Sadece takvim yapraklarında yer almaz.
İnsanın içine dokunur.
Kimin samimi, kimin rol yaptığını sessizce ortaya çıkarır.
Özellikle siyasetçiler için bayramlar, kürsülerin sustuğu, afişlerin anlamını yitirdiği zamanlardır. Çünkü vatandaş artık sadece söze bakmıyor. Gözün içine bakıyor. Elini sıkarken gerçekten hissediyor mu diye ölçüyor. Tebessümün sahici mi, yoksa yıllardır ezberlenmiş bir protokol hareketi mi; onu tartıyor.
Siyasetçilere tavsiyem şu:
Bu bayramı iyi geçirin…
Ama “iyi geçirmekten” kastım, sosyal medyada süslü bayram mesajları yayınlamak değil. Çocuk başı okşarken kameraya bakmak değil. Aynı cümlelerle hazırlanmış metinleri danışman eliyle paylaşmak hiç değil.
Çünkü Anadolu insanı artık çok başka bir yerde duruyor.
Eskiden sadece kapısını çalmanız yetiyordu belki. Kahvehaneye girmeniz, bir cenazeye katılmanız, düğünde görünmeniz siyasi karşılık üretebiliyordu. Şimdi öyle değil. Çünkü insanlar artık sadece ne yaptığınıza değil, neden yaptığınıza bakıyor.
Bir vatandaşın elini sıkarken gerçekten gönlünüzden mi geçiyor, yoksa seçim hesabı mı yapıyorsunuz? İşte insanlar bunu hissediyor.
Hem de hiç konuşmadan…
Anadolu insanı çok konuşmaz. Hele hele siyasetin tam karşısında kolay kolay gerçek düşüncesini belli etmez. Ama sandıkta konuşur. Hem de öyle net konuşur ki… Yıllarca yanında gezenleri bile bir günde sessizce evine gönderebilir.
Çünkü vatandaş artık şunu arıyor:
Samimiyet.
Ne makamın büyüklüğü ilgisini çekiyor, ne konvoyun uzunluğu, ne de etrafınızda dolaşan kalabalıklar…
İnsan, insana dokunmak istiyor.
Bakın etrafınıza…
10 yıl önce siyasete başlayan isimlerin bugünkü haline bir bakın. O heyecan duruyor mu? O ilk günkü göz ışığı hala var mı? Yoksa yerini yorgun bir ezbere mi bıraktı?
Bir 20 yıl öncesine gidin…
Ne kavgalar kaldı bugün ortada, ne o sert cümleler…
Ama insanların hafızasında hala bir çift güzel söz yaşayanlar var.
Çünkü siyaset aslında makam değil, iz bırakma sanatıdır.
İnsan bazen bir bakışı unutmaz.
Bir cenazede omzuna dokunan eli unutmaz.
Bir zor gününde karşısında rol yapmayan insanı unutmaz.
İşte bu yüzden diyorum ki; artık şu toprağın üzerine serpilmiş siyasetçi görüntüsünden vazgeçin.
Biraz daha heyecanlı olun.
Biraz daha özden olun.
Biraz daha içinizden geldiği gibi davranın.
Her şeyi kontrol etmeye çalışmayın.
Bazen plansız bir selam, hazırlanmış bir konuşmadan daha kıymetlidir.
Çünkü bu millet, kalpten çıkanla ağızdan çıkanın farkını anlıyor.
Siyasette en tehlikeli şey nedir biliyor musunuz?
Bir süre sonra kendi rolüne inanmak…
Karşısındakini kandırdığını zanneden insan, çoğu zaman önce kendini kandırıyor. Sonra hayatı yapaylaşıyor. Tebessümü bile yoruluyor. Mutluluğu bile sahteleşiyor.
O yüzden bu bayram bir şey deneyin…
Koruma duvarlarını biraz indirin.
Protokol cümlelerini biraz azaltın.
İnsanların içine gerçekten karışın.
Ama bunu oy için değil, insan olduğunuzu hatırlamak için yapın.
Çünkü ömür geçiyor…
Dün siyaset sahnesine yeni çıkan isimler bugün saçlarına düşen aklarla başka bir yere yürüdü. Yarın bugün alkışlanan herkes sessizleşecek. Geriye ne kalacak biliyor musunuz?
Ne kadar makam sahibi olduğunuz değil…
Kaç kişinin kalbine değdiğiniz kalacak.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Bu bayram “görünen” siyasetçi olmayın…
Hissedilen siyasetçi olun.
Hülasa bayramı bayram gibi yaşayın yahu...