1957'li yıllarda tel kadayıf satan Bahri GÖKÇE Amca vardı. Büyük Camiinin şadırvanının olduğu yerde, küçük bir baraka içinde kadayıfını satar geçimini sağlardı. Çok temiz, dindar, dürüst bir amcamızdı. Bize de hanımdan dolayı akraba olur. Onun 4 tane de oğlu vardı. Büyükten küçüğe doğru sayarsak: Gültekin, Erdoğan, İbrahim ve Kadir.
Bir de nalbantlık yapan Bekir KILIÇKAN Amcamız vardı. O da çok temiz, dürüst, dindar bir kişiydi. Her ikisi de ekmeklerini alın teri ile kazanırlardı. Bunun da 2 oğlu 1 kızı vardı. Oğulları kahvecilik yaparlardı. O zamanlar Büyük Camiinin batı duvarına bitişik kahvehanede çalışırlardı. Bu kahve Mustafa YILMAZ Amcamın kahvehanesiydi. Kendisine İzmirli derlerdi. O zamanki sanayi esnafı hep bu yörelerde çalışırlardı. Yorulduklarında bu kahvehaneye gelir dinlenirlerdi, çay içerlerdi. Nalbant Bekir Amcanın büyük oğlu Mehmet Amca kahvenin ocakçısıydı. Çay yapardı. Mustafa Amca da yapılan çayları müşterilere dağıtırdı. Arka köşedeki masada bir gramafon vardı. Yanında 60-70 tane pilak vardı. Müşteriler gelir istedikleri plakı gramafona kor türkü dinlerlerdi. İzmirli Mustafa Amca bunlara hiç karışmazdı. Herkes istediği plakı çalar dinlerdi. Bu gramafon plaklarında çok güzel eski sanatçıların uzun hava şarkıları vardı. Müzeyyen SENAR'ın Eledim eledim höllük eledim, benzemez kimse sana, kışlalar doldu bugün, geceler yarim oldu, gele gele geldik bu garip taşa. Ali Ekber Çiçek'ten eledim buğdayı döktüm taneyi, mektup bana selam söylen sıladan. Nuri Sesigüzel'den salını salını indim pınara, ezogelin, sabahınan esen seher seli mi, ağ gelin de yaylasından indi mi, karakaş gözlerin elmas, karlı dağlar karanlığın bastı mı? Mükerrem Kemartaş'ın plakların hüma kuşu, dün gece yar hanesinde, şu uzun gecenin gecesi olsam gibi gramafondan bu uzun hava şarkılarını dinlemek insanları çok mutlu ediyordu. Bugün bunların hiçbiri kalmadı. Müzik zevki de kalmadı. Halkımız yabancı müziklere önem vermeye başladı.
O zamanların ayrı bir özlemi vardı. İzmirli Mustafa Amcanın da 5 tane oğlu vardı. Bunlar da kahvehanede çalışırlardı. Şimdi hepsi rahmetli oldu. Bir tane taksicilik yapan oğlu Ali kaldı. 2 tane de kızı vardı. Bunların da biri rahmetlik oldu. Babam İzmirli Mustafa Amcayı çok severdi. İşten geldiğinde her zaman bunun kahvehanesine gelirdi.
Bugünkü anlatacaklarım da bununla ilgili olacaktır. O yıllarda Kadayıfçı Bahri Amcanın oğluna evlendirmek için kız arıyorlardı. Nalbant Bekir Amcanın da Hatice isminde bir kızı vardı. Bahri Amca Bekir Amcalara dünürlüğe gidiyorlar. Oğulları Gültekin Abiye Hatice Ablayı Allah'ın emri peygamberin kavli ile eş olarak istiyorlar. Bunlar da aralarında düşünüp taşınıyorlar sonunda razı oluyorlar. Bu iki genci everiyorlar. Her iki aile de Yozgat'ın yerli ailelerinden. Osmanlı bir aile. Düğün dernek yapıyorlar. Bunları evlendiriyorlar. Aradan 6 ay gibi bir zaman geçiyor Gültekin Abi askere gidiyor. İki sene askerlik yaptıktan sonra memleketine geliyor. Babasının işlerine yardım ediyor. Evde hazırladıkları tel kadayıfları Büyük Camiinin şadırvanının olduğu yerdeki küçük barakaya götürüyor burda satıyorlardı. O zamanlar Musabeyli Köyüne, Derbent Köylerine giden araçlar hep çarşının içinden geçer öyle giderlerdi.
