Kurban ibadetinin özü kan ve et değil; niyet, teslimiyet ve takvadır. Hac Suresi’nin hatırlattığı gibi, Allah’a ulaşan yalnızca kulun samimiyetidir.
Kurban deyince ne anlıyoruz?
Sadece kan akıtmak, et yemek, zengin sofralar kurmak mı?
Yoksa bayramı tatil fırsatına çevirip 5 yıldızlı otellerde geçirilen günlerden ibaret bir zaman dilimi mi?
Oysa kurban; yüzeyde görünen bir kesim hareketinin çok ötesinde, insanın kendi iç âlemiyle hesaplaşması, nefsiyle yüzleşmesi, içindeki putları kırmasıdır. Kendini budama, kirlenmiş yönlerini yıkama, egosunu törpüleme; kalaycının körüklü ateşte bakırı parlatması gibi insanın içini yeniden işleme günüdür. Bir başka deyişle, yenilenmenin ve içsel arınmanın adıdır.
Kurban kesme ibadeti aslında kandan ve etten ibaret olmayan, derin bir dönüşümün; insanın kendi nefsini kurban etmesinin sembolüdür. İslam geleneğinde bu ibadet, etiyle değil; niyet, teslimiyet ve samimiyetle anlam kazanır. Hz. İbrahim’in imtihanı bunun en açık örneğidir: En sevdiğini, yine en sevdiğinin yoluna sunabilecek bir teslimiyet…
Orada bıçağın kesmediği şey; aslında kibirdi, bencillikti, sahip olma tutkusu ve benlik duygusuydu. İmtihan, dışarıda değil içerideydi.
İnsanın hayatında suyla temizlenmeyen, zamanla geçmeyen kırgınlıklar, hırslar, yanlışlar vardır. Bunlar ancak “kurban edilerek”, yani fedakârlık yapılarak aşılır. Bazen bir öfkeyi, yanlış bir alışkanlığı, bir bağımlılığı; bazen bizi geriye çeken dostlukları veya içimizde büyüttüğümüz putları ateşe atmak gerekir. Kalaycının ateşi bakırı nasıl parlatırsa, insan da iç muhasebesinden geçmeden parlayamaz.
Bu dönüşümü bu dünyada yapmazsak, ertesi çok daha çetin olur. Çünkü değişim, ancak yaşarken mümkün ve değerlidir. Bu yüzden Kurban Bayramı, sadece hayvan kesmek değil; insanın kendi içindeki karanlığı kesip atması, ruhunu temizlemesi ve kendine yeniden yönelmesidir.
Bugün “Allahü Ekber – Allah en büyüktür” tekbirleri yankılanırken, içimizde büyüttüklerimizi küçültmeyi, küçülttüklerimizi büyütmeyi hatırlarız. Eğer putlardan, yanlış geleneklerden, kalbimizi karartan alışkanlıklardan arınmış bir bayram diliyorsak, önce kendimize dönmeli; sonra da hangi kibri, hangi öfkeyi, hangi yanlışı kurban edeceğimize karar vermeliyiz.
Kurban, hayvandan önce insanın kendi karanlığını kesmesidir; kul olmaya, insan olmaya yeniden yönelmesidir.
Asıl bayram, insanın içindeki putları kurban edebildiği gündür.
Ve unutmayalım:
“Kurbanlarınızın etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz; Allah’a ulaşan yalnızca takvanızdır.” (Hac Suresi, 37)