BİR YANDA İŞ BEGENMEYENLER, DİĞER YANDA İŞ ARAMAKTAN YORULANLAR. KİMİ İŞİ BEĞENMİYOR, KİMİ DE BİR İŞE TUTUNACAK FIRSAT BULAMIYOR. Ülkemizin en büyük sorunlarından biri de işsizlik .
Her toplum, kendi geleceğini gençlerinin adımlarında arar. Fakat bizim gençlerimiz, çoğu zaman o adımları zihninde değil; mecbur kaldığı işlerin dar koridorlarında atıyor. Bugün işsizlik yalnızca “iş bulamamak” demek değildir; insanın içindeki yön duygusunu, hayata dair tutunma noktalarını kaybetmesi demektir. Ekonomik bir veri olmanın ötesinde, insan ruhunun sessizce yorulmasıdır aslında yaşanan.
Üniversite yıllarında idealleriyle büyüyen genç, mezun olduğunda kendini bambaşka bir dünyanın kapısında buluyor. Notlarda karşılığını bulan bilgi, gerçek hayatta çoğu zaman yerini arıyor. Birçoğu, sevdiği meslekle değil; ilk fırsatın getirdiği işle yüzleşiyor. Ve bu durum, bir çelişki değil; bu çağın dayattığı bir sınav hâline geliyor.
Bir kafede garsonluk yapıp, tepsi taşıyan genç bir çalışana sorduğunuzda, “Ben sosyoloji mezunuyum, arkadaşım mühendislik okudu” cevabını duymak artık şaşırtmıyor; ama içimizde bir yer hep sızlıyor. Çünkü orada yalnızca çalışmak zorunda kalan gençleri değil, kendi yolunu bulmaya çalışan bir ülkeyi görüyoruz. Bu gençler şikâyet etmiyor, beklemiyor, hayata küsüp kenara çekilmiyor. Emeklerini koyuyor, çabalıyor, arıyor; kendi kaderleriyle pazarlık yapıyorlar adeta. Kendilerini tebrik ediyorum.
Ama ne var ki insanın sevdiği alanda yürüyememesi, zamanla iç dünyalarında iz bırakıyor. “Yeterli miyim?”, “Yanlış mı yaptım?”, “Emeklerim neden karşılık bulmadı?” soruları, gençliğin en taze umutlarını aşındıran görünmez bir rüzgâra dönüşüyor. Bu rüzgâr sadece bireyi değil, aileyi, mahalleyi, toplumu da etkiliyor. Çünkü umut kaybı, tek kişilik bir yıkım değildir; dalga dalga yayılan bir sessizliktir. Aileyi, etrafı, toplumu ilgilendiriyor.
İş beğenmemek de iş bulamamak da aynı denklemin iki yüzü artık. Kimi gençler hayalindeki masa başı görevleri beklerken, kimileri hiçbir işi küçümsemeden hayatın içine karışıyor. Ancak temel mesele, işin adında değil; insanın kendini değerli hissettiği bir alan bulabilmesinde yatıyor.
Bu yüzden çözüm yalnızca yeni istihdam politikalarında değil; gençlere verilen anlamda saklıdır. Onların emeğini görmek, sesini duymak, çabasını fark etmek zorundayız. Çünkü genç bir yüreğin umudunu kaybetmesi, bir toplumun geleceğinden eksilen bir renktir.
Ve unutmayalım: Yarınları kuran emek değil, o emeğe yön veren umuttur.