Bir gün köylerden gelen Karayollarına ait bir greyder Gültekin Abinin barakasına yakın bir yerde duruyor. Greyderi süren operatör aşağıda duran arkadaşı ile konuşmaya dalıyor. Konuşa konuşa sohbet ilerliyor. Greyder de yavaş yavaş hareket ediyor. Hafif hafif ilerliyor. Operatör de konuştuğu adam da greyderin hareket ettiğini fark etmiyorlar. Bu durumu gören rahmetlik Gültekin Abim çok korkuyor. Barakadan çıkıp kaçamıyor. Caminin arka kısmındaki demir parmaklıklı duvarına çıkmaya çalışıyor. Canını kurtarmak için olanca kuvvetiyle uğraşıyor. Greyder operatörü son anda durumu fark ediyor. O da panikliyor. Fren yerine gaza basıyor. Barakayı eziyor Gültekin Abiyi şehit ediyor. Bu olay Yozgat'ta uzun yıllar konuşuldu. Bahri Amca da Bekir Amca da bütün ev halkı bu acı olaya çok üzülüyorlar. Yıllarca içlerinden bu olayın acısı bir türlü gitmiyor.
Bu kazayı yapan operatör de bu olayı 40-50 sene geçmesine rağmen unutamıyor. Bu olayı ağlaya ağlaya anlatıyor.
Rahmetlik Gültekin Abimin hanımı Hatice Yenge bizim en iyi akrabalarımızdan biri. Biz ona Eme deriz. Çok temiz dindar bir ememiz olur. Bizim her türlü dertlerimize koşar. Emeğini esirgemez. Bizden biri hasta olsa duyar duymaz koşar gelir. Biz de bu ememizi çok severiz.
Gültekin Abim şehit oldu olalı bu Emem bir daha hiç evlenmedi. Gültekin Abiye karşı sadakatini gösterdi. Babasının evine geldi orada yaşadı. Mustafa Abinin hanımı ölünce onun oğlu Nuh KILIÇKAN'ı evlatlık olarak aldı. Severek büyüttü, everdi. Nuh da çok iyi bir kardeşimizdir. O da ememi çok sever. Öz annesi gibi saygı gösterir. Onun dediğinden çıkmaz. Ne derse seve seve yapar. Bu ememin de iki tane abisi rahmetli oldu. Bahri Amcanın da Gültekin Abiden sonra şoförlük yapan Kadir ismindeki oğlu 30 sene önce trafik kazasından şehit oldu. Erdoğan ismindeki oğlu da 20 sene kadar önce vefat etti. İbrahim isminde bir oğlu kaldı.
Gültekin Abinin şehit olduğu yerin biraz üstünde de ben de bir trafik kazası geçirdim. Geçen seneki Ramazan Bayramı arefesinde alışverişe sabahın erken saatlerinde çarşıya çıktım. Büyük Camiinin üstünde Kuzu Marketin ordan ekmek arabası Ford Transit orda bir dubloya çarptı. Çatır çutur bir ses geldi. Ben pek aldırış etmedim. Sonra bu dublodan kurtulup aşağıya doğru çatırdayarak geliyordu. Herhalde bir yeri kopmuş yere sürtüldğünden çatırdayarak geliyordu. Meğer üzerinde şoförü yokmuş. Şoförsüz olarak geliyormuş. Ben son anda fark ettim. Kaçacak durumum yoktu. Araba büyük bir gürültüyle üzerime doğru geldi. Allah yüzüme baktı. Karşıma elektrik direğini çıkardı. Araba küt diye bu direğe vurdu. Direği iyice büktü. Altta da kaldırım vardı. Bu kaldırım ve direğin sayesinde kurtuldum. Eve geldim. Bu olayı ağlaya ağlaya aileme anlattım. Herkes de çok üzüldü. Neyse ki Allah esirgemiş de kurtulmuşum diye de çok sevindiler. Geçirdiğim bu kazanın sadakasını verdim. Allah'ıma şükrettim.
Bir de yine 1957'li yıllarda yeni evlenmiş bir çift cip ile Çamlığa gidiyorlar. Belli bir süre eşi ile piknik yaptıktan sonra cip ile Çamlıktan aşağı çok süratli bir şekilde iniyorlar. Damat Yaşar adındaki bu genç Çamlığın alt kısmındaki keskin virajı alamıyor. Beş altı takla atıp devriliyor. Damat Yaşar vefat ediyor. Eşi ağır yaralı olarak kurtuluyor. Bu olay da Yozgat'ta uzun süre anlatıldı. Herkes bu olaya da çok üzüldü.
Bugünkü anlatacaklarım bunlardan ibaret olup yazımı Yozgat Sürmelisinin bir mısrasıyla bitiriyorum. Hepinize sonsuz saygı ve selamlarımı sunarım. Hayırlı Ramazanlar geçirmenizi dilerim.
Sabahınan esen seher yeli mi?
Benim gönlüm divane mi deli mi?
Durup durup yar göğsünü geçirir
Yoksa bugün ayrlığın günü mü?