Bir şehri anlamak için bazen onun caddelerinde yürümek yetmez. O şehrin insanının gözlerine bakmak, bir selamındaki samimiyeti hissetmek, bir türküsündeki sızıyı duymak gerekir. Yıllardır Yozgat için kurulan cümleleri düşündükçe insanın içi burkuluyor. “Yozgat’ta ne var ki?” dediler. Haritada yerini bulamayanlar oldu. Kimi küçümsedi, kimi geri kalmışlıkla itham etti, kimi de bu memleketin insanını anlamadan hüküm verdi. Oysa mesele hiçbir zaman sadece bir şehir meselesi değildi. Mesele, Anadolu’nun ruhunu anlayabilmekti.
Yozgat’ı sadece bozkırdan ibaret sananlar, bu toprağın içindeki cevheri hiç göremedi. Çünkü bazı şehirler yüksek binalarla değil, insanıyla büyür. Bazı şehirlerin zenginliği AVM’lerinde değil, gönüllerindedir. Yozgat da tam olarak böyledir.
Geçtiğimiz günlerde sahnelenen “Bitirim Dünürlüğü” adlı tiyatro oyunu aslında bunun en güçlü cevabı oldu. Bir tiyatro sahnesinde 55 yaş üstü insanların, üniversiteli gençlerle omuz omuza aynı hikayeyi anlatması sıradan bir olay değildir. Bu; kuşakların buluşmasıdır. Bu; kültürün yeniden nefes almasıdır. Bu; Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş hafızasının yeniden ayağa kalkmasıdır.
Bir tarafta yılların hayat tecrübesini taşıyan insanlar… Diğer tarafta geleceğe yürüyen gençler… Aynı sahnede buluşup aynı hikayeye ruh verdiler. Üstelik bunu öyle bir içtenlik ve doğallıkla yaptılar ki, profesyonel tiyatrocuları aratmayan performanslar ortaya çıktı. Mizah vardı, duygu vardı, Anadolu vardı. En önemlisi ise cesaret vardı. Çünkü sahneye çıkmak sadece rol yapmak değildir; kendini ortaya koymaktır.
İşte o gece bir kez daha gördük ki, Yozgat’ın mayasında sanat var. Yozgat’ın insanında üretme kabiliyeti var. Yeter ki imkan verilsin. Yeter ki önüne taş konulmasın. Bu şehir, eline verilen taşı bile sanata dönüştürebilecek ruha sahip.
Burada özellikle Yozgat Bozok Üniversitesi ve Rektör Prof. Dr. Evren Yaşar önemli bir teşekkürü hak ediyor. Çünkü üniversiteler sadece diploma veren kurumlar değildir. Üniversiteler şehrin ruhuna dokunmalı, gençlerle halk arasında köprü kurmalıdır. O gece tiyatro sahnesinde tam olarak bu yaşandı. Üniversite ile şehir aynı duyguda buluştu.
Yıllardır belki de farkında olmadan kendi değerlerimizi yeterince anlatamadık. Sürekli eksiklerimizi konuştuk. Oysa bu şehrin tarihi var. Kültürü var. Mizahı var. İnsan sıcaklığı var. Türküsü var. Yemekleri var. Ve hepsinden önemlisi; içinde hala kaybolmamış bir Anadolu vicdanı var.
Geçen hafta Yozgat Lisesi civarında yürürken karşılaştığım Seher Vakti Spor Ekibi üyeleriyle yaptığım sohbet de bunu yeniden hatırlattı bana. O insanların gözündeki heyecanı görmek bile yeterliydi. İçlerinde öyle bir enerji vardı ki, insan ister istemez umutlanıyordu. Çünkü mesele sadece bir tiyatro oyunu değildi. Mesele, “Biz hala buradayız” diyebilmekti.
Bugün birileri hâlâ “Yozgat’ta ne var ki?” diye soruyorsa, cevabı çok net:
Yozgat’ta insan var.
Yozgat’ta ruh var.
Yozgat’ta sanat var.
Yozgat’ta samimiyet var.
Ve en önemlisi; Yozgat’ta işlenmeyi bekleyen büyük bir cevher var.
Bu şehir yıllarca küçümsendi belki… Ama unuttukları bir şey vardı: Anadolu’nun sessiz şehirleri konuşmaya başladığında, söyledikleri çok derin olur.
Ne diyelim teşekkürler seher vakti spor ekibi
Teşekkürler Yozgat Bozok Üniversitesi’nin yüreği güzel gençleri
Teşekkürler Yozgat Bozok üniversitesi’nin Rektörü
Teşekkürler Yozgat!