

tarihi dokusunu ve toplumsal yaşantısını canlı tutuyor. Bu yazı, Akdağmadeni'nin zamana meydan okuyan ruhunu ve kasaba halkının sıcaklığını yansıtıyor, okuyucuları geçmişin derinliklerine davet ediyor.

Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesini anlatan o muhteşem yazı: 

YILLAR ÖNCESİ AKDAĞMADENİ...

Akdağmadeni çarşısında gece, Yeşilyurt Oteli'nin kapısındaki uzun floresan lambanın sönmesiyle biterdi. Sabahın ayazında bacaların öksüre öksüre çıkardığı dumanlar, hızla aşağı inip sokakları tütsüler, sonra rüzgâra karışıp yukarı savrulurdu. Sabahın ayazlı saatlerinde ilkin anneler uyanır, ardından tek katlı küçük evlerin pencerelerinde sarı bir ışık peyda olurdu. Ardından kapılar gıcırdayarak açılırdı. Evlerin ve dükkânların önüne istiflenmiş odunlardan gece boyu yayılan çam kokuları teneke sobaları deli ederdi.
Gün telaş ile değil, yorgun başlardı Akdağmadeni'nde. İnsanlar işlerine hep aynı düşünceyle giderlerdi. Kepenkler hep aynı gürültüyle açılırdı. Şehre giren ilk araç, Dostlar Kitabevi'nin önünde durur, günlük gazeteleri bırakır hızla geri dönerdi. Dükkânın önünde paketler dururdu, paketlerin üzerine kar yağardı.
Pazar günleri biraz farklı olurdu. Kuşluk vaktine doğru mahallelerden çarşıya uzanan sokaklarda çocuklar yürürdü. Ellerinde tepsilerle kıymalı, yumurtalı pide yaptırmaya giderlerdi. Fırıncı Rıfat Usta, tezgâhın üzerine otururdu, sıcak pideleri müşteriye doğru kaydırırdı.
Çok geçmeden postane binasından muhabere sesleri yükselmeye başlardı. "Aloo, alooo! Adana, çık aradan...Bir dakka beyefendi... Mehmet Tanır, Mehmet Tanır, dört numaraya geç... Geçsene kardeşim! Alooo, alooo, Ankara, burası Akdağmadeni! "
Postanenin yan sokağında Foto Yusuf, ilk müşterisini hazırlamış olurdu. Son talimatları da verdikten sonra üç ayaklı makinenin arkasına geçerdi. Sol elini arkada sarkan sihirli torbadan makinenin içine sokar, sağ eliyle objektifin kapağını yavaşça açardı. İçinden saymaya başlardı: bir, iki, üç, dört... Müşteriler, dua ettiğini sanırlardı; resim güzel çıksın, hayırlı olsun diye...
Uzun Hasan, dükkânını biraz geç açardı. İspirto şişelerinin, şarap şişelerinin ve sigara paketlerinin arasında hep aynı yerine otururdu. Şirazesinden çıkmış teyp bandını eski hâline getirmek için bıraktığı yerden sarmaya devam ederdi. Yaptığını beğenmez, yeniden sarardı. Bozar saradı, bozar saradı... Dükkânın önünden adamlar geçerdi... Buzlu sulara basa basa... Adamlar, durmadan geçerdi.
Kahvelerin orta yerine kurulmuş iri gövdeli odun sobaları kuşluk vaktine doğru kıpkırmızı olurdu. Kahveler ısınır, çay kazanları fokurdamaya başlardı. İşsizlerin, emeklilerin, vakit geçirmek isteyenlerin kahveye gitme saatiydi. Radyolarda, sabahın istek türküleri de tam bu saatte başlardı. Bazı masalarda domino taşarı, oyun kâğıtları hazır dururdu.
Öğleye doğru masalardan yükselen sigara dumanları kahvenin ahşap tavanında toplanır, gittikçe koyulaşan bir bulut oluştururdu. Vantilatörler dönerdi. İnsanlar duman çıkarmaya devam ederlerdi. Gıcırdayan tahtalarının üzerinde garsonlar ocağa gidip gelirlerdi, gidip gelirlerdi. Hep aynı gıcırtılı adımlarla. Uğultuların arasından yalnızca garsonun sesi yükselirdi:  Usta bir çay yaap!
Eğer bu müşteri ötekilerden farklıysa o zaman iş değişirdi: Usta bir çay çeeek!
Sıcak çaylar örtüsü yanık masların üzerine bırakılırdı. Ve erimek bilmeyen şekerler...
Çay bardaklarından koro hâlinde hep aynı sesler yükselirdi. tıngır da tıngır, tıngır da tıngır...
Herkesin kahvesi ayrıydı Akdağmadeni'nde. Solcular, Nizamettin'in Kahve'yi, Sağcılar Aşko'nun Kahve'yi doldururlardı. Etliye sütlüye karışmayanlar, eski taş köprünün ucundaki Rahmi'nin Kahve'ye giderlerdi. Onlar vakit geçirmek ve çay içmek için giderlerdi. Muhacirlerin Rahmi, çay sularını milangazda değil, odun ateşinde kaynatırdı. 
Öğleye doğru orman dairesinden aşağı kamyonlar inmeye başlarlardı, ağaç yüklü kamyonlar... Ford kamyonlar, Cezaevinin arka tarafındaki yokuştan tıslaya tıslaya inerler, virajı döner dönmez bağıra bağıra uzaklaşırlardı.
Bu saatlerde Simsar Memiş de minibüs garajında bağırmaya başlardı: Goodere, Sazlıdere, Garamaara Peyiiik!
Bir küçük adam, elleri ceketinin yan cebinde paytak paytak yürürüyerek üst taraftan çarşıya giriş yapardı. Işık... Önce Kitapçı Halit'in dükkânına girer, çıkar ... Ardından Karaaslanlar'ın dükkâna girer çıkar, vakit kaybetmeden Toptancı Cabbar'ın dükkâna girer çıkardı. En son Cabbar'ın dükkânından çıkar çukurdaki sebze haline doğru yürürdü. Orada kimsenin olmadığını görünce geri dönerdi... İşleri varmış gibi sırasıyla her dükkâna, eşikleri incitmeden girer çıkardı. Boyacı Orhan, Işık gibi değildi... Orhan, omzuna asılı boya sandığını kapılara çarparak girerdi. Yayı gerilmiş kapıların öfkeli gıcırtısıyla birlikte girerdi...
Hadeee ... Çift cilalı, badem yağlı...Parlamazsa para yok!
Akdağmadeni'nde insanlar vardı şapkalı ve kalın paltolu. Lokomotif gibi tüte tüte yürürlerdi. Ara sıra durup ayak üstü konuşurlardı: Norüyon lan. Norüyüm, sen norüyon. Bir işi olup da çarşıya inenler, çukurlardan atlaya atlaya çarşının bir başından öteki başına gider gelirlerdi.
Akdağmadeni'nde, dükkânlar vardı. Sahipleri dükkânın önünde değil içinde dururdu, müşteriyi orada beklerlerdi. Dükkânların önünde bazen, ayak divanı yapar, hükümeti konuşurlardı: Yine şekere zam var diyolar!!!
Akdağmadeni'nde plakçılar, kasetçiler vardı. Durmadan çalarlardı. Hakkı Bulut , Sezen Aksu, Tülay Özer,...Neşet Ertaş, Aşık Reyhani, Murat Çobanoğlu... her telden çalarlardı.
Akdağmadeni'nde âşıklar da vardı, buların çoğu lise talebeleriydi.  Şehirli âşıklar, Orhan Gencabay'ı dinlerlerdi; köylü âşıklar, Ferdi Tayfur'u... O tezgahta bezi olmayanlar ve  o işlerden anlamayanlar, Erkin Koray'ı dinlerlerdi.
Siyasetçi gençler vardı, lisede okuyanlar ve liseyi bitirenler arasında, bunlar iki gruba ayrılırdı: Sağcılar ve Solcular… Solcular, Cem Karacayı; Sağcılar, Barış Manço'yu dinlerlerdi. Eğer daha fazla solcuysalar, Selda Bağcan'ı, dinlerlerdi. Biraz daha sağcı olanlar, Ozan Arif'i dinlerlerdi. Daha fazla solcularla daha fazla sağcılar bazen kavga ederlerdi...
Şahinler Sineması'na on beş günde bir yeni  film gelirdi. O zaman herkes sevinirdi. Filmin tanıtımı canlı yapılırdı çarşıda: Bu akşaaam Şahinler Sinemasındaaaa.... Behçet Nacaaaar, Arzu Okaaaay..
Akşam sinema dolardı. Biz dahi giderdik. Elektrik kesilirdi, film kopardı, makine arıza yapardı, 15 dakika ara verilirdi... Sinemacılar gece yarısına doğru evlerine dönerlerdi. Sokaklar, karanlık ve soğuk olurdu. Ayaz ve duman içinde kalırdık. Bütün evler öksürürdü.

Kaynak:Haber Merkezi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.