Çamlık Ankara

Tarık Yılmaz Ankara’yı Yazıyor: Ramazan üzerinden polemikler ve MEB!

Sadece takvim yapraklarında yer değiştiren bir ay değil; bir milletin hafızasında yankılanan bir muhasebe mevsimidir.

Abone Ol

Bereketin, sabrın, paylaşmanın, iç disiplinin ve en önemlisi ahlaki dirilişin adıdır Ramazan.

Bu yıl da Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan’a özel etkinlikler düzenlemesi üzerinden bir tartışma başladı. Kimileri bunu “laikliğe aykırı” buldu, kimileri “eğitim ideolojikleştiriliyor” dedi. Fakat asıl soru başka:

Biz neyi konuşuyoruz, neyi kaçırıyoruz?

Açık konuşalım. Devletin, kendi toplumunun inanç kodlarını, kültürel hafızasını ve ahlaki referanslarını eğitim sistemi içinde tanıtması kadar doğal bir şey yoktur. Bu, dayatma değildir. Bu, kimlik inşasıdır. Üstelik bu kimlik yalnızca dini değil; milli ve ahlaki boyutları da kapsar. Ramazan’ı anlatmak, orucun anlamını öğretmek, paylaşmanın ruhunu çocuklara hissettirmek bir ideolojik hamle değil; bir medeniyet refleksidir.

Ancak burada kritik bir gerçek var:

Geç kalındı.

Yıllarca değerler eğitimi denildi ama içi doldurulamadı. Müfredat değişti, sistem değişti, sınav adı değişti; fakat çocukların zihin dünyasını besleyecek sağlam bir değer mimarisi inşa edilemedi. Bugün yapılan her hamle, biraz da o gecikmenin telafisi niteliğinde.

Tartışmanın ironik tarafı şu:

Cadılar Bayramı etkinliklerine, yılbaşı süslemelerine, tüketim kültürünün pompalandığı günlere ses çıkarmayanlar; Ramazan programı görünce bir anda hassasiyet geliştirebiliyor. Oysa mesele dini bir ayın anlatılması değil. Mesele, kültürel yön tayini meselesidir.

Şu gerçekle yüzleşelim:

Çocuklarımız yalnızca bilgi bombardımanı altında değil; aynı zamanda kimlik karmaşası içinde büyüyor. Henüz dünyayı tanıma çağındaki gençler, sosyal medyanın sınırsız akışı içinde her tür ideolojik savrulmaya açık hale geliyor. Bu boşluğu dolduracak olan cami avlusu değil sadece; sınıfın içindeki öğretim dili, rehberlik anlayışı ve okulun kurumsal duruşudur.

Elbette mesele yalnızca Ramazan programı yapmakla çözülemez.

Bir öğretmenin okul kapısında sigarayla öğrencisini karşılaması ile değerler eğitimi aynı sistem içinde yürüyemez. 15 yaşındaki bir çocuğun “özgürlük” adı altında kimliksizleştirilmesine göz yuman bir anlayış ile “manevi değer” anlatmak arasında ciddi bir çelişki vardır. Değer aktarımı, tabelayla değil; örneklikle olur.

Eğitim sistemi bir bütündür. Eğer bu bütünün içinde tutarlılık yoksa, yapılan her iyi niyetli adım polemik malzemesine dönüşür.

Ramazan üzerinden koparılan gürültü aslında buzdağının görünen kısmıdır. Görünmeyen kısmında ise çok daha derin bir soru duruyor:

Türkiye nasıl bir insan yetiştirmek istiyor?

Sadece akademik başarıya odaklanmış, sınav kazanmış ama yön duygusunu kaybetmiş bir nesil mi?

Yoksa kökleriyle barışık, dünyaya açık ama özünü inkar etmeyen bir gençlik mi?

Milli Eğitim’in attığı adımlar eleştirilebilir, eksikleri konuşulabilir. Fakat şunu kabul etmek gerekir: Değer boşluğu bırakılan her alan, başka ideolojiler tarafından doldurulur. Eğitim nötr değildir; her sistem bir dünya görüşü üretir.

Ramazan programlarına tepki göstermek kolaydır.

Zor olan ise eğitimde tutarlı, uzun vadeli ve sahici bir değer inşası yapmaktır.

Asıl mesele budur.

Gidin Ankara’ya bakın, öğretmen profiline bir mercek tutun!

Çocuklar hangi duygu dünyasında büyüyor, daha evden okula yolu öğrenemeyen çocukların ‘ateist, komünist, feminist…’ adını bilmediğimiz pek çok sapkın duygu dünyasında nefessiz kaldığını göreceksiniz.

Camilerle kurtaracağımızı zannettiğiniz çocuklarımız okullarda bataklığa saplanmış duruma.

Dönün Yozgat gibi kadim şehirlere, Anadolu diyarlarına.

Çok mu farklı tablo.

Az derinlere insek!

Neler çıkacak detaylarda karşımıza