Adab-ı muaşeret nedir? Görgü kuralı… Şu an eksikliğini fazlasıyla hissettiğimiz görgü kuralları… 50 yıl öncesi adab-ı muaşeret dersleri varmış. Keşke şimdi yine olsa; gözümüze sokula sokula, başımıza vurula vurula öğretilse…
Yozgat küçük bir memleket. Ben çok seviyorum ama insanlar yoruyor, çok yoruyor…
Geçen gün arkadaşım Mustafa Koç, Zeki Müren Şarkıları Konseri verdi. Konser muhteşemdi, orkestra harikaydı, koro çok güzeldi. Bir partiyi, bir kurumu, bir derneği temsil eden bir grup izlemeye geldi konseri… Her zaman olduğu gibi ben sundum. Sahnede kendilerine hoş geldiniz dedim, incelik gösterdim. Fakat o grup, konserin başında grup halinde kalkıp gitti. O kadar sinirlendim ki, "Daha konser bitmedi, sizin yaptığınız emeğe, bizlere saygısızlık" diyecektim. O güzel konseri mahvetmek istemedim.
Adab-ı muaşeret kuralı, protokol kuralıdır. Konser bitmeden konseri bırakıp gitmek görgüsüzlük, saygısızlıktır. Ayrıca bu grup bir yeri temsil ediyor. Böyle temsil ediyorsa, vah vah!
Ve protokole ayrılmış koltuklara protokol olmayan kişilerin oturması da cabası… Bunu daha önce de yazmıştım. Protokol olmadığınız halde protokole oturmak da görgü kurallarına aykırı. Gidip ben kaldırıyorum, binbir özürle… Ben niye özür diliyorum, onların dilemesi gerekirken?
Dernek üyeleri, protokol sıralamasında kıdeme göre oturur. Protokol boş kalırsa, kurum müdürleri vs. gelmediyse oturulur. O gün kurum müdürü protokolde oturamadı ama hiçbir vasfı olmayanlar oturdu. Bu yeni olmadı, her zaman böyle oluyor…
Allah aşkına, bu neyin egosu, neyin kibri, neyin görgüsüzlüğü, neyin ön planda olma derdi, neyin bencilliği?
İnanın, dünya etrafınızda dönmüyor…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.