Yozgat’ın en büyük meselelerinden biri artık sadece göç değil, göçün normalleşmiş olmasıdır. Yıllardır konuşuyoruz, tartışıyoruz, toplantılar yapıyoruz ama dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Çünkü mesele sadece birkaç fabrikanın eksik olması değil; mesele Anadolu’nun değişen sosyolojisidir.
Bugün dürüst olmak gerekirse Yozgat’ın kısa vadede dışarıdan yoğun göç alan bir şehir olması kolay görünmüyor. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. İster 4 organize sanayi bölgesi olsun ister 14… Eğer Kayseri’deki, Kırıkkale’deki, Sivas’taki ya da Sungurlu’daki savunma sanayi benzeri büyük ölçekli yatırımlar Yozgat’a gelmezse, yalnızca tabela yatırımlarıyla nüfusu büyütmek mümkün olmaz.
Çünkü artık insanlar sadece iş aramıyor. İnsanlar hayat standardı arıyor. Çocuklarının geleceğini, sosyal hayatı, eğitimi, sağlık imkanlarını, ulaşımı düşünüyor. Gençler üniversite sonrası geri dönmek istemiyorsa bunun sebebi sadece maaş değil; şehirde kendine bir gelecek görememesi.
İşte tam bu noktada AK Parti Yozgat önceki dönem milletvekillerinden Yusuf Başer’in yaptığı “ikametgah taşıma” çağrısı gündeme geldi. Muhalefetten eleştiriler yükseldi. “Milletvekili sayısını korumak için çözüm bu mu?” diyenler oldu. Eleştiriler kendi açısından haklıdır. Çünkü hiç kimse Yozgat’ın gerçek probleminin sadece kağıt üzerindeki nüfus meselesi olduğunu düşünmüyor.
Ama burada başka bir gerçek daha var: Bugün hangi siyasi parti olursa olsun, hangi genel başkan olursa olsun, Yozgat’ın göç sorununu bir gecede çözemez.
Bu yalnızca Yozgat’ın değil, Anadolu’nun ortak derdi haline geldi. Sivas yaşıyor, Çorum yaşıyor, Tokat yaşıyor, Erzurum yaşıyor. İnsanlar büyükşehirlere gidiyor. Çünkü ekonomik sistem merkezi büyütüyor, taşrayı küçültüyor.
Yani ortada sadece siyasi değil, sosyolojik ve ekonomik bir gerçeklik var.
Fakat bu çaresiz olduğumuz anlamına da gelmiyor.
Öncelikle Yozgat’ın artık “parçalı siyaset” anlayışından kurtulması gerekiyor. İktidar ayrı telden, muhalefet ayrı telden konuşursa bu şehir kaybeder. Ankara’da Yozgat adına söz söyleyen herkesin aynı masada oturabildiği bir ortak akıl mekanizması kurulmalı.
Bakın, mesele parti meselesi değil. Mesele Yozgat meselesi.
Bugün bir yatırımcı Yozgat’a baktığında ilk neyi görüyor biliyor musunuz? Birlik olup olmadığını görüyor. Şehrin birbirine güvenip güvenmediğini görüyor.
Sürekli birbirini aşağı çeken, birbirinin projesine siyasi gözle bakan şehirler yatırım çekemez.
Peki çözüm ne?
Birincisi: Yozgat artık sadece klasik sanayi yatırımı bekleyen şehir olmaktan çıkmalı. Tarım teknolojileri, savunma yan sanayi, lojistik depolama merkezleri, dijital hizmet alanları ve sağlık turizmi gibi niş alanlara yönelmeli.
İkincisi: Ankara’daki Yozgatlı gücü artık sadece hemşehri buluşmalarında değil, ekonomik lobide kullanılmalı. Çünkü Yozgat’ın en büyük sermayesi insan kaynağıdır. Türkiye’nin dört bir yanında çok güçlü Yozgatlı bürokratlar, iş insanları ve akademisyenler var.
Üçüncüsü: Yozgat gençlerini kaybetmemeli. Gençlerin şehirde kalması için sosyal yaşam alanları, teknoloji merkezleri, girişimcilik destekleri kurulmalı. Genç sadece maaş istemiyor; nefes almak istiyor.
Dördüncüsü: Gerçek nüfusla yüzleşmekten korkmamalıyız. Geçmişte milletvekili sayısı 6’dan 4’e düştü, şimdi 3 tartışılıyor. Bu birilerini suçlayarak çözülecek mesele değil. Gerçeği kabul edip ona göre strateji üretmek gerekiyor.
Bugün Yusuf Başer kısa vadeli bir çözüm söyledi. Muhalefet de uzun vadeli çözüm istedi. Aslında ikisinin de söylediğinde haklı taraflar var.
Ama asıl doğru olan şudur: Yozgat artık günlük siyasi tartışmalarla vakit kaybedecek durumda değildir.
Bu şehir ya ortak akılla ayağa kalkacak… Ya da yıllarca aynı göç hikayesini konuşmaya devam edecek.
Karar artık sadece siyasetçilerin değil, hepimizin.