Bugünkü efsane yazımızda Mehmet Yaltıntaş ın eserinden alınan YARIKKAYA EFSANESİ nden bahsedeceğim.
SORGUN ‘un ÇAVUŞ köyünde yakışıklı bir delikanlı ile ağanın da iki güzel kızı varmış. Kızların ikiside bu delikanlıyı severmiş. Delikanlı ise gönlünü küçük kıza kaptırmış. Aralarında anlaşıp kaçmışlar. Büyük kız hemen babasına haber vermiş. Babası atlılarıyla birlikte bunların peşine düşmüş. Atlılar yaklaşınca sevgililer ALLAH a dua ederler.
“ YÜCE ALLAH ım iki aşığın duasını kabul eyle, şu kaya yarılsında içine girelim “ derler. O anda kaya yarılır ve iki aşık kayanın içinde kaybolurlar. O günden sonra bu kayaya “ YARIKKAYA “ adını vermişler.
YOZGAT İSMİNİN NERDEN GELDİĞİ EFSANESİ
Rahmetli YILMAZ GÖKSOY hocamın yazısında anlattığı efsaneyi makalemde sizlere anlatacağım.
Halep dolaylarından BOZOK a gelen Türkmen Kocası ÇAPAR ÖMER AĞA yaylada sürüsünü otlatırken nurani, beyaz sakallı bir ihtiyar yanına gelir.
“ Oğlum, soğuk bir suyun varmı ? diye sorar. ÇAPAR ÖMER AĞA da!
“ Suyum yok da, soğuk ayranım var “ diyerek ayran ikram eder. Bu soğuk ayrandan çok memnun olur. ÇAPAR ÖMER AĞA ya
“ Gönlün Gani Yurdun Gani olsun ALLAH yozuna yoz katsın memleketinin adı “ YOZGAT “ olsun der. Kaybolur. ÇAPAR ÖMER AĞA Türkmen Obasına gelir. Durumu obadakilere bütün ayrıntılarıynan inceden inceye anlatır. Obadaki ihtiyarlar !
Sen hızır ( as ) ile karşılaşmışsın, sana HIZIR ( as ) uğramış öyleyse memleketimizin adı yoktu. Memleketimizin adı YOZGAT koyalım derler. Bundan sonra oranın adı YOZGAT olarak kalır.
Diğer bir rivayete göre de HASAN ÇELİK in anlattıklarını sizlere anlatacağım.
ÇAPANOĞLU nun HALEP taraflarından DİVANLI KÖYÜ nün bulunduğu yere sürgün edilmiştir. DİVANLI BEYLERİ bunları yurtlarına koymamışlar. Onlarda KÖSE YUSUFLU bölgesine gelerek ABDULLAH AĞA nın topraklarına yerleşmişlerdir.
ABDULLAH AĞA yla dostluk kurmuşlar. ÇAPANOĞLU, kızını ABDULLAH AĞA ya vermiş. AĞA da adamlarına ;
“ Bunları yozların birliştiği yere götürüp yerleştirin, burası onların yurdu olsun “ demiş ÇAPANOĞLU nu oraya yerleştirmişler ve adına “ YOZGAT “ demişler.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup, haftaya başka bir makalede buluşmak üzere yazımı ZİYA GÖKALP in ALAGEYİK adlı şiiriyle bitiriyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler
ALA GEYİK
Otu ata yedirdim
Eti ite yedirdim
Açtım bir elmas oda
Dev şahını uykuda
Gördüm kestim başını
Dedim “ Ey ifrit, hani
Nerde dünya güzeli ? “
Dedi “Elinde eli “
Döndüm baktım : Bir Kırgız
Elbiseli güzel kız
Durmuş bakar yanımda,
Şimşek çaktı canımda
Güldü, dedi “ Türk Beyi !
Tanidınmı geyiği ?
Kimse beni bu devden
Alamazdı ancak sen
Kaya deldin, dağ yardın,
Geldin beni kurtardın ! “
Ah o imiş anladım,
Sevincimden ağladım.