Bankada çalıştığım yıllardı. 1998’ li yıllarda emekli olmama iki yıl kalmıştı. Akşam saat 5 olunca bileklerimde acı acı bir sızı oluyordu. Çenemin altında da aynısı oluyordu. Akşamın 6’sına kadar hep bu şekilde sancım oluyordu. Eve gidince dinlenirim diyordum. Kendimi bu şekilde oyalıyordum. Devamlı bu şekilde 8-10 gün devam etti. Bir gün iş bitti akşam eve geldim. Ağrım daha da çoğaldı. Atlatırım sandım, sedire yattım. Bir türlü geçmiyordu. Aynı rahmetlik babamda anlattığım gibi ben de o şekilde sancılanmıştım. Oğlum Yasin Hoca o zaman 12-13 yaşlarında bir çocuktu. Hemen koştu bir taksi çağırdı. Beni İş Bankasının yanındaki Doktor Hayrullah Sert’e götürdü. Hayrullah bey beni muayene etti, tahminime göre kalp damarlarından 3’ü tıkalı. Acilen hastaneye götürün. Şu reçetedeki ilaçları da hemen alın. Onları da getirin. Ben de biraz sonra arkanızdan hastaneye gelirim dedi. Bir ilaç var o bütün damarları açıyor ama çok da tehlikeli bir ilaç. Aniden de öldürebilir dedi. Onun için o ilacı uygulamayacağım. Siz şimdi hastayı alıp hastaneye yatırın dedi. Bir de yazı verdi. Bunu ordaki görevlilere gösterin dedi. Biz eczaneden ilaçları alıp gidip, Eski Devlet Hastanesi’ne yattık. Az sonra da Dr. Hayrullah Bey geldi.
Kalp grafiği çekti. Gerekli tetkikleri yaptı. 3-4 tane iğneyi serumla beraber yaptı. Beni epey rahatlattı. Yoğun bakımda 5-6 gün kadar kaldım. Rahmetli Esme oğlu Derviş Ustam, rahmetlik Halil İPEK Hocam, Ahmet Mudi GÜNEŞER Hocam geldiler. Beni ve orda yatan bütün hastaları ziyaret edip gittiler. Bir ara hastanede bir bayanın annesi vefat etmiş. Kadın annem annem diye feryat ediyor, bağırıp çağırıyor. O an ben de kötüleştim. Sancılandım. Onun bağırması beni de çok etkiledi. Hemşireyi çağırttım. Hemşire Hanım geldi. Ne feryat ediyorsun gibi dengesiz sözler etti. Bir iğne yaptı beni yatıştırdı. Ankara’daki hastanedeki hemşireler gelirdi. Günaydın İsmail amca. Bugün seni biraz daha iyi görüyorum gibi moral verici konuşurlardı.
Sonunda Dr. Hayrullah Bey geldi. İsmail Bey seni Kurban Bayramı’ndan sonra Ankara’ya sevk edeceğim. Orda ya sana stent takarlar ya da ameliyat ederler. Bizim burda yapacak bir şeyimiz kalmadı dedi. Seni taburcu ediyorum 1 aylık da rapor veriyorum dedi. Hastaneden çıktım eve geldim. Evde Ankara’nın hangi hastanesine gidelim diye düşünmeye başladık. Bizim enişte Ahmet GÜNDOĞDU Hoca-biz ona hacı deriz- hangi doktor iyi ben bir araştırma yapıp öğreneyim dedi. Araştırma yaptı. Diş doktoru Hacı Mahmut CİVELEK Bayındır Hastanesi’nde Kaya SÜER diye ünlü bir profesöre ameliyat olmuş. Ondan adresini aldık. O zaman benim 1993 model yeşil Doğan SLX arabam vardı. Bizim enişte beni ve eşimi aldı.
Ankara Bayındır Hastanesi’ndeki Prof. Dr. Kaya SÜER’e götürdü. O da beni anjiyo olmam için Dinçer Bey’e sevk etti. Bana mavi önlüğü giydirdiler. Anjiyo odasına götürdüler. Anjiyo yaptılar getirip yatağıma yatırdılar. Üzerimde o zamana göre 4 tane kum torbası koydular. Her iki saatte birini alıyorlardı. Çok eziyet veriyordu. Benim hanım da bizi yarın çıkarırlar Yozgat’a giderik diye çocuklara oyuncak hediye ufak tefek almaya gitti. Akşama doğru Prof. Kaya SÜER yanıma asistanları ile birlikte geldi. Nasılsın İsmail Bey dedi. Çok sağ olun hocam iyiyim. Hastaneden çıkıyor muyum dedim. O da güldü. Ya çıkıyorsun dedi şaka yaptı. Seni ameliyat edeceğiz dedi.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere yazımı Yozgat Sürmelisi’nin bir kıtası ile bitiriyorum. Hepinize selâmlar, saygılar, sevgiler…
Hastaneye girdim dineldim kaldım
Ağlayan gözlerim kör oldu sandım
Annem ben bu derdi sevdadan aldım
Kader böyleymiş kime ne deyim?