Bazen kendi kendime soruyorum…
“Ankara’ya gidiyoruz ama Yozgat için gerçekten bir şey getiriyor muyuz, yoksa sadece fotoğraf mı getiriyoruz?”
Bakın açık konuşalım. Ankara siyaseti güçlüyse, Yozgat siyaseti de güçlenir. Bu işin matematiği bu kadar net. Ama mesele sadece “iktidar o olmak” değil. Asıl mesele muktedir olabilmek… Yani sözünün karşılık bulması, talebinin masada kalmaması, kapıların sana gerçekten açılması.
Şimdi diyeceksiniz ki; “Yozgat siyaseti ne demek?”
Yozgat siyaseti; sadece milletvekili demek değil… İl başkanından belediye başkanına, teşkilatından Ankara’daki temsil gücüne kadar bir bütündür. Ankara’daki genel merkez ne kadar güçlü duruyorsa, buradaki temsilcisi de o kadar güçlü olur.
Ama gelin asıl meseleye…
Ziyaret Var… Peki Netice Var mı?
Son zamanlarda görüyorsunuz…
Bakan ziyaretleri…
Grup toplantılarında görüntüler…
Cumhurbaşkanı ile görüşmeler…
Sosyal medyada paylaşılan kareler…
Evet… Görüntüler güzel.
Evet… Umut veriyor.
Evet… İnsan “bir şeyler olacak” diye heyecanlanıyor.
Ama ben size başka bir soru sorayım:
O ziyaretlerden Yozgat’ın heybesine ne düşüyor?
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Heybe Dolu Gitmeden Dolu Dönülmez
Anadolu’da bir söz vardır…
“Boş çuval ayakta durmaz.”
Siyaset de böyledir.
Eğer bir bakan ziyaretine giderken çantanızda Yozgat’ın sorunları yoksa…
Yozgat’ın taleplerini net koymamışsanız…
Önceliklerinizi belirlememişseniz…
Dönüşte getireceğiniz şey sadece “iyi niyet” olur.
İyi niyet güzel ama yetmez.
Yozgat’ın ihtiyacı olan şey sonuçtur.
Hatırlayalım şu meşhur fıkrayı;
Bir gün Temel gitmiş pazara…
Tezgahın başında durmuş ama hiçbir şey istememiş.
Satıcı dayanamamış, sormuş:
“Ula Temel, ne alacaksın?”
Temel cevap vermiş:
“İstemeye geldim ama utandım…”
Satıcı da gülmüş:
“Utananın çorbası kaynamaz!”
Şimdi biz de bazen Temel gibi davranıyoruz.
İstiyoruz ama tam isteyemiyoruz…
Konuşuyoruz ama ısrar edemiyoruz…
Oysa siyaset biraz da ısrar işidir.
Talep Etmek, Takip Etmek, Israr Etmek
Bakın açık söylüyorum…
Yozgat’ın bugün en büyük eksiği “talep gücü”.
Evet, milletvekillerimizin gayretinden şüphem yok.
Evet, niyetlerinden de şüphem yok.
Ama bu iş sadece gitmekle olmuyor.
Takip edeceksin…
Israr edeceksin…
Gerekirse aynı konuyu defalarca gündeme getireceksin.
Ben buna bazen kendi aramızda “eczacılık yapmak” diyorum.
Hani reçete yazarsın ama ilacı düzenli kullanmazsan iyileşemezsin ya…
İşte siyaset de öyle.
Bir kez söylemekle olmuyor.
Sürekli hatırlatacaksın.
Yozgat Neden Geri Kalıyor?
Şimdi biraz acı konuşalım…
Bugün bakıyorsunuz;
Çorum…
Kırıkkale…
Kırşehir…
Bu iller bazı konularda bizden bir adım önde.
Neden?
Çünkü sadece iktidar olmakla yetinmiyorlar.
Muktedir oluyorlar.
Masaya yumruğu vurabiliyorlar.
Talebini net koyabiliyorlar.
Ve en önemlisi… Takibini bırakmıyorlar.
Son Söz: Heybe Meselesi
Şimdi başa dönelim…
Ankara’ya gitmek önemli mi?
Evet.
Fotoğraf vermek önemli mi?
Evet.
Ama en önemlisi ne biliyor musunuz?
Heybeyi doldurup dönmek.
Yozgat’ın yoluna, suyuna, yatırımına, ekonomisine dokunacak somut sonuçlar getirmek…
Yoksa…
Ne kadar güzel fotoğraf verirsen ver,
Ne kadar güçlü görünürsen görün…
Eğer Yozgat’a bir şey düşmüyorsa,
O ziyaret sadece bir hatıradan ibaret kalır.
Benim derdim eleştirmek değil…
Benim derdim Yozgat.
Ve inanıyorum…
Eğer biz istemeyi, takip etmeyi ve ısrar etmeyi öğrenirsek…
Yozgat’ın heybesi boş kalmaz.
Yeter ki Ankara’ya dolu gidelim…