Siyaset…
Aslında millete hizmetin en ağır yüklerinden biri olması gerekirken, zaman zaman milletin sırtında taşımak zorunda kaldığı bir yük haline dönüşüyor. Çünkü siyaset kurumu yıllardır sadece başarılı insanları değil, problemli karakterleri de koruyan bir alan haline geldi. Hatta bazen öyle isimler oluyor ki toplumun kabul etmediği, güven duymadığı, duruşunu samimi bulmadığı insanlar; tam tersine daha da koruma altına alınıyor. Neden? Çünkü “karşımda duracağına yanımda dursun” mantığı siyasetin en tehlikeli reflekslerinden biri haline geldi.
Yozgat siyasetine bakın aynı mantığı burada da göreceksiniz.
İşte siyasetin bugün yaşadığı güven krizinin temelinde biraz da bu var.
Eskiden siyasetçinin hatası konuşulurdu, bugün ise karakteri konuşuluyor. İnsanlar artık bir partinin tabelasına değil, o tabelenin altında kimlerin durduğuna bakıyor. Çünkü toplum her şeyi görüyor. Kimin samimi olduğunu, kimin menfaat peşinde koştuğunu, kimin güce göre şekil değiştirdiğini artık çok iyi biliyor.
Ama ne hikmetse siyaset kurumu hala görmüyor…
Ya da görmek istemiyor.
Bir dönem halkın karşısında hiçbir karşılığı olmayan isimler, sadece birilerinin adamı olduğu için önemli koltuklara getirildi. Sadece sadakat gösterdiği için liyakatin önüne geçirilen insanlar oldu. Dün başka konuşup bugün tam tersini söyleyenler “dava adamı” diye alkışlandı. Toplumun ahlaki olarak benimsemediği tavırlar bile bazen “işimize yarıyor” düşüncesiyle görmezden gelindi.
İşte tam burada siyaset kirlenmeye başladı.
Çünkü siyaset kirlenince sadece partiler zarar görmüyor. Şehir zarar görüyor. Memleket zarar görüyor. İnsanların devlete, makama, temsil makamlarına olan güveni zarar görüyor.
Yozgat’a bakalım…
Bu şehir yıllardır dürüst insanıyla, devlet terbiyesiyle, ağırbaşlı siyasetiyle bilinen bir Anadolu şehriydi. İnsanlar burada siyasetçiye sadece makam sahibi diye değil, “adam gibi adam” diye değer verirdi. Fakat bugün sokakta konuşulanlara baktığınızda insanların en büyük kırgınlığı projeler değil, kişiler üzerine oluşmuş durumda.
Çünkü vatandaş şunu görüyor:
Toplumun kabul etmediği bazı isimler sürekli korunuyor.
Her dönemin adamları bir şekilde koltuk buluyor.
Dün başka kapıda duranlar bugün başka rozetin altında poz veriyor.
Halkın içine çıkamayan insanlar, protokol masalarında en ön sırada oturuyor.
Ve en kötüsü de şu:
Temiz insanlar geri çekiliyor.
Çünkü kirli ilişki ağlarının içinde yer almak istemeyen, onuruyla durmaya çalışan insanlar siyasetten uzaklaşıyor. İşte siyasetin asıl kaybı burada başlıyor. İyi insanların sustuğu yerde kötülerin sesi yükseliyor.
Türk siyasetinin belki de en büyük problemi artık ideoloji değil karakter problemidir.
Sağcı olmak, solcu olmak, milliyetçi olmak, muhafazakar olmak mesele değil…
Mesele; insan kalabilmek.
Çünkü hangi görüşten olursa olsun millet şunu istiyor:
Dürüst insan.
Şeffaf insan.
Liyakâtli insan.
Yüzü başka arkası başka olmayan insan.
Bugün gençlerin siyasete güvenmemesinin nedeni de budur. Gençler artık vaat dinlemiyor. Karakter arıyor. Çünkü bu ülke proje eksikliğinden değil, güven eksikliğinden yoruldu.
Sümen altına itilen her yanlış, büyüyerek geri dönüyor.
Korunan her problemli yapı, yarın siyasetin yükü oluyor.
Sessiz kalınan her çürüme, zamanla kurumların içine işliyor.
O yüzden artık siyasetin en çok temizlenmesi gereken yer; vitrin değil, sümen altıdır.
Çünkü millet artık sadece konuşana değil, kimleri sakladığına da bakıyor.
Lütfen siyaseti temizleyin yanınızda duran insanlara iyi bakın görünmüyor zannediyorsunuz ama bu insanlar her şeyi görüyor. Sümen altına attıklarınız artık görünüyor kokuyor insanlar uzaklaştırıyor.