İran’daki Türk hâkimiyeti Kaçarlar ile başlamamıştır.
1925 yılına gelinene kadar İran topraklarında yaklaşık bin yıllık bir Türk hâkimiyeti vardı.
Hatta Kaçarları deviren Şah Rıza, Türk hâkimiyetini şu sözlerle eleştiriyordu:
Oğuz Türklerine mensup Kaçarlar, Ağa Muhammed Han Kaçar’ın 1796’da iktidarı bir başka Türk hanedanlığından almasıyla İran’a hâkim olmuş ve yaklaşık 100 yıl idare etmeyi başarmıştı.
İran’ı yöneten Türk ailelerin Farsça konuşması ya da Farisileşmesi de söz konusu değildi.
Nitekim Türk hükümdarlar kendilerini “sâlâr-ı Türk, pâdişâh-ı Türk, sultân-ı Türk ve bilhassa hâkân-ı Türk” gibi unvanlarla tanımlıyordu.
Britanya’nın Meşhed başkonsolosu görevini yürütmüş olan İngiliz diplomat ve subay Sir Percy Molesworth Sykes, Türklerin İran’daki konumunu ve gücünü şöyle aktaracaktı:
İran’da Azerbaycan Türkleri öncü rol oynamaktadırlar. Geleneğe göre, veliaht bu eyaleti (Azerbaycan’ı) yönetiyor ve o, tahta geçmek üzere Tahran’a hareket edince de yakın çevresini Türkler oluşturuyor.
Ordu ve elbette ki ordudaki en muteber makam sahipleri de çoğunluk itibarıyla bu eyaletten olan şahıslardan ibarettir. Ordunun tüm tophane efradı da bu eyaletten toplanıyor.
Sonuç itibarıyla Kaçarlar bu Türklerle (Azerbaycan Türkleri ile) özdeşleştiriliyorlar... Azerbaycan ahalisi Farsça ya çok az konuşur ya da bu dilde hiç konuşmaz.
Tarihte Sünni dünyanın büyük hamisi Osmanlı’ya en büyük sorunu çıkartan da İran’daki Şii Türkler olacaktı ve bunların başında da Şah İsmail gelecekti.
Bu durum Kaçarlar için de geçerliydi.
Kaçarlar, Türklüklerine ve Türkçeye ziyadesiyle değer veriyordu; ama hiçbir şey Şia’dan önce gelemezdi.
İranlı Türkler için bu durum sonraki yüzyıllarda da değişmemişti.
29 Aralık 1914’te Osmanlı askeri Tebriz’e girdiğinde şehirde tutunamamasının tek nedeni Ruslar değildi.
Yerel halktan beklediği desteği görememesi de bunda etkili olacaktı.
Yine siyasetin cilvesi 1941-42’de İran Türkleri büyük katliamlara maruz kaldıklarında İran ve Rus yönetiminin gözünde Şiiliklerinin pek önemi olmayacaktı.
Onlar yalnızca ayrılıkçı Türkler olarak görülecek ve o şekilde tanımlanacaktı.
İran toprakları yaklaşık bin yıl boyunca Türkler tarafından yönetildi.
İran tarihi demek bir yerde Türk tarihi demekti; ama 1925 yılında Türkler, İran siyasetinden tasfiye edildikten sonra bir daha eski gücünü elde edemedi.
Bugün gelinen noktada İran Türkleri özellikle Azerbaycan ile ilişkilerde her daim İran siyasetinde tedirginlik yaratan bir unsur olarak görülüyor.
Kaçarlar Yozgatlıydı
İran’ın bir dönem en güçlü hanedanlığı olan Kaçarlar ile ilgili çoğunlukla bilinmeyen ise Yozgat kökenli olmalarıdır.
Kaçarlar, 15’inci yüzyılda bugün Yozgat dediğimiz Bozok civarında yaşıyorlardı.
Uzun Hasan’ın ölümünden sonra aşiret mensupları Gence’ye göç ederek aktif siyasetin içine dahil oldular ve Safeviler içerisinde hızla yükseldiler.
Tahmasap döneminde Azerbaycan içinde kudretli ailelerden biri haline gelen Yozgatlı Kaçarlar, Kanuni Sultan Süleyman’ın karşısına elçi olarak çıkacak kadar güce ulaşmıştı.
Bu aile yıllar içerisinde Osmanlı’nın başına hayli iş açtı.
1606 yılında Osmanlı idaresinde bulunan Karabağ’ı Osmanlı’nın elinden geri alabilecek bir askeri güce ulaşmışlardı ki bahsi geçen tarih Osmanlı ordusunun altın çağını yaşadığı döneme denk geliyordu.
Bu dönemde Yozgatlı Kaçarlara, Ziyadluoğulları denilmekteydi ki Osmanlı’nın başına açacakları bela Karabağ ile sınırlı değildi.
İran’ın bugün Gülistan Eyaleti dediği Esterâbâd’da valiliğe gelen Kaçarların İran iktidarına giden yolu da buradan geçecekti.
Safeviler de Türk’tü
Safevîler bir siyasi organizasyon olarak değil, bir tarikat olarak kuruldu.
Şeyh Safiyüddin-i Erdebîlî’nin kurduğu bu tarikatın asıl misyonu Moğolları İslamlaştırmaktı, bunun için en güçlü kozları Türklükleriydi. SÜRECEK