Hani o meşhur söz var ya… “Bir şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.” İşte tam da oradayız. Beton yükseliyor, yollar genişliyor, binalar çoğalıyor… Ama çocuklarımız daralıyor. İç dünyaları daralıyor, yalnızlıkları büyüyor.
Son günlerde okullarda yaşanan ve artık can alan olayları konuşuyoruz. “Nasıl olur?” diyoruz… “Bu çocuklar bunu nasıl yapar?” diye şaşırıyoruz. Ama gelin açık konuşalım: Gerçekten şaşırıyor muyuz, yoksa şaşırmış gibi mi yapıyoruz?
Çünkü bu bir anda olmadı. Bu bir günün, bir haftanın meselesi değil. Bu, yıllardır göz göre göre gelen bir sürecin sonucu.
Biz ne yaptık?
Ev yaptık… ama yuva kuramadık.
Okul yaptık… ama eğitim veremedik.
Telefon verdik… ama ilgimizi veremedik.
Çocuğun odası var ama yalnız.
Defteri var ama derdi yok mu sanıyoruz?
Bakın mesele sadece bir “asayiş” meselesi değil. Bu bir “insan yetiştirme” meselesi. Ve bu iş sadece bir kurumun sırtına yüklenerek çözülecek bir iş değil. Ne sadece okulun, ne sadece ailenin, ne sadece devletin…
Ama biz ne yaptık?
Herkes topu birbirine attı.
Milli Eğitim dedi ki “aile ilgilensin”
Aile dedi ki “okul eğitsin”
Diğer kurumlar da uzaktan baktı.
Ortaya ne çıktı?
Sahipsiz bir gençlik…
Bugün Ankara’da bile, başkentte bile, okullarda öyle çocuklar var ki… İç dünyası darmadağın. Kimseyle bağ kuramamış. Kendini ifade edemiyor. Öfkesini yönetemiyor. Sevgi görmemiş, değer hissetmemiş. Ve en tehlikelisi… Görülmemiş.
Görülmeyen çocuk büyür ama gelişmez.
Dinlenmeyen çocuk konuşmaz… patlar.
Şimdi soruyorum size…
Bu çocuklar bir anda mı böyle oldu?
Hayır… Biz büyütürken ihmal ettik.
Bir çocuğun sadece karnını doyurmak yetmez. Ruhunu da doyurmak gerekir. Sadece iyi bir meslek sahibi olsun diye uğraşmak yetmez. İyi bir insan olsun diye uğraşmak gerekir.
Ama biz ne yaptık?
Başarıyı sınav puanına indirdik.
Değeri maaşla ölçtük.
Karakteri göz ardı ettik.
Sonra da dönüp “neden böyle oldu?” diye soruyoruz.
Bakın… Bu bir alarmdır.
Bu olaylar münferit değil, birer işarettir.
Ve hala vaktimiz var.
Ne yapmalıyız?
Önce şunu kabul edeceğiz: Bu işin sorumluluğu hepimizin. Sadece devletin değil, sadece öğretmenin değil… Anne babanın da, mahallenin de, toplumun da.
Okulları sadece bilgi verilen yerler olmaktan çıkarıp, insan yetiştirilen yerlere dönüştürmek zorundayız. Rehberlik sistemlerini güçlendirmek, çocukların psikolojik dünyasına gerçek anlamda dokunmak zorundayız.
Aileler olarak çocuklarımızla aynı evde değil, aynı dünyada yaşamayı öğrenmeliyiz. Onları dinlemeliyiz… gerçekten dinlemeliyiz. Yargılamadan, küçümsemeden…
Devlet kurumları da artık “parça parça” değil, birlikte hareket etmeli. Eğitim, aile, sosyal politikalar, hatta dini ve kültürel yapılar… Hepsi ortak bir zeminde buluşmalı. Çünkü mesele sadece disiplin değil, mesele değer.
Ve en önemlisi…
Çocuğa “sen değerlisin” demeyi yeniden öğrenmeliyiz.
Çünkü değer görmeyen bir genç, değeri yok sayar.
Sevgi görmeyen bir genç, sevgiyi bilmez.
Yol gösterilmeyen bir genç, ya kaybolur ya da yoldan çıkar.
Bugün yaşadığımız acılar, aslında bize şunu söylüyor:
Şehirleri değil, önce insanı inşa etmeliyiz.
Yoksa korkarım ki…
İmar ettiğimizi sandığımız her şey, bir gün kendi ellerimizle yetiştiremediğimiz nesiller tarafından yıkılacak.
Ve o zaman gerçekten geç olacak.
Yaşanan olayda hayatını kaybedenler Allah’tan rahmet ailelerine sabır diliyorum İnşallah son olur.