Odgurmuş: Monşer, o fotoğrafı kim çekmiş, nerede çekilmiş, ya da nasıl bir mizansen yapılmış bilmeden insanları yargılıyoruz. O et yemeğini yiyenler belki de Hıristiyan Araplardır, belki de Dürzi Araplardır. Belki de başka bir şeydir. Ankara’da İstanbul’da herhangi iyi olarak bilinen bir lokantaya birkaç misafirinizle gitseniz, ona benzer bir sofra donatıyorlar. Ana yemeğin yanına küçük küçük kaplara çok çeşitli yiyecekler koyuyorlar. Sonra büyük şehirlerde herhangi bir zenginin lokantada ya da evinde verdiği ziyafette neler yeniyor, neler yenmiyor, sofrasında neler var neler yok hiç yayınlamıyor, hiç misal olarak göstermiyorsunuz. Yanlış anlamayın lütfen. Ben onlar da yayınlansın teşhir edilsin demek istemiyorum. Ama bu gibi şeyleri bir Müslüman yaparsa hemen resimlerini paylaşıyor altına olmadık şeyler yazıyor, her türlü hakareti yapıyoruz. Bizim amacımız Müslümanları mı suçlamak, yemek yiyenleri mi suçlamak anlaşılmıyor.
Monşer: Sonra üstleriyle başlarıyla haşema denilen şalvarlarıyla denize ve havuza giriyorlar. Aman ne çirkinlik ne çirkinlik. Sonra çıkıyorlar, o giydikleri şeyler üstlerine yapışmış bir vaziyette. O şeyi giyseler ne giymeseler ne üstlerine yapışınca daha da çirkin bir görüntü oluyor, hâlbuki ne güzel mayolarını, bikinilerini giyseler çağdaş bir Avrupalı gibi sere serpe denize girseler kim ne diyecek canım. Biz kimsenin giyimine kuşamına karışmayız.
Odgurmuş: Monşer, yine aynı şeyi yapıyorsunuz. Herhangi bir kişi Allah dese Peygamber dese, Kâbe dese, Kur’an dese ve o kişinin de başı kapalı olsa hemen bunu bayrak yapıyor sayfalarınıza dikiyorsunuz ve olmadık sözlerle ve yanlış değerlendirmelerle karalıyorsunuz. Herhangi birinin ya da belli merkezler tarafından üretildiği anlaşılan ve algı operasyonlarına malzeme olabilecek ne kadar görüntü vs. varsa hemen paylaşıyorsunuz. Meselenin aslını esasını öğrenmeden basıyorsunuz kalayı.
Monşer: Canım bu başı kapalı ve sakallı insanlar da yanı çok temiz insanlar değil. Baksana vakıf yurtlarında neler oluyor, kim bilir bizim bilmediğimiz, duymadığımız yerlerde neler oluyordur.
Odgurmuş: Sizi anlayamıyorum diyorum da yok anlarsın diyorsunuz. Ülkede yaşayan insanların çok önemli bir bölümü Müslüman değil mi. Evet. Peki, bu insanlar din eğitimini nereden alıyorlar. Küçükken mahalledeki Cami Hocasından, İmam Hatip liselerine gidenler ise o okullardan alıyorlar. Peki diğer insanlar dini nerden öğrenecekler, hatta sizin söylediğiniz gibi doğru dini nereden öğrenecekler. Onun bir okulu, bir kurumu var mı? Yok. O halde vermediğin bir eğitimin olumsuz sonuçları için neden Müslümanları suçluyorsunuz.
Siz Cumhuriyetle birlikte Laiklik adına tüm dini kurumları kapattınız, dini hayatı baskı altına aldınız. Peki, bu insanlar nereden din bilgisi alacaklardı. Ailelerinden diyeceksiniz belki, aileleri kim yetiştirecekti. Jandarma korkusuyla nöbetleşe gözetleme yaparak Kuran öğrenmeye çalışıldığını siz bilmiyor musunuz? Öğretmediğiniz, vermediğiniz, okutmadığınız bir dersten dolayı insanları sorumlu tutuyorsunuz. Önce hakkıyla öğretin ardından da isteyin ya da yanlış yaptınız deyiniz.
Monşer: Biz çağdaş bir millet yaratmak için bu işleri yaptık, Laikliği de bu yüzden getirdik. Fakat nerden bilelim bu cahil halk bu kadar direnecek, her türlü gelişmemize karşı çıkacak, şapka giymeyecek, şalvar giymeye devam edecek. Halk cahil, halk geri Zaten halk dediğin nedir ki bir yığın. Bir sürü, kolayca kanıyor, nereye çekersen oraya gider dedik ama hala çağdaşlaştıramadık.
Odgurmuş: Halka cahil, halka sürü diyorsunuz, nereye çekerseniz oraya gider diyorsunuz, buna mukabil, halkı istediğiniz yere getiremediniz. Dini duygularını bastırdınız, dini hayatını yasakladınız. “Laiklik elden gider” diye milletin ensesinde boza pişirdiniz, şunu anlamalısınız artık, halka saygı duymalısınız. Halk sizi seçmiyor diye kızıyorsunuz. Siz halkın değerlerine saygı duymuyorsunuz ki halk sizi seçsin.
Ben anlıyorum ki siz Müslümanların bir kusuru bir kabahati olduğunda bunu bayrak yapıp sokaklara çıkıyor, sosyal medyada paylaşıyor, üstüne çirkin yorumlar yapıyor, herkese duyurmaya çalışıyor, dolayısıyla Müslümanları mahkûm etmeye çalışıyorsunuz. Siz aslında Müslümanlara değil, İslamiyet’e toptan karşısınız. Bunu açıkça ilan edemiyorsunuz, hata yapan, yanlış yapan, yanlış bir hareket içinde olan herhangi biri üzerinden İslamiyet’e saldırıyorsunuz.
Monşer, bu huylardan vazgeçmeniz lazım. İslamiyet ve Müslümanlık hakkında tek kitap okumadan, Müslümanları ve İslamiyet’i eleştirmek size pek yakışmıyor.
Halka-millete doğru dürüst okullar ve dini öğrenecek kurumlar açar, dini hayatı öğretirsiniz ardından da bu insanlardan istersiniz. Şimdi ne veriyorsunuz ki neyi istiyorsunuz. Buna hakkınız yok. Daha dikkatli konuşmalısınız.
Biliyorsunuz, laiklik prensibi, Fransa’dan olduğu gibi alınarak Türk toplumu, Fransa’nın sistemine uydurulmaya çalışılmıştır. Bu durum bizim toplum yapımıza uymadığı için ve tek parti idaresinin laiklik adına baskıcı idaresi Mütedeyyin halkımızın kabullenemeyeceği bir durum doğurdu. En ufak bir dini faaliyet yapılsa, hemen “laiklik elden gider“ diye feryadı bastılar ve toplumu bununla zapturapt altına aldılar. Bu yüzden Laiklik uygulaması toplumda istenmeyen bir baskı aracı gibi kullanıldı. Özellikle sıkıyönetimler zamanında, çarşafla gezen garip köylünün zorla başlarının açıldığı, evlerde kuran okudukları için jandarma tarafından toplanıp götürüldükleri ve suç delilleri olarak kabul edilen dini yayınlar yüzünde çok eziyetler çekildi.
“Laiklik elden gidermiş” Gitsin efendim, nereye giderse gitsin. Biz bize ve bizim dinimiz bize yeter.