Bozkır… Dışarıdan bakana sarı, kuru, sessiz… Ama içine girene gönlü bol, sözü derin, hatırası ağır bir diyar. Bu hafta size tam da o diyarın çocuklarından bahsetmek istiyorum. Yozgat’ın Yerköy’ünden, Kırşehir’in Çiçekdağı’ndan… Kağıt üstünde iki ayrı ilçe, ama gönülde tek yürek olmuş o güzel insanlardan.
Bir bozkır sabahını bilmeyen, aslında Anadolu’yu tam anlamıyla tanıyamaz. Güneş öyle bir doğar ki… Sanki toprağa değil, insanın içine doğar. Yazın kuruyan toprak, baharda bir başka dirilir. Yağmur yağdı mı, ırmak coşar; toprak kokusu çocukluğa götürür adamı. İşte o kokunun içinde büyüyen çocuklar var burada… Bozkırın çocukları.
Ben bu toprakları bilirim. Daha mesleğe ilk adım attığım yıllardan beri… Yerköy’ün de, Çiçekdağı’nın da kapısını çalmışlığım, sofrasına oturmuşluğum, derdine ortak olmuşluğum vardır. Ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Bu diyarın insanı başkadır.
Gönlü gibi sofrası da açıktır bu diyarın insanlarının. Sofra sadece yemek değildir burada; muhabbetin, kardeşliğin, gönül birliğinin adıdır. Daha ilk lokmada anlarsın; bu insanlar sadece karnını değil, gönlünü de doyurur.
Bir de hürmet meselesi vardır bu topraklarda… Sadece diriye değil, ölüye de saygı gösterilir. Mezarlıklar boş değildir burada; dualarla, hatıralarla, ziyaretlerle doludur. “Unutmadık” demenin en sessiz ama en güçlü halidir o ziyaretler.
Yerköy’e bakarsın… Sanki kabına sığmayan bir delikanlı gibi. İçinde bir potansiyel, bir hareket, bir geçmişten gelen şehir hafızası var. Tren istasyonu mesela… Bir zamanlar sadece raylardan tren geçmezdi; umut geçerdi, ticaret geçerdi, insan hikayeleri geçerdi. Yerköy, o günlerin izini hala taşı, inşallah taşımakla kalmayıp daha da bereketli yaşayacak.
Çiçekdağı desen… Adı gibi bereketli. Toprağı çalışana küsmez. Hayvancılık desen var, tarım desen var. Ama asıl mesele şu: Bu toprakların insanı üretmeyi bilir. Yorulmayı bilir ama pes etmeyi bilmez.
Bugün belki “eski günler” diye anılan bir dönem var. Ekonomik canlılık, sosyal hareketlilik… Ama şunu da görmek lazım: Bozkırın insanı düştüğü yerden kalkmasını da bilir. Şimdi yeniden bir kıpırdanma var. Ufukta bir hareket, bir toparlanma, bir “biz yine başarırız” hali var.
Çünkü bu toprakların mayasında vazgeçmek yoktur.
Ankara’da, İstanbul’da, Avrupa’nın bir köşesinde… Nereye gidersen git, Yerköylüyle Çiçekdağlıyı yan yana görürsün. Aynı sofrada, aynı muhabbette, aynı özlemde buluşurlar. Çünkü onlar sınırları haritada bırakmış, gönülde kaldırmış insanlardır.
Bozkırın çocukları… Gurbette olsalar da yürekleri hep memlekettedir. Bir türkü duysalar, bir toprak kokusu alsalar, içleri titrer. Çünkü o bağ kopmaz. Kopamaz.
Ve bu yazıyı, bozkırın en gür sesiyle bitirelim… Neşet Ertaş ustanın dilinden, o gönül telinden süzülen sözlerle:
“Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özümden sel gizli gizli…”

İşte mesele tam da bu…
Bozkırın çocukları susar belki, çok konuşmaz…
Ama gönlünden bir sel akar ki, görene ömürlük iz bırakır.
Allah hepsine gönül genişliği versin…
Bozkırın çocukları var olsun.