Anadolu’nun ortasında bir şehir düşünün… Adı Yozgat. Haritada yeri belli, tarihinde izi derin, insanında samimiyet var. Ama gel gör ki bugün konuştuğumuz şey ne tarih ne de kültür…
Bugün konuştuğumuz şey, giderek daralan bir gelecek, giderek daralan bir siyaset ve bu gerçeklerden uzak batan geminin mallarını devşirmeye çalışan siyasi İstikbal peşindeki isimler.
Evet, ortada inkar edilemez bir gerçek var, devlet yatırımları Anadolu’ya geliyor. Yozgat Havalimanı, Yozgat Şehir Hastanesi gibi dev projeler, hızlı tren hatları, modern kamu binaları… Kâğıt üzerinde her şey kusursuz. Hatta dışarıdan bakıldığında “Anadolu kalkınıyor” buna şüphe yok. Ama mesele tam da burada başlıyor. Çünkü kalkınma sadece betonla, bina ile, asfaltla ölçülmez. Kalkınma; insanla, üretimle, fikirle olur.
Bugün Yozgat’a baktığımızda, en acı tabloyu nüfus verileri anlatıyor. İnsan azalıyor. Gençler gidiyor. Beyin göçü artık büyük şehirlerle sınırlı değil; doğrudan yurtdışına yönelmiş durumda. Yani mesele sadece “göç” değil, aynı zamanda “nitelikli insan kaybı.” Bu da demek oluyor ki; kurulan her yeni bina, içinde çalışacak insan bulamadığında sadece bir kabuktan ibaret kalıyor.
Peki çevre iller ne yapıyor? Sivas, Kırıkkale, Çorum… Savunma sanayi başta olmak üzere yüksek katma değerli yatırımlarla kabuklarını kırıyorlar. Üretiyorlar, ihraç ediyorlar, büyüyorlar. Yozgat ise hala organize sanayi bölgeleriyle umutlanıyor ama o umut, henüz harekete dönüşebilmiş değil. Çünkü yatırım tek başına yetmez; vizyon gerekir, plan gerekir, en önemlisi de siyasi irade gerekir.
İşte tam bu noktada siyaset devreye giriyor. Ama nasıl giriyor? Hizmet odaklı mı? Ne yazık ki hayır.
Bugün daha seçimlere yıllar varken, kulisler hareketli. Belediye başkanlığı hesapları, milletvekilliği planları, parti içi dengeler… Herkes bir koltuğun peşinde. “Nasıl hizmet ederim?” sorusu yerine “Nasıl aday olurum?” sorusu soruluyor. Bu da siyaseti bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp, adeta bir paylaşım masasına dönüştürüyor.
Ben bu durumu tek bir cümleyle özetliyorum: “Batan geminin malları.”
Çünkü ortada küçülen bir şehir var. Ekonomisi daralan, nüfusu azalan, umudu törpülenen bir şehir… Ama buna rağmen o küçülen pastadan pay kapma yarışına giren bir siyaset anlayışı. Oysa gerçek siyaset; küçülen pastayı büyütmenin mücadelesini vermektir.
Daha acı olan ne biliyor musunuz? Bu tabloyu göremeyenler… Aynaya bakmayanlar… Kendi siyasi geleceğini Yozgat’ın geleceğinin önüne koyanlar…
Evet, istisnalar yok mu? Var. Yozgat derdiyle dertlenen, gece gündüz çalışan, bu şehre iz bırakmak isteyen insanlar elbette var. Ama sayıları o kadar az ki… %1 bile değil belki. Geriye kalan büyük çoğunluk ise günü kurtarma derdinde.
Oysa bu şehir, günü kurtaracak değil; geleceği inşa edecek insanlara ihtiyaç duyuyor.
Son söz şu:
Yozgat’ın meselesi sadece ekonomi değil, sadece göç değil… Yozgat’ın meselesi vizyon, gelecek, yarın meselesidir.
Ve bu vizyon kayboldukça, yapılan her yatırım biraz daha anlamını yitiriyor.
Çünkü şehirleri ayakta tutan binalar değil, o binaların içini dolduran insandır.