İnsanlar arasında ayrım yapmadan, onlara sevgi penceresinden bakabilmek; kardeşliği, barışı ve huzuru temin edebilmek ne hoş, ne güzel bir davranıştır…

İnsanların ve toplumların huzura, sükûnete ve mutluluğa ihtiyaçları vardır. Bunlar da o toplumun en tabii hakkıdır.

İnsanlar birbirlerini kırıyor, eziyor, kavga ediyor, huzurlarını kaçırıyor ve kardeşlerini rahatsız ediyorlarsa bu insani bir davranış biçimi değildir. Yüce Mevla da böyle bir davranışa izin vermez.

“Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz!” buyuran Yüce Peygamberimiz, insanların kardeşliğini savunmuştur. İnsan hakları denen şeyler de bu tür güzel davranışlar olsa gerekir.

İnsanları kırma, mümin kardeşlerinin malına, canına, namusuna saldırma hakkını size kim veriyor? “Kul hakkı ile huzuruma gelmeyiniz!” buyuran Cenab-ı Allah’a bunun hesabını nasıl vereceğiz?

Ve biz kim oluyoruz da insanların arasına fitne, fesat ve nifak tohumları ekmeye çalışıyoruz?

“Müslüman kardeşini sevmedikçe” nasıl kâmil bir mümin olacağız? Sevgiyi bu toplumdan yok etmeye çalışanlar, şeytanın oyuncağı değil de ya nedir?

Birbirimize sevgiyle, saygıyla, insanca bakmamız ve birbirimize değer vermemiz gerekiyor. Bunun için de adeta öldürüp içimize gömdüğümüz gönül dünyamızı yeniden canlandırmaya çalışmamız icap ediyor.

Dünya derdiyle, sıkıntısıyla yapayalnız kalmış olmak duygusundan kendimizi kurtarmaya çalışmalıyız.

“Allah insandan ne istiyor?” diye sorsalar, bu soruya kısaca verebileceğimiz cevap şudur: Önce kendisini yaratana inanmasını, sonra da mükemmel bir ahlaka sahip olmasını istiyor.

Süfyan bin Abdullah adlı sahabi, Peygamberimize gelerek:
“Ya Resulallah, bana İslam’ı öylesine tanıt ki onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim.” der.
Resul-i Ekrem ona şöyle buyurur:
“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!”

“Rabbimiz Allah’tır diyen, sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün.” (Ahkaf Suresi, 13)

Müslümanların en güçlü ve en mutlu oldukları dönemler, sağlam bir ahlaka sahip oldukları dönemlerdir.

Her şey kendi ortamında yetişir; muhabbet gülü de sevgi ortamında yetişir. Sevenlerin, sevmesini bilenlerin meydana getirdiği muhabbet iklimi, sevgi tohumlarına can verir.

İyi insan olabilmek için iyilerle bir arada yaşamak gerektiği gibi, gerçek sevgiyi bulmak da Resulullah muhabbetiyle mümkündür.

Adam olmak için de iyilerin arasında bulunmak ve onları kendine örnek alabilmek gerekir. Sevgi ortamı kardeşliği, kardeşlik de insanca yaşamayı doğurur. Olaylara sevgiyle ve kardeşçe bakabilmek oldukça önemlidir.

“Bilmiş olunuz ki edep, insanların bedenindeki ruh gibidir. Aslında edep, Allah dostlarının gözü ve gönül nurudur. Eğer şeytanın başını ezmek dilersen, gözünü aç; gör ki şeytanın katili edeptir.” (Mevlana)

“İnsanlarla iyi geçinmeyen ve kendisiyle geçinilmeyen kişide hayır yoktur.” buyuran sevgili Peygamberimiz, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildiğini ifade etmiştir. Sevgi, İslam’ın temel anahtarıdır.

Sevgi, insanca yaşamanın parolasıdır. Her şeye sevgi ile bakabilmek, insanları bu sevgi ile kucaklayabilmek ne güzel bir davranıştır.

Hz. Muhammed (sav), sadece müminlere karşı değil, kendisine inanmayanlara karşı da hassas davranmış; kimseyi kırmamış, kimseye kin beslememiştir. O, kendisine eziyet edenlere ve kendisini öldürmek isteyenlere dahi beddua etmemiştir. Onun asıl gücü, güvenilir olmasının yanı sıra insanlara sevgiyle yaklaşmasından kaynaklanır.

Olaylara, insanlara ve çevremize sevgiyle bakmak; kardeşçe davranmak ve güzel ahlaka sahip olmak bizim insanlık görevimizdir.

Bütün insanları kardeş olarak görebilenlere selam olsun.

(Kaynak: Diyanet Hutbeleri)

Cumanız mübarek olsun.

Saygılarımla…