Dışa bağlanan insan, kendi içine bağını fark etmeden kaybediyor.”
Öyle bir çağın içinde yaşıyoruz ki insan, dış dünyayı büyütürken iç dünyasını fark etmeden daraltıyor. Görüntüler çoğalıyor, sesler yükseliyor, bağlantılar hızlanıyor; fakat insanın kendiyle kurduğu bağ giderek incelip, yok oluyor. Asıl mesele artık neye sahip olduğumuz değil, neyi kaybetmeden var olabildiğimizdir.
“En görünür olduğu çağda, insan kendi hakikatini en çok kaybediyor.”
İnsan, en çok da kendi iç sesini duyamaz hale geldiğinde sessizce uzaklaşıyor kendinden. Bu uzaklık çoğu zaman bir eksiklik gibi hissedilmez; çünkü çağ, gürültüyü normal, susmayı ise tuhaf hale getirmiştir. Oysa insanın iç dünyasında oluşan bu boşluk, yaşadığı hayatın en derin yarasıdır.
Bugünün insanı hiç olmadığı kadar görünür, fakat bir o kadar da görünmezdir; çünkü kendine yabancılaşmıştır. Birey, kalabalıklar içinde varlık gösterse de anlam bakımından yalnızdır. Dijital ağlar insanı birbirine bağlarken, ruhsal bağları inceltmiş; insanı topluluk içinde bireyselleştirirken, bireyi de kendi özünden uzaklaştırmıştır.
İnsan, kendini bilme imkânını kaybettikçe, varlığını dış referanslarla tanımlamaya başlamıştır. Başkalarının onayı, geçici beğeniler ve anlık dikkatler, kalıcı bir kimliğin yerini almıştır. Böylece insan, kendini inşa etmek yerine sürekli yeniden tüketilen bir görüntüye dönüşmüştür.
Kalbin dünya ile aşırı meşgul olması, insanı hakikatten uzaklaştırır. İnsanın kendini unutması, aslında Rabbini ve kendi yaratılış gayesini de unutması anlamına gelir. Çünkü insan, hatırladıkça var olur; unuttukça eksilir.
Kendini bilen Rabbini bilir!İnsanın ne istediğini bilmesi, o kişinin kendisini tanımasıyla yakından alakalıdır. Modern psikolojinin yeni yeni fark etmeye başladığı ve farkındalık olarak üzerinde durduğu konu: “öz bilinç, kendini tanıma”. Bir harita düşünün. Bir yere gitmek istiyorsunuz, işaretleyebilmeniz için önce gideceğiniz yerin nerede olduğunu bilmeniz gerekir. Nerede olduğunu bilirseniz en uygun, en kısa yolu oluşturabilirsiniz. Aksi halde yolunuzu şaşırırsınız .
Sürekli uyaranlara maruz kalan zihin, derin düşünme ve içe yönelme kapasitesini kaybeder. Böylece insan, bilgiye yaklaşırken hakikate uzaklaşır; çok bilirken az hisseder hale gelir.
Modern çağ insana hız kazandırdı ama derinliği azalttı. İnsan artık her yere yetişiyor fakat kendine yetişemiyor. Sürekli “meşgul olma hali”, “var olma bilincinin” önüne geçmiş durumda.
Asıl kriz ekonomik ya da teknolojik değil; varoluşsaldır. İnsan, çok şeye sahipken kendine sahip olamayan bir varlığa dönüşmüştür. Kalabalıklar içinde yalnızlık, bağlantılar içinde kopukluk giderek büyümektedir.
Ve belki de en sarsıcı gerçek şudur: İnsan, en çok kendini unuttuğunda kaybolur. Geri kalan tüm kayıplar, bu büyük unutuluşun sadece küçük yankılarıdır